izmir escort

“Yapılmış Darbenin Davası Olmaz!..”

Bolu’da 7,5 yıl çalıştıktan sonra Ankara’ya yerleşen ve CHP Meclis Grubu Hukuk Danışmanı olarak çalışmaya başlayan Emekli Hâkim Çetin Canbazoğlu ülke gündemine damgasını vuran 12 Eylül davası...

“Yapılmış Darbenin Davası Olmaz!..”

Bolu’da 7,5 yıl çalıştıktan sonra Ankara’ya yerleşen ve CHP Meclis Grubu Hukuk Danışmanı olarak çalışmaya başlayan Emekli Hâkim Çetin Canbazoğlu ülke gündemine damgasını vuran 12 Eylül davası ile ilgili düşüncelerini Bolu Olay gazetesine verdiği özel röportajda paylaştı.

Sayın Canbazoğlu Emekli olduğunuzu biliyoruz. Bir süre siyasetle de uğraştınız. Şu anda neler yapıyorsunuz?

Öncelikle bana böyle güzel bir söyleşi yapma imkânı verdiğiniz için sözlerime teşekkürle başlamak istiyorum. Evet, 2011 yılının Mart ayında 27 yıl bilfiil görev yaptığım hâkimlik mesleğinden kendi isteğimle emekliye ayrıldım. 12 Haziran 2011 seçimlerinde de CHP Ankara 1. Bölge 16. Sıradan Milletvekili adayı oldum; son sırada idim, seçilebilme şansım yoktu; fakat ailem ve çok yakın dostlarım dışında kimsenin bilmediği bir gerçeği burada sizinle paylaşmak isterim: Son sırayı kendim istemiştim; daha yukarılardan aday gösterilmeyi isteseydim, listelere hiç giremeyeceğimi biliyordum; çünkü, ünlü biri değildim; arkamda medya ya da sermaye desteğim yoktu; ayrıca kimi yargı mensupları gibi Silivri’ye de girip çıkmamıştım! O bakımdan, aday adayı olurken haddimi biliyordum ve gittim “hangi seçim çevresi olursa olsun son sıraya tâlibim” dedim ve gerçekten CHP sözünü tuttu ve beni Ankara 1. Bölge son sıradan aday gösterdi…

Silivri’ye girip çıkmak dediniz? Bunu biraz açar mısınız? Yani Silivri’de yargılansa idiniz siyasette şansınız daha mı yüksek olurdu?

Şüphesiz, öyle olurdu! Seçim öncesi dönemde, yani henüz emekli olmadan önce hiçbir yargı mensubunun yazmaya cesaret edemeyeceği yazılar yazıp bunları sosyal medyada ve kimi yerel ve ulusal basın organlarında paylaştım. Bunlardan biri 12 Eylül Halkoylaması öncesi kaleme alıp,yayımladığım “Bir Hâkimin Feryâdı!” adlı yazımdır; yazı, o dönemde çok ses getirmiştir; daha sonra hükûmetin özellikle yargıya yönelik politika ve uygulamalarını eleştiren başka yazılarım da yayımlanmıştır. Bütün bu yazdıklarımdan sonra aldığım maillerde bana hep şu soruldu: “Hâkim bey, siz hâlâ dışarıda mısınız? Sizi hâlâ Silivri’ye götürmediler mi?” Ne yalan söyleyeyim, ben de bir süre tedirgin oldum; acaba bu gece kapım çalınacak mı, ben de götürülecek miyim?diyegerildiğim anlar oldu. Neyse, şu ana kadar böyle bir şeyolmadı. Fakat, zaman zaman acaba Silivri’de şöyle bir boy gösterseydim, üç-beş ay yatıp çıksaydım, acaba milletvekilliği adaylığı sıralamasında daha yukarılarda yer bulabilir miydim? Olabilirdi! Çünkü bunun örnekleri bu ülkede görüldü: Cihaner’lerden, Balbay’lardan, Haberal’lardan bahsediyorum. Belki bir “Silivri mağduru” olsaydım, listelerde daha yukarılarda yer almayı, belki ben de onlar gibi seçilip, soluğu çoktan Meclis’te almış olabilirdim. Silivri’ye girip çıkmaktan kastım budur.

Şu anda neler yapıyorsunuz?

Emekli olduktan sonra bir süre, yani bir yıl kadar, meslekteyken sadece boş zaman bulabildikçe uğraştığım “Fotoğraf” tutkumla ilgilendim; ulusal ve uluslararası fotoğraf yarışmalarına yoğunlaştım; bağışlayın, söylemeden geçemeyeceğim: Son bir yıl içinde bu yarışmalardan çok sayıda madalya ve ödül kazandım. Eşim de emekli olunca Ankara’ya taşındık. Fotoğraf sevdamdan bu aralar uzak kaldım. Şu anda ise, yaklaşık 2 aydan bu yana CHP’nin TBMM Grubunda Hukuk Danışmanı olarak görev yapıyorum. İlgi alanlarınızdan biri siyaset ise ve siz emek ve mesainizi siyasetin tam kalbi olan Meclis’te harcıyorsanız, bu insana cazip gelebiliyor. Ben de yeni görevime alışmaya ve şimdilik severek yapmaya çalışıyorum.

Biz, asıl sizinle bu günlerde medyada geniş yer bulan “12 Eylül Davası ve sanıkları” hakkında konuşmak istiyoruz. Bu dava hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu davadan sonuç çıkar mı?

Önce, İddianameyi ele alalım isterseniz. Biliyorsunuz, dönemin Genelkurmay Başkanı ve daha sonra 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile Hava Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya haklarında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Tamamını veya Bir Kısmını Değiştirmeye veya Ortadan Kaldırmaya ve Anayasa İle Teşekkül Etmiş Olan Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasına Engel Olmaya Cebren Teşebbüs Etmek” suçlamasıyla açılan dava özel yetkili Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinde geçtiğimiz hafta görülmeye başlandı. Davaya çok sayıda kişi yanında AKP ve CHP de müdâhale talebinde bulundu. Şimdi, bakınız, bu davada savcı tarafından sanıkların cezalandırılmaları istenen sevk maddeleri, o zaman yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 146, 80, 31 ve 33. Maddeleridir. Asıl ceza maddesi olan 146. Madde aynen şöyle diyor: “Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum olur.”Bu hükmün ceza hukukundaki anlamı, yani deyim yerinde ise Türkçe’si “Darbeye Teşebbüs Etmek”tir! Dikkatinizi çekerim: “Darbe yapmak” değil, “darbeye teşebbüsetmek”tir maddelerde cezalandırılan eylem! Enteresandır, ama,765 sayılı Türk Ceza Kanununda “Darbe Yapmak” diye bir suç tanımı yoktur; ama “Darbeye Teşebbüs Etmek” diye bir suç tanımı vardır. Yani, şunu demek istiyorum: Darbeye teşebbüs etmiş ve bunu başarmışsanız, âmiyâne olacak ama, yırttınız; fakat, kazara evdeki hesabı çarşıya uyduramayıp da maâzallah darbeyi yapamadınız mı, işte o zaman yandınız!

Yani, bir eylemin suç sayılabilmesi ve cezalandırılabilmesi için Kanunda o eylemin suç olarak tarif edilmesi mi gerekiyor? Yanlış anlamadım değil mi?

Doğru, aynen öyle! Dış dünyaya yansıyan bir eylem, bir fiil, ceza kanunlarında suç olarak tarif edilmemiş ve o eyleme cezaî sonuçlar bağlanmamışsa, o eylem, sözgelimi dînen, ahlâken ya da vicdanen ne kadar yanlış, ne kadar kusurlu ve çirkin olursa olsun, suç teşkil etmez. Biz buna hukukta “kanunilik ilkesi” ya da “kanunsuz suç ve ceza olmaz” prensibi diyoruz. Ceza hukukunun en önemli ilkelerinden biridir bu! Yani bir kişiyi herhangi bir davranışından dolayı suçlayabilmeniz için bakacağımız ilk şart, o davranışın Ceza Kanunlarında suç olarak tanımlanıp, tanımlanmadığıdır. Eylem, kanunda suç olarak tanımlanmamışsa, o kişi suçlu sayılamaz ve hakkında ceza verilemez.

Pekiyi, 12 Eylül sanıkları hakkında ileri sürülen suçun Türk Ceza Kanununda tanımı yapılmış mı? Yani, sizin deyiminizle “Darbeye Teşebbüs” diye bir suç var mı Türk Ceza Kanununda?

İşte, işin “püf noktası” bu!..İster “ihtilâl”, ister “darbe”, isterse “askerî harekât” diyelim; bu eylemleri “tamamlamış” olmak, 765 sayılı Türk Ceza Kanununda suç olarak sayılmamıştır! Tamam, bu eylemlere kalkışmak Kanunda açıkça suç olarak sayılmış; ama dikkat ediniz, Evren ile Şahinkaya’nın eylemi teşebbüs aşamasında kalmamış ki; eylem yapılmış ve bitmiş! Deyim yerinde ise, ok yaydan çıkmış! Biraz önce dedik ya, Kanunda“ihtilâl, darbe, müdahale vb. yapmak” fiillerinin sadece “teşebbüs” aşaması suç sayılıyor. Siz, darbeyi yapmış, anayasal düzeni ortadan kaldırmışsanız ve üstelik ülke hâlâ sizin yaptığınız Anayasa ile yönetiliyor ise, artık hiçbir mahkemede yargılanamazsınız! Ama savcılar yanılıp, hakkınızda dava açabilirler, o ayrı mesele, o zaman da beraat dışında verilebilecek başka hiç bir karar yoktur.

Yani, Evren ve Şahinkaya’nın işledikleri iddia olunan “Anayasal Düzeni Değiştirmeye ya da Ortadan Kaldırmaya Cebren Teşebbüs Etmek” diye bir suç, 765 sayılı Türk Ceza Kanununda yer almakla birlikte, eylem tamamlandığı için sanıklar ceza almaz diyorsunuz.

Evet! Aynen öyle diyorum. Evren ve Şahinkaya “Darbe Yapmak Eylemini” tamamladıkları için, başka bir değişle, teşebbüs hâlinde bırakmadıkları için “ceza almazlar, alamazlar; haklarında beraat dışında bir karar verilemez” diyorum. Yani özetle ve tırnak içinde “yapılmış darbenin davası olmaz” diyorum. Nitekim eski Yargıtay Başkanı Prof. Sami Selçuk da geçenlerde şunları söyledi ve dedi ki: “Hukuk, 12 Eylül generallerinin yargılanmalarına izin vermiyor. Bu nedenle davayı umursamıyorum. Darbelerle yüzleşeceğim diye hukuk oyuncak edilmez.”Ben de bu görüşe aynen katılıyorum!..

Sanıklar Evren ve Şahinkaya şu anda yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununa göre değil de, neden şu anda yürürlükte olmayan eski 765 sayılı Türk Ceza Kanununa göre yargılanıyorlar?

Anayasanın “Suç ve cezalara ilişkin esasları” düzenleyen 38. Maddesi “Kimse, işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz…” diyor da ondan. Yani, bir suçun faili, suçu işlediği tarihte hangi ceza kanunu yürürlükte ise, o kanuna tâbi oluyor. 12 Eylül 1980 tarihinde 765 sayılı Türk Ceza Kanunu yürürlükte olduğu için, sanıklar hakkında o eski Kanun uygulanıyor.

Sizce de 12 Eylül davası bir şova mı dönüştü? Hukuk, bu davanın oyuncağı haline mi geldi?

Şüphesiz demokrasiye inanmış ve demokrasiyi özümsemiş çağdaş ve medenî toplumlarda ister “askerî harekât” isterse “darbe” diyelim; rejimin doğal seyrine müdahalede bulunmak tasvip edilebilir bir davranış biçimi değildir. Ama bu yargıyı, kanun koyucunun da benimsemesi gerekir. Kanun koyucu 765 sayılı Kanunu vâz ederken “darbe yapmak” eyleminin sadece “teşebbüs” kısmını cezalandırmıştır. Bunu yukarıda anlatmaya çalıştık. Hal böyle olunca, suçun “tamamlanmış, bitmiş” olmasına rağmen, suçun faillerini, hem de biri 95,diğeri de 87 yaşında iken yargılamak, şovdan başka bir şey değildir. Kanaatimce, güyâ12 Eylül’le hesaplaşmanın önünü açan anayasa değişikliği ile sonrasında sanıkların mahkemeye “kafes içerisinde getirilmelerini isteyen” çağ-dışı zihniyet, esasen, darbelerle değil, Cumhuriyet’le hesaplaşmayı marifet sayanların bir ayak oyunu vebir siyasî atraksiyonudur. Kaldı ki, bu zihniyet sahipleri dahi bu davadan sonuç çıkmayacağını iyi bilmektedirler. Amaç, geleceğe siyasî yatırımdır! Yalnız şu da var: Sırf bu düşünce sahiplerinin yanıldığını göstermek ve 12 Eylül sanıklarına karşı savaş çığlıkları atanları haklı çıkarmak uğruna, sanıklar hakkında sürpriz ve sembolik mahkûmiyet kararları da çıkabilir; belli olmaz. Böyle bir ahvâlde ise, yanlış hesap Bağdat’tan döner mi dönmez mi bilinmez ama dönmelidir…

12 Eylül soruşturmasında faturanın sadece Evren ve Şahinkaya’ya kesilmesi sizce doğru mu? 

Değil elbette! 12 Eylül’den önceki sürecin çok iyi analiz edilmesi ve o süreçte rol almış bütün aktörlerin çok iyi irdelenmesi gerekir. 12 Eylül’ü yapanlar kadar, ülkeyi 12 Eylül’e hazırlayan, getiren ve askerî harekâta zemin hazırlayan kimler ise, ister bir dış devlet, ister iç mihraklar, hepsinin çok titizlikle, kılı kırk yararak araştırılması ve tahlil edilmesi gerekir. Sözgelimi, bir “kan tahlili” yaptırıyorsunuz; sonucun yer aldığı kâğıtta anormal olan değerler yanına “yıldız” koyuyorlar değil mi? İşte, bunun gibi, 12 Eylül öncesi ve sonrasının çok iyi tahlil edilip, yanına yıldız konulan bu anormal değerlerden yola çıkarak hastalığa teşhis konulmalıdır. Bu yapıldığı takdirde ancak sonuca ulaşılabilir ve işte o zaman 12 Eylül davası bir şov, bir magazin malzemesi olmaktan çıkar; gerçek bir ceza davasına dönüşür. Dolayısı ile faturanın sadece Evren’e ve Şahinkaya’ya kesilmesi isabetli olmamıştır.

Sayın Canbazoğlu, düşüncelerinizi içtenlikle bizimle paylaştığınız için teşekkür ederiz; son olarak neler söylemek istersiniz?

Söyleşinin başında da belirttiğim gibi, soru yönelttiğiniz konularda düşüncelerimi kamuoyu ile paylaşma imkânı sağladığınız için size şükranlarımı sunarım. Bolu Olay Gazetesi’nin kalıcı olmasını temenni ettiğim yayın hayatında üstün başarılar dilerim. Şahsınızda, 7,5 sene ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim Bolu’ya ve Bolu’nun güzîde insanlarına selâm ve en derin saygılarımı sunarım.

 

 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner133