ADINI SİZ KOYUN

1965 yılından beri görev yaptığım her yerde gazetelerde yazı yazdım. Şimdiye kadar yazdığım hiçbir yazının başlığını okuyucularıma adını siz koyun demedim. Yani yazdığım yüzlerce köşe yazısının başlığını konusuna uygun olarak kendim koydum. Ancak bugünkü yazımın başlığını okuyucularıma bıraktım. Okuyucularımın mesajlar aracılığı ile gönderecekleri başlıklardan en uygunu önümüzdeki hafta okuyucularımla paylaşacağımı şimdiden duyurmak isterim. Yazıya başlık koyma konusunda bütün okuyucularımın mesajlarını yazımın altındaki mesaj kutusuna bekliyorum.

Geçtiğimiz hafta ulusal basınımızda dikkat çeken bir haber vardı. Haber Almanya mahreçli olup çoğumuzun dikkatini çekecek önemde idi. Hıristiyan âleminin ve Almanya’nın önemli kentlerinden Köln’de önemli bir gelişme oldu. Köln Belediye Başkanı Bayan Henriette Reker aldığı bir kararla Cuma günleri öğle ezanının hoparlörle okunmasına karar verdi. Basında çıkan haberlerden öğrendiğimize göre Sayın Belediye Başkanı aldığı bu kararı “Dinin karşılıklı kabulünün bir işareti” ve “ Anayasal olarak korunan din özgürlüğüne bağlılık” olarak değerlendirmiş. Ayrıca Köln’de yaşayan Müslümanları “Köln şehir toplumunun ayrılmaz bir parçası” olduğunu söylemiş. Bayan Belediye Başkanı devamla “Bu söylediklerimden şüphe duyan herkes Köln’ün kimliğini ve barış içinde bir arada yaşamamızı sorguluyor demektir. Şehrimizde, kilise çanlarımızın yanı sıra ezan sesinin duyulması, Köln’de çeşitliliğe değer verildiğini ve bu çeşitliliğin burada yaşandığını gösterir” açıklamasında bulunmuştur.

Belediye Başkanı Sayın Bayan Henriette Reker’in aldığı bu karar başta partilileri olmak üzere Almanya’da birçok kişi ve toplumun tenkidine uğramış ve tartışılmıştır. Ancak onlara cevap veren Belediye Başkanı “Köln, dini özgürlüğün ve çeşitliliğin kentidir. Tren garında inen bir kişiyi katedral selamlar ve çan sesleri ona eşlik eder. Köln’de birçok Müslüman bulunuyor. Ezan okunmasına izin vermek bana göre saygının bir göstergesidir.” diyerek tartışmalara son noktayı koymuştur.

Sayın Belediye Başkanının aldığı bu karar elbette din ve inanç hürriyeti adına atılmış büyük bir adımdır. İnsanlık adına bu kararı alkışlıyorum. İslâm’ın insanlığa sunduğu din ve inanç hürriyeti kadar olmasa da bu yönde atılmış önemli bir karar olarak selamlıyorum. Bundan 1450 sene önce “Benim dinim bana, senin dinin sana” ve “Dinde zorlama yoktur” diyen İslâm Dini din özgürlüğüne büyük kapı aralamış, fakat sonunu getirememiştir. Medine’ye hicretten sonra orada bulunan gayri İslâm ( Yahudi, Hıristiyan ve putperestler) toplumlarla yaptığı Medine sözleşmesi bu konuyu yazılı metne geçiren en önemli belgedir. Mukaddes kitabımız Kur’an ayetleri, Peygamberimizin (s.a.s.) hadisleri ve son olarak veda haccında dile getirdiği mesaj yüklü vasiyeti bu konunun tartışmasız belgelerini oluşturur.

İslâm’da bizzat Peygamberimizin yaptığı ve Tevbe suresinin 60. Ayetine dayanan Müellefe-i Kulûb uygulaması vardır. Adı geçen ayette “Allah’tan bir farz olarak sadakalar, ancak fakirlere, düşkünlere, onun üzerinde çalışan memurlara, müellefe-i kulûbe, kölelere, borçlulara, Allah yolunda cihat edenlere ve yolculara aittir. Allah her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olandır” denilmekte zekât ve sadakaların kimlere verileceği sıralanmaktadır. Bu rada zikredilen “Müellefe-i Kulûb” ibaresi; henüz Müslüman olmamış, zekât verilmek suretiyle kalpleri İslâm’a karşı yumuşatılmak ve onları zararsız hale getirmek, ya da Müslüman olmuşsa da dinde sebat ettirilmek istenilen kişileri ifade eder. Bırakınız dinde zorlamayı zekât vererek onları İslâm’a ısındırmak ve kalplerini bu şekilde kazanmak için zekât vermek uygulaması mevcuttur. Ancak bu uygulama Dört Halife Döneminde uygulamadan kaldırılmış, Hz. Ömer “Biz İslâm adına bir şey vermeyiz. İslâm güçlenmiştir. Dileyen mü’min, dileyen de kâfir olur” diyerek meseleye olan mesafesini ilan etmiştir.

Geçen her zaman İslâm’ın bu anlayışını törpülemiş, kendi dışındaki her türlü inanç ve anlayışa katı bir tavra itmiştir. Bırakınız başka dinleri, kendi içindeki mezhep ve tarikat farklılıklarına bile tahammül gösterememiş, onlara silah çekip kan dökmeyi dine hizmet kabul etmiştir. Günümüz dünyasında İslâm’a ayrı pencerelerden bakanları bile kâfir ilân etmek; onların malını, canını ve namusunu kendileri için helal saymak, olağan anlayış haline gelmiştir. İslâm Dinini bir başka anlayışla yaşayan Alevilerin ibadethanesi olan Cem evlerine ve onların varlığına sıcak bakamayanların kilise yaptırılıp, çan çaldırılmasına nasıl bakacaklarını sizlerin anlayışına bırakıyorum. Bu anlayışla Köln Belediye Başkanı Sayın Henriette Reker’in kendi içlerindeki muhalefete rağmen uygulaması elbette büyük bir adım ve alkışlanacak bir harekettir. İslâmi inanç hürriyetine büyük bir yaklaşımdır. Kendilerine buradan takdir hislerimi ve selâmlarımı gönderiyorum.  

  

YORUM EKLE

banner128

banner124