Ayasofya’nın Açılması ile Bir Hasret Bitmiştir

Ayasofya’nın Camii olarak aslı hüviyetine kavuşması bazıları için önemli olmasa da; hatta tepki ve yas tutacak kadar üzüntüye sebep olsa da, Müslümanlar için çok önemlidir…

Çünkü,Ayasofya bir ata yadigârı aziz bir hatıradır. Büyük bir müjdenin adıdır. Bir taraftan da ülkenin tabu senedidir.Bu topraklardaki varlığımızı sağlamlaştırmak için, adeta, çakılan bir çividir.

Şöyle ki, Balkan harbinde Ruslar Çatalca’ya kadar geldiklerinde, İngilizlerin Çanakkale çıkartmalarında en büyük motivasyon kaynağı “Ayasofya’ya haç dikmek” olmuştur. Onlar için bu büyük bir özlemdi. Nitekim, İngilizler İstanbul’u işgal ettiklerinde, ilk iş olarak Ayasofya’ yönelip arzularını yerine getirmek istemişler; ama o günün yetkilileri “ Ayasofya’ya dokunursanız etrafını dinamitler döşedik, patlatırız” tehdidi karşısında bu emellerini gerçekleştirememişlerdir. Görüldüğü gibi, Ayasofya onlar içinde bizim için de önemi oldukça yüksek..

İşte böylesine önemli bir mabet,1934 yılında kendi ellerimizle müzeye çevrildi. O günün şartlarında yetkililer ne düşündü bilemiyoruz. İkinci dünya savaşı arifesinde Hristiyan dünyası ile iyi geçinmek, bir daha ülkeyi savaş ortamına sokmamak gibi nedenlerle böyle bir karar alınmış olabilir; ama artık o zorlu günleri geride kaldı. Zannediyorum,bunu düşünen yetkililer de böylesine hayati karara imza attılar.

Peki, daha önce açma imkânı var mı idi? Geçirdiğimiz merhalelere baktığımızda bunun pek mümkün olmadığı görülüyor. Ne iç ne de dış konjonktür buna müsait değildi.

Başta Necip Fazıl olmak üzere, Nurettin topçu, Atsız gibi fikir adamları bu meseleyi canlı tutarken, Osman Yükse Serdengeçti bu konudaki şiir ve yazısından dolayı savcı idam talebinde bulunmuştu.

Bir kısım kanaat önderi de, Ayasofya’nın açılması yönündeki taleplerini hep dile getirmişledir.

Mesela,Sahibi zaman müceddit Süleyman Silistrevi (K.S.) hazretleri İstanbul Camii kürsülerinden zamanın Başbakanı Menderese hitaben “ Milletin önünde ayak bağı olan Ayasofya’yı aç!senin içinde millet içinde hayır kapıları açılacak, bütün şer kapıları kapanacak” diye seslenmiştir.

Aynı şekilde, Süleyman EfendininTalebesi Seyfettin Alkan Hocamız ’da, vaaz konusu ne olursa olsun, vaazın sonunu Ayasofya ile bağlar,”Üstadım Süleyman Efendi” diye söze başlayarak yukardaki temenniyi dile getirirdi. Bir ara Bolu’ya geldiğinde bir sohbet ortamında kendisinden dinlemiştim. İstanbul Emin Önü Yeni Camii’nde Cuma vaazı için hazırlık yaparken Müftülükten aranır ve kendisine “ Cuma Namazına Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL gelecek, erken gelirse vaazı keser, geç gelirse uzatırsın” şeklinde bir hatırlatma da bulunulur. Abdullah Gül gelir. Seyfettin Alkan yine konuyu Ayasofya’ ya getirip Üstadı, Hocası Süleyman Efendi’nin temennisi tekrar dile getirir. Abdullah Gül bukonuşmayı dikkatlice dinler.

Bu gün emeklilik döneminde olsa da, İstanbul camii kürsülerinde yıllarca bıkmadan, usanmadan bu konuyu anlatan Seyfettin Alkan Hocamız,Ayasofya’nın açılışın da bulunmayı en fazla hak eden isimlerden birisisidir. İnşallah davet edilmiştir.

Biz, ta yetmişli yıllarda İstanbul’da talebe iken, Sultan Ahmet meydanındaki 29 Mayıs mitingine gitmiştik. Necip Fazıl konuşacak denilmişti; fakat Necip Fazıl Saraçhane meydanındaki mitingde konuşmuş. Zannediyorum, bizim gittiğimiz mitingi “Yeniden Mücadele” gençliği düzenlemişti. Gençler, yeri göğü inletircesine ”Ayasofya açılsın!” diye haykırıyorlardı.

O mitingden zihnimde kalan ise, kürsüde bir gencin, parmağından akıttığı kanla yazdığı “Ayasofya açılsın” Telgrafını zamanın Başbakanı Süleyman Demirel’e göndermesidir.

İşte böylesi zorlu mücadeleden sonra, tıpkı ezanın aslına döndürülmesi gibi, 86 yıl sonra Ayasofya’nın açılması, üzerimizdeki kara bulutların dağılmasında önemli bir aşama, aynı zamanda tarihi bir dönüm noktasıdır.

Onun için, Ayasofya’nın açılması için dua edenler kadar, emeği geçen ve vesile olanlardan Allah razı olsun diyoruz.

Burada kimsenin niyetini bilmiyoruz. Orasını Rabbim bilir. Öyle, birilerine tavizler verilecek gibi sözleri ve tartışmaları anlamsız buluyoruz. Esas olan yüz yıllık bir hasretin bitmesidir.

Bu da, geri dönüşü olmamak üzere, hayatiyete geçmiştir.

Kalın sağlıcakla

YORUM EKLE