banner133

banner101

19 Ocak 2018 Cuma

Adam Yerine Koymak

08 Ocak 2018, 16:15
Bu makale 503 kez okundu
Adam Yerine Koymak
Oral Yılmaz
Türkçemiz de çok önemli bir yeri olan bu deyimi sıklıkla kullanırız. Çoğunlukla da kendi kriterlerimize göre hareket eder işimize yarayan, yolumuzu açan, bize iyi kötü menfaatler sağlayan kişiler hakkında böyle konuşur, onları başkalarının gözünde yüceltmeye çalışırız.
Oysa ki dilimizde “yiğidi öldür ama hakkını ver” diye bir başka deyimde mevcuttur. Bu deyim bize tarafsız olmamız gerektiğini ve kişilerin haklarını teslim ederek dürüst ve adaletli davranmamızı hatırlatır.
Her geçen gün toplumumuz kendine özgü değerlerini, erdemlerini bir bir yitirmeye başladı. Birleşip kenetlenmek, beraberce bu ülke menfaatleri için çaba sarf etmek yerine “gemisini kurtaran, kaptan” ve “altta kalanın canı çıksın” diyerek tuhaf davranış modellerini benimsiyoruz.
Son yıllarda hızla düzgün vasıflarımızı yitirmeye ve  kişisel çıkarlar için etrafımızdakilere rahatlıkla yalan söylemeye, iki yüzlü davranmaya, onları her türlü aldatmaya başladık.
Devir değiştikçe arkadaşlık, dostluk, sevgi, saygı gibi erdemlerde çürümeye terk edildi. Sonuç itibariyle bundan böyle hepimiz konuştuğumuz kişilerin söylediklerine, verdikleri sözlere çok daha fazla dikkat etmek zorunda kalacağız.
Almanların da bir deyimi var; “güven iyi bir şeydir ama kontrol daha iyi bir şeydir!”. İnsanlar size bir söz verdiklerinde veya bir başkasına kefil olduklarında kendinize “acaba?” diye sormaktan da geri kalmamalısınız. Ne kadar güvenseniz bile bu sözlerin, kefaletlerin doğru olup olmadığını da sıkıca kontrol etmelisiniz.
Bazılarımız “yalandan kim ölmüş ki?” diyor. Bakın bu doğrudur. Yalandan beden ölmez, ama; Gönül ölür, dostluk ölür, güven ölür, insanlık ölür!” Kötülüklerin anasıdır dediğimiz yalan hıyanettir ve dinimizde haramdır. Günahların en çirkinidir. Sebebi ne olursa olsun kınanmalıdır.
Öyle ki adam olmak bir guruba dahil olmak değil, her şeyden önce bir duruşa sahip olmaktır. Toplum olarak öylesine ayrıştırıldık, öylesine ötekileştirildik ki birbirimizden koptuk, dostluklarımızı, arkadaşlıklarımızı, komşuluklarımızı yitirdik ve yalnızlaştırıldık. Duygularımızı öylesine körelttik ki aile bağlarımızı bile çürüttük, atalık, babalık, analık gibi vasıflarımızı hiçe saydırdık. Saygı ve samimiyetten uzaklaştık, örselendik, sıradanlaştırıldık.
Oysa “komşu komşunun külüne muhtaçtı” bir zamanlar. Yaşlıya saygı göstermek önemliydi. İnsanlar birbirlerinin kusurlarını örter, ayıplarını kapatırdı. “Komşuda pişer, bize de düşer” gibi çok anlamlı atasözlerimiz vardı. Çok değil 20-30 sene öncesine kadar kapılarımız kilitsizdi. Mandalı çeken içeri dalar, yemek zamanına denk gelirse mutlaka sofraya oturur, Allah ne verdiyse yerdi.
Her şeyden önce “söz namustu”. En ufacık hatalarda bile insanlar mahçup olur, boyunları eğerlerdi. Belki herkes fakirdi, elbiseleri yamalı, mutfakları tam takırdı. Ama o halde bile onların vakur bir duruşları, Allah korkuları vardı.
Peki, nereye gitti bütün bu insanlar? Yoksa yazar Yaşar Kemal’in “Demirciler Çarşısı Cinayeti” isimli romanında yazdıkları;
“bindiler de çektiler gittiler, o iyi insanlar, o dünya güzeli atlara... o yiğitler, o her birisi kaplan örneği şahinler, o ceren gibi atlara bindiler de başlarını aldılar gittiler. bir daha, bir daha hiç gelmeyecekler. hiç, hiç, hiç! demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. şu dünyanın yaşaması müşkül hal ilen. bin iyiyi bir kötüye kul eden..."   sözleri doğrumuydu?
Bütün ülke sus pus olmuş bekliyoruz. Kimi beklediğimiz de belli değil. Bu toplumu mutlu edecek, onlara iş, onlara aş verecek, çocuklarını iyi eğitecek, namerde muhtaç etmeden ayakları üstünde kalmasını sağlayacak, hak ve adaleti savunacak, bizleri birleştirip, bütünleştirecek, geleceğe umutla, heyecanla, öz güvenle bakmamızı sağlayacak yüreğinde Allah korkusu olan birini bekliyoruz.
Bu toplumun fertleri niye bu kadar umutsuz? Niye bu kadar cinayet, intihar, iflas haberleri gündemimizi meşgul ediyor? Niye televizyonda ve medyada hep abuk subuk yayınları izlemek zorundayız? Her şey güllük gülistanlıkta bizim mi bundan hiç haberimiz yok?
Herkes kabuğuna çekilmiş, konuşmayı ve düşünmeyi unutmuş, gününü kurtarma derdinde ama yaşanan felaketler hiç mi içimizi acıtmıyor? Ölen, öldürülen, malını ve mülkünü kaptıran on binlerce insan akşam haberlerinde soframıza gelirken hiç mi içiniz acımıyor? Yoksa olup bitenleri “vay be!” diyerek izleyip, çala kaşık karnını doyuranlardan mı oldunuz?
Kim olursa olsun, size yalan söyleyene, sizi kandırana, söz verip tutmayana, adam muamelesi yapmayın. Hiç bir şey olmamış gibi onların yüzlerine de gülmeyin. Her şeyden önce “hayır!” demesini ve hesap sormasını öğrenin.
Yoksa bir deyimimiz daha gerçekleşir ve “sende bu ense onda da bu para varken, ensene tokat atan çok olur!”

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    GAZETE MANŞETLERİ
    banner114
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SAYFALAR
    ARŞİV
    banner82

    banner109