BİR HAYALİM VAR (2)

Geçen hafta yazımı bitirirken bu hafta kaldığım yerden devam edeceğimi ve yazımın ilerleyen bölümlerinde ele alacağım esas konunun zemini oluşturacak ikinci veriyi yazacağımı duyurmuştum. Şimdi konuya kaldığımız yerden devam edeceğim.

20. yüzyıl da yetiştirdiğimiz o günkü tabirle içtimaiyatçı, yaygın haliyle sosyolog ve Türkçe karşılığıyla üç önemli toplum bilimcimiz vardır. Bunlardan ilki Ziya Gökalp, ikincisi Prof. Dr. Mümtaz Turhan, üçüncüsü ise Prof Dr. Erol Güngör’dür. Gerçekten genç cumhuriyetimizi düşünceleriyle yönlendiren bu üç büyük beyin cumhuriyet aydınımızın yolunu açan ve onları şekillendiren kişilerdir. Farklı zamanlarda yaşasalar da birbirini tamamlayan zincirin önemli halkalarını oluştururlar. Bunlardan Ziya Gökalp kurucu kadronun fikir babası olduğundan herkes tarafından bilinse de, diğer ikisi siyasal kavgaların tozu dumana kattığı dönemlerde yaşadıkları için varlıklarından ve düşüncelerinden çok sonraları haberdar olunmuştur.

Bunlardan Prof. Dr. Mümtaz Turhan Yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran kişidir ve Prof.Dr. Erol Güngör’ün de hocasıdır. En önemli eseri Kültür Değişmeleri adını taşımakta ve Cumhuriyet inkılâbının üzerinde durmaktadır. Maarifimizin Ana Davaları adındaki küçük fakat içeriği ile çok büyük olan kitabıyla da cumhuriyetimizin maarif hamleleri üzerinde durmakta, gördüğü hataları dile getirmektedir. İşte bu kitabında Merhum Mümtaz Turhan cumhuriyetimizin en büyük medeni hamlesi olarak ifade edilen okuma yazma seferberliğinin, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN “Çağdaş medeniyetin üzerine çıkmak” hedefiyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunu irdelemektedir.

Cumhuriyetimizin Osmanlı yönetiminden devraldığı toplum hepimizce malumdur. Bu toplum okuma yazma oranı çok düşük ( yüzde iki buçuk ile yüzde beş arasında bir oran) cahil fakat arif bir toplumdur.  Cumhuriyet inkılâplarıyla bu toplumdan çağdaş bir toplum yapmak ve medeni dünya ile hem eşit, hem de onun öncüsü yapmak için kollarını sıvamıştı. Bunun için de harf inkılâbıyla birlikte okuma yazma seferberliği başlatmış millet mektepleriyle bu seferberliğe katkı sağlamaya çalışmıştı. Merhum Mümtaz Turhan Hoca konuya buradan başlamakta, bu noktanın yanlış çıkış olduğunu tespit ederek bizi hedefe ulaştırmayacağını söylemektedir.

Merhum Prof. Dr. Mümtaz Turhan medeniyeti sıradan okuryazar insanların değil, konusunda uzmanlaşmış birinci sınıf ilim adamlarının yaptığını söylemiştir.  Bizim “çağdaş medeniyeti yakalamak” ve “medeni dünya ile farkı kapatıp onları geçmek” gibi hedefe halkımıza okuma yazma öğretmekten öte birinci sınıf ilim adamı yetiştirmekle yakalayabileceğimizi savunmuştur. Kuruluş yıllarındaki fakir halkın vergilerinden toplanan ve bugünkü rakamlarla mukayese kabul etmez miktarlardan oluşan bütçeden Milli Eğitim Bakanlığına ayrılmış küçük bir payın okuma yazma seferberliğine tahsis edilmesini yanlış bulur ve fakir halkın maddi enerjisinin heba edildiği bir yol olarak değerlendirir. Bu yolun bizi hedefe ulaştırmayacağını yürekten savunur.

Merhum Mümtaz Turhan toplumun hepsine okuma yazma öğretmekle medeni dünyanın eşit, ona katkı sağlayan bir parçası olunamayacağını savunmuş, bu yolla cehaletin yok edilemeyeceğini ancak “okuryazar bir cahil toplum” elde edileceğini savunmuştur. O bu yoldaki düşüncelerini daha ileriye getirirken Türkiye Cumhuriyetinin “Çağdaş Medeni Dünyanın eşit ve şerefli bir parçası” olması için birinci sınıf uzman kadroların yetiştirilmesine gayret edilmesini tavsiye eder. Bunun için de okuma yazma seferberliğine ayrılmış paraların yurt dışına her sahada birinci sınıf uzman yetiştirilmesine tahsis edilmesini tavsiye eder. Böylece çok zeki gençlerin devlet tarafından masrafları karşılanarak yurt dışına eğitim ve öğretime gönderilmesini, oralarda eğitim ve öğretimleriyle birlikte inceleme, araştırma yapmalarını ve dönüşte onlara çalışma olanaklarının devletçe temin edilmesini teklif eder. Bu yolla daha kısa zamanda medeni dünya ile mesafenin kısaltılacağını, bu uzman kadrolarla da zaten okuma yazma hedefine ulaşılacağını heyecanla savunur. Son dönemde Batı’ya hem devlet namına hem de kendi imkânlarıyla eğitim ve öğretim maksatlı gidişlerin artması, ülkemizin medeni hamlesini artırmıştır. Bunu her sahada müşahede etmek mümkün hale gelmiştir. Bu durum da merhum Mümtaz Turhan’ın haklılığını ve projesinin doğruluğunu ispatlamaktadır.

Son yıllarda ülkemiz hızlı bir üniversiteleşmeye yönelmiştir. Her ilde açılan üniversiteler mezunlarıyla medeni hamlemizin itici gücü olması gerekirken, diplomalı işsizler ordusu oluşturmuştur. Gerekli alt zemin oluşturulmadan açılan bu üniversiteler beklenilen faydayı vermemiş, devleti ve iş hayatımızı hazırlıksız yakaladığı için de halli zor sosyal buhranlara zemin oluşturmuştur. Çağdaş toplum ancak çağın şartlarına uygun bir eğitimle yakalanır. Geçmişin şartlarına uygun eğitim ve öğretim, günümüz insanının ihtiyaçlarına cevap veremez. Düzenlemelerle çağa ayak uydurmak hatta geleceğin ihtiyaçları dikkate alınarak yapılacak bir eğitim cumhuriyetin hedeflerine ulaşmasını temin edebilir. Bugün ülkemizdeki ilkokuldan üniversiteye kadar yapılan eğitim ve öğretimin bu hedeflere uygun eğitim yaptığını söylemek mümkün değildir. Şeklen medeni dünya ile aynı olmak çağdaş olduğumuzun bir ifadesi değildir. Medeni dünyanın kullandıklarını kullanmak da çağdaş olduğumuzu göstermez. Medeni dünyanın bir parçası olan toplum bulan, yapan ve üreten bir toplumdur ve de gelecek ancak böyle toplumlarındır. Kim ne derse desin çağın ruhunu yakalayamamış, onu yaşayamamış ve çağa ayak uyduramamış toplumlar önce köleleşmeye, sonra da yok olmaya mahkûmdur.    

YORUM EKLE

banner128