seks hikayeleri escort kayseri escort istanbul altyazılı porno

ASABİYYE VE ŞUUBİYYE (4)

Kelime ve sosyolojik bir terim olarak ŞUUBİYYE Emeviler’in Arap olmayan diğer İslâm topluluklarına bakışlarından ve onlar hakkında İslâm’a, onun inanç ve itikatlarına uygun düşmeyen incitici, kaba, ayırıcı, aşağılayıcı kabullerini devlet siyaseti haline getirmesinden doğmuş bir düşünce akımıdır. Başlangıçta masum bir savunma hareketi gibi görülen ve bütün insanların eşitliğini savunan bu fikir hareketi zamanla sınırlarını ve hedefini aşarak kavimlerin düşmanlığını celbedecek yalan ve iftiralara yönelmiş bir hareket haline dönüşmüştür. Bu düşünce akımının zaman içinde meydana getirdiği eserlerin savunduğu doğru olmayan, yalan ve iftiralara dayalı fikirler; ciddi İslâm kaynaklarına da sızmış, günümüzde İslâm milletlerinin bölünüp parçalanmasına sebep olmuş, arzulanan birlik ve bütünlüğün sağlanmasına engel olmuş bir akım olarak tarihteki yerini almıştır.

Yazımın bundan önceki bölümlerinde Arap aşiretleri arasındaki anlaşmazlıkların, kan davalarının ve Arapların diğer kavimlere karşı birleşip güçlü bir Arap topluluğu oluşturmasına en büyük engelin ASABİYYE duygusu olduğunu ifade etmiştim. Peygamberimiz (s.a.s) bu duyguyu telin etmiş, bilhassa Medine döneminde açık bir mücadele başlatmış; bu kesin ve kararlı mücadeleden çok olumlu sonuç elde etmiş, Medine’de Arap aşiretlerinden İslâm’ı kabul eden bütün unsurları İSLÂM KARDEŞLİĞİ potasında birleştirmiş, Arap yarımadasında tarihte görülmeyen bir birlik ve bütünlük sağlamıştır. Zaman içinde ASABİYYE duygusunu çağrıştıran bazı olaylara anında müdahale etmiş bütün ümmetini bu duygudan uzak tutmaya büyük gayret göstermiştir.

Peygamberimizin ahirete irtihalinden sonra halife Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer zamanında peygamberimizin bu konudaki hassasiyetine aynen uyulmuş, Arap kabile ve aşiretleri arasındaki yönetim dengelerini muhafaza etmiş, bunun dışında getirdikleri bazı cezai tedbirlerle ASABİYYE’NİN tekrar hortlamasının önüne geçmişlerdir. Hz. Osman zamanında ise daha önceki yönetim dengeleri bozulmuş, vilayetlere gönderilen valiler, yüksek devlet kademelerindeki yöneticiler özellikle kendi kabilesi olan Ben-i Ümeyye’den (Emeviler) seçilmiştir. Bu durum tarihi Haşimi- Ümeyye çekişmesini yeniden canlandırmış, diğer Arap kabileleri de devlet yönetiminde temsil edilme taleplerini dillendirmeye başlamışlardır. Cahiliyyeden kalma Arap aşiret ve kabile üstünlüğüne dayalı ASABİYYE duygusu bütün haşmetiyle yeniden hortlamış, sonuçları İslâm tarihinde onulmaz yaralar açan olaylara ve günümüze kadar devam eden bölünmelere sebep olmuştur.

Emeviler dönemi aynı zamanda bir fütuhat dönemidir. Bu dönemde devletin sınırları içine batıdan İspanya (Endülüs) Kuzey Afrika’da Fas, Cezayir, Tunus, Mısır; Orta doğu’da Suriye, Irak, Kıbrıs, Kafkasya’ya kadar Doğu Anadolu, tümüyle İran ve Orta Asya İslâm Devletinin sınırları içine katılmıştır. Bu geniş sınırlar içinde Yemenliler, Habeşliler, Farslar, Kıptiler, Berberiler, Türkler gibi daha önce büyük medeni hamlelere tanıklık yapmış kavimler bulunuyordu. Araplar yönetimleri altına aldıkları bu toplulukları mevali ya da Acem olarak nitelendiriyor, onlara köle nazarıyla bakıyorlardı. Ayrıca bu topluluklar için oluşturdukları hukuki, siyasi tahakküm geçmişte parlak medeniyetlerin sahibi bulunan Türkler, Farslar, Kıptiler ve Berberi’leri rahatsız ediyor, kendilerine gösterilen kölelik muamelesi kavmiyet duygularının uyanmasına sebep oluyordu. Arap olmayan kavimler arasında hoşnutsuzluklar dayanışmaya dönüşüyor ve Emevi hanedanına karşı isyan ve ayaklanmaların sebebi oluyordu. 750 yılında Ebu Müslim öncülüğündeki büyük ihtilal de bu tür bir isyanın sonunda meydana gelmiştir. Bu ihtilal sonunda Emeviler yönetimden uzaklaştırılmış, Abbasiler dönemi başlamıştır.

Abbasiler Peygamberimizin amcası Hz. Abbas’ın soyundan geldikleri için Haşimi kabilesini temsil ediyorlardı. Emevi’lere karşı tarihi intikamlarını alma fırsatı doğmuş ve bütün Emevi soyundan gelenleri katletmişlerdir. İktidara gelmelerini Fars ve Türk’lere borçlu olduklarını bildikleri için onları devlet hayatına katmışlar, yönetimde önemli mevkilere getirmişlerdir. Bu durum o güne kadar bir mevali arkasında namaz kılmayı bile onur kırıcı bulan Arapları diğer Arap olmayan topluluklara karşı düşmanca duygular geliştirmelerine sebep olmuştur. İşte bu durum hem Araplar’da, hem de başta Fars’lar olmak üzere Arap olmayan diğer kavimlerde ŞUUBİYYE hareketini doğurmuştur.

Arap olmayan İslâm kavimleri başlangıçta Kur’an-ı Kerim’den ve hadislerden getirdikleri delillerle bütün insanların eşitliğini savunuyor, bu genel bir kabul görüyordu. Ancak Abbasilerin yönetiminde düşüncelerini daha rahat ifade etmeye fırsat bulan gayri Arap unsurlar eşitlik sınırlarını zorluyor, Arapların daha önce ifade ettikleri üstünlük fikirlerini reddederken bu seferde kendi üstünlüklerini savunarak insanların eşitliği fikrinden uzaklaşmaya başlıyorlardı. Bu durum Arap şuubiyye taraftarlarıyla Fars şuubiyye mensupları arasında günümüze kadar uzanan mücadele dönemini başlatmıştır.

ŞUUBİYYE’NİN Arap ve Fars kolları arasındaki bu mücadeleye İslâmi delil getirme konusuna Kur’an kapalı olduğu için genelde hadislere başvurulmuş, dolayısıyla çok sayıda uydurma hadis gündeme gelmiştir. ŞUUBİYYE akımının mensupları düşünce ve görüşlerini dayandırmaya çalıştıkları bu uydurma hadisler zamanla ciddi dini kaynaklara da geçmiş, günümüzde bile Müslümanlar arasında kafa karışıklığına sebep olmuştur.

Bu uydurulmuş ve ciddi kaynaklara da girmiş hadislerden bazıları şöyledir. “Muhakkak Allah ezze ve celle kızdığı zaman vahyi Arapça indirdi; razı olduğu vakit vahyi Farçs indirdi.” Bu Fars’ların uydurduğu bir hadistir. Buna mukabil Arapların uydurdukları hadis ise “Rab kızdığı zaman vahyi Farsça indirirdi, razı olduğu vakit Arapça indirirdi” “Cennet ehlinin lisanı Arapça ve inci gibi Farsça’dır. Arşın etrafındakilerin lisanı da Farsça’dır. Arşın etrafındaki melekler Farsça konuşurlar” “Bir insan Farsça konuşursa adiliği artar ve cesareti, erkekliği azalır” “Sizden en iyi olanınız Arapça konuşandır. Farsça konuşmayın, çünkü o nifaka sebep olur.” “Bir kimse Farsça konuşursa deliliği artar, cesareti kırılır, erkekliği azalır” “Kim Arap’ı aldatırsa şefaatıma dâhil ve sevgime nail olamaz. Ancak münafık olan Arap’a buğzeder” “Habeşliler acıktıkları zaman hırsızlık, doydukları zaman hırsızlık yaparlar” “Zenciden sakınınız, zira o çirkin bir mahlûktur”

Yukarda peygamberimize atfen uydurulmuş hadislerin kimler ve ne maksatla kaynaklara geçirildiği bellidir. İslam’ın getirdiği ve insanlık için rahmet olan inanca ters düştüğü apaçık belli olan bu sözlerin Araplık ve Farslık adına söylenmesi insanlığın vicdanını sızlatmıştır. Üstelik bu tür uydurmaları önlemek için Peygamberimiz (s.a.s) in “bir kimse benim söylemediğim sözü hadis diye uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın”  ikazı varken böyle bir yola sapmaları din adına da, İslâm adına da hatta insanlık adına da büyük ihanettir.

Not: bu seri yazıyı burada bitirmeyi planlamıştım. Ancak Fars ve Arap ŞUUBİYYE mensuplarının milletimiz için yaptığı iftiraları ayrı bir bölümde sunmayı uygun buldum. O nedenle yazı serimi önümüzdeki hafta tamamlayacağım.

YORUM EKLE

banner129