“Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”

CHP Bolu merkez ilçe yönetim kurulu üyesi ve merkez ilçe eğitim sekreteri Çağlar Akay Gezi parkı direnişini Bolu’dan İstanbul’a giderek birebir yaşadı. Akay izlenimlerini Bolu Olay gazetesine anlattı.

“Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”
 Sen eylemlerin başladığı günden itibaren Ankara’da da Bolu’da da ve İstanbul’da Gezi Parkı’nda da bulundun. Öncelikle Gezi Parkı’ndaki müdahale ile başlayan süreç neden böyle kitlesel bir eyleme dönüştü? Süreç nasıl gelişti?

 

Öncelikle belirtmek istiyorum ki üç haftayı aşkın süredir yaşananları değerlendirirken herkes bağlı olduğu kurumlardan soyutlanarak yorumlar yapmalı. Ben yorumlarımı 18 yaşımdan beri yani 10 yıldır sivil toplum örgütlerinde gece gündüz demeden bu kuşağın içerisinde çalışan, onları en ince ayrıntısına değin çok iyi tanıyan, içlerinden gelen bir genç olarak yapıyorum. Şu anda yaşanan ve farklı dinamikleri bulunan eylem ne bir gruba ne de bir ideolojiye bağlı olarak gidiyor. Ben böyle eylemlerin dışarıdan izlenerek değil, tam içine girip insanlarla konuşarak, havayı soluyarak anlaşılabileceğine inanıyorum. Bu sebepten dolayı da Türkiye’nin tarihi bir dönemini yerinde gidip görmek, yaşamak istedim. Belediye Başkan Aday Adayı Cahit Çıngı ile birlikte Taksim’e gittik. Transeksüellerden tutun Antikapitalist Müslümanlara, TGB’ye, Halk Cephesine kadar onlarca grupla gittim konuştum.

Süreci böyle güçlü kılan, alandaki insanların konuşarak ortak yanlarını bulmayı başarabilen, farklı farklı dertleri olsa da olayın kökünü çok iyi bilen gençlerden oluşması. Ağaçlar kesilmesin, AVM yapılmasın diyen, yaşam alanlarını sermayedarların daha çok para kazanması için heba etmeyeceğini söyleyen gençler, polislere börek tutarken, parkta kitap okurken, tazyikli su ve biber gazıyla şiddetli bir şekilde dağıtıldığında, gezi parkı eylemcilerinin de hafızasına ilk kare kazınmış oldu.

Çocukluğu AKP ile geçmiş gençlerin hepsinin en az bir defa hayatına yüksek tondan karışan bir Başbakan vardı. O Başbakanın bakanları ve bürokratlarının emriyle parktaki sakin gençlere yapılan şiddetli müdahale, milyonlarca insanda oradaki acıyı yarattı. Bu sahneleri ilk kez görmedik tabi ki ama bu sefer çok vurdumduymazdı.

Eylemi kitleselleştiren de bu vurdumduymazlık oldu zaten. İstanbul’da da Ankara’da da kiminle konuşsam hepsinin aklında parktaki ilk gün var. Biraz anlayış gösterse, derdini anlatmaya çalışan herkesi sinek gibi görmese (bu deyimi kullandılar) ben de sokağa çıkmazdım diyenler vardı. Bu çocuklar korku duymuyorlar, şiddet öyle büyüdü ki 4 gencecik insan hayatını kaybetti, ona rağmen kaçmadılar. Aksine itiraz ettikleri tüm konularda bilgili olduklarını biliyorlar ve işte tam da bu yüzden iktidar sahiplerinin kendileri ile konuşması gerektiğini söylüyorlar.

 

Peki Taksim Gezi Parkı’na müdahale olmasaydı 3 güne kadar eylemcilerin çekileceği ifade ediliyordu. Bu doğru mu?

 

Ben Gezi Parkı’nda yaklaşık 4 saat kadar kaldım. Günlerce orada bulunan arkadaşlarımla sıkça ve uzun uzun görüşüyordum zaten. Aslında eylemlerin nereye gideceğine karar verme toplantıları daha müdahale edileceği söylenmeden başlamıştı. Başbakan’ın danışmanlarının da bence bu konuşmalardan haberi vardı ve eğer eylemler şanına yakışır şekilde eylemciler tarafından sonlandırılabilmiş olsaydı, AKP bozguna uğramış olacaktı. Başbakan’ın sinirli tavrı da buna zaten. Eğer o gençlerden birileri gelip Başbakan’la ikili diyaloga girse kim bilir Tayyip Erdoğan neler yapardı. Necati Şaşmaz, Hülya Avşar da, alanda hiç olmamış cici sanatçılarla ve kişilerle görüşme de bu yüzden yapıldı. Sırf Başbakan sinirlenmesin. Afrika gezileri de hüsranla sonuçlandı zaten, bir de o alandakilerle görüşse maazallah neler yapardı kim bilir. Bunu danışmanları da kızı da, tüm AKP’liler de çok iyi biliyor. Gençler o görüşmeleri bir hakaret gibi algıladılar. Alanda hiç bulunmamış, şimdi ne yapmalıyız konulu forumlara da hiç katılmamış insanlar nasıl olur da süreçte onlar adına belirleyici olur, nasıl olur da günlerce Başbakan’la görüşmek için mücadele vermiş gençler değil de onlar gider? İnanın bu gençler öyle vuran kıran tipler değiller, sadece saygı görmek istiyorlar. Kuğulu Park’ta öyle güzel bir ortam vardı ki herkes birbirine gülümsüyor, gösterişten uzak bir nezaketle davranıyor, yiyecekler ikram ediliyor, kitaplar paylaşılıyor. Şimdi bu gençler nere, kızının ergenliğinden bahseden Hülya Avşar nere… Başbakan’ın siniri işte.

Eylemciler tamamen çekilmekten ziyade öncelikle ne yapmalıyız konusunu konuştular. Ortak ve makul noktalarda anlaşmaya çalıştılar. Erdoğan’ın sabrı her zamanki gibi yine çabuk tükendi çünkü bu sürecin uzun sürmesinin sebebini AKP anlayamaz. Her seferinde sahip olmadığı %50 ile kendisine bir çoğunluk biçen Erdoğan, 10 kişiden 5’inin kabul ettiği yapılır diye yaşamış hayatı boyunca. Halbuki bu gençler bir kişi bile kalbi kırık ayrılmasın diye saatlerce, günlerce, uyumadan konuştu, tartıştı. Referandum teklifi de aynı mantık işte, değil %51’in, %80’in bile mutlak hükmüne karşılar. Yani onlar demokrasi konusunda AKP hükümetinden fersah fersah önde.

Tam başarılı olacaklardı ki, Erdoğan hem sözüyle hem de polis müdahalesiyle şiddeti artırdı. Artırınca da kendi aralarındaki süreç de tıkandı. Şiddet tekrar dinince şimdi de Abbasağa Parkı’nda toplanıyor, saatlerce ne yapmalıyızı tartışmaya devam ediyorlar. 3 kişinin bir araya geldiğinde kavga ettiği ülkede 3 bin kişi dostça tartışıyor, her gün arkadaşlarımdan bilgileri gelişmeleri alıyorum.

 

Peki, o alanda bu şiddete maruz kaldın mı?

 

İstanbul’da müdahale yapıldığı sırada İstiklal Caddesi’nin Taksim çıkışı kısmında tam TOMA’nın karşısındaydım. Hayatımda unutmayacağım anlar yaşadım. Söylediğimiz şey “Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganıydı. Küfür eden birkaç kişiye binlerce insan hep birlikte “Küfür Etme” diye bağırdı. Yanımıza elinde taş olan bir kişi geldi, fark edildiği anda elindeki taş da alınarak oradan kovuldu. Bu birilerine dokunmuş olmalı ki çok kısa süre sonra TOMA’dan su sıkıldı. En azından biz su sanıyorduk, değilmiş, 3 saniye sürmeden fark ettik. Kollarım açıktı, suyla beraber yanma başladı ve önce boğazım sonra da ciğerlerim yanmaya başladı. Hangi su bunu yapabilir söyler misiniz? Herkeste bir şaşkınlık oldu o anda, kimse böyle bir şey beklemiyordu. Aynı zamanda hak etmiyordu da. Uzun süre yanma ve öksürme devam etti, yanımızda bir kız bayıldı, gözleri yaşaranlar, öksürme krizine girenler. Ben şahidim, kimse ne küfür etti ne de bir taş attı. Hak bu mu?

Bunlar yaşandığı anda aklınıza gelen ilk soru da bu zaten. Bunu hak edecek ne yaptık.

Ondan sonra aynı gün içerisinde farklı yerlerde 6 defa daha gaza maruz kaldım. Protesto olan her alana giderek insanların fikrini almaya çalıştıkça her alanda da müdahaleyle karşılaştım. En yoğunu ise Beşiktaş Çarşı grubu ile birlikte çıktığım Nişantaşı tarafında oldu. Ses bombaları bile kullanıldı. Halkın içinden geçen Ambulans’ın arkasından kitleye karşı koşan koşan polislere şahit olduk. Emin olun ki o an polisin görevi nedir, vatandaşın hakkı nedir, kim fazlasını yapıyor anlayamıyorsunuz. Alanlarda olmadan kim ne diyorsa eksik kalır.

 

Alanlardaki insan tipleri nasıldı?

 

Konuştuklarım arasında Transseksüeller de vardı, daha burjuva görünümlü olanlar da, Antikapitalist Müslümanlar da vardı Halkevleri de ulusalcılar da TKP’liler de. Tek bir tip olarak görülemez elbet. Sayı açısından bakarsak, öncelik olarak kendisini Atatürkçü olarak tanımlayan ve çok da politik olmayanlar çoğunlukta yalnız öncü güç derseniz, ortak noktası “Anti-Kapitalizm” olan, özgürlükçü ve müthiş bir bilgi birikimine sahip olan genelde sol görüşlü gençler var. Hani şimdi bu kadar farklı kesimler saydım, daha onlarca da sayarım fakat oraya gidince havasından mıdır duyundan mıdır aradaki fark bambaşka insanlar gibi değil, sadece kardeşler arası farklara kadar iniyor.

 

Alanlarda, özellikle AKM’de çeşitli siyasal örgütlerin flamaları vardı. Bunlar derin güçler tarafından astırılmış, müdahaleyi kolaylaştırmak için yapılmış olabilir mi?

 

Derin güçlerin varlığını asla inkâr etmedim, özellikle 60’lı yılların sonundan itibaren ülkemizdeki devlet mantığında ne yazık ki derin güçlerin var olduğu apaçık belli. Düşünün ki örgütlü eylemlere bile sızan o güçler buradaki örgütsüz kitleye mi sızmayacak? Fakat inanın ki kitlenin bilinci ve sağduyusu çoğu yerde o tipleri sindirdi, başarısız kıldı. Burada başarılı olan bir derin güç varsa o da ana akım medyadır. Alanda BDP’lilerden özelikle rica ediliyor terörist Öcalan’ın posterleri günlerce yer almıyor, ne zaman ki müdahale olacak, günlerce eylemleri yok sayan medya bir anda canlı yayına geçiyor ve bakılmış ki Öcalan resimleri peydah olmuş. Birileri de buna inanacak mı? Alandaki gençler bunları görüp daha da kızıyorlar, haksızlar mı? Şiddete başvurmamak ve şiddet eğilimi gösterenleri dışarı çıkartmak için elinden geleni yapan gençler bir anda talancı ilan ediyorlar. Başbakan neredeyse bunlar terörist diyor, gazetelerde bile bu iddialara cevap verme hakkınız bakidir, bu gençlere kimse mikrofon uzatmıyor, biz şiddet istemiyoruz bile diyemiyorlar. Hak mı bu? Aralarında alınan kararlara uymayan ve aşırılığa kaçan kişilere karşı gösterdikleri duyarlılığı halka anlatabilseler, Türkiye belki de ilk kez bu denli iyi niyetli insanlar göreceklerdi. Ne yazık ki çapulcu oldular.

 

Duran Adam eylemini nasıl değerlendiriyorsun?

 

Emin olun bu konuda eylemci kitleden daha mutlusu yok. Şiddetsiz ama aktif bir eylem istiyorlardı, Erdoğan’ın tahribatından korkmadılar ama gördüler ki bu kin tüm ülkeyi batağa sürükleyecek, onlar da yılmadı, durmadı ama durdular. Sürecin başından beri “Orantısız Zeka” diye bir tanım doğdu, duran adam da bunun bir sonucu. Küllerinden doğuyor, ürettikçe üretiyor, yarattıkça yaratıyorlar. Bu yaratıcılığa başlıyorum eylemi. Bakın %5 bile etmeyen küfürlü sloganları geçin, ortada müthiş bir mizah var. Ve bu mizah kimseyi dövmeden, vurmadan, kırmadan önüne geleni deviriyor. Koca çınarlar, bakanlar, başkanlar hiç bu kadar madara olmamışlardı. Terbiyesizlik mi? Asla… Sadece zekalarını kullanarak fena halde dalga geçiyorlar. Koca devlet görevlilerinin kibri, bu gençler sayesinde kendilerini ne duruma düşürdüler baksanıza. Koca Başbakanı Twitter ile uğraşan, Twitter ile kapışan bir hale getirdiler, daha ne yapsınlar.

Yalnız lütfen şu unutulmasın, eğer mesele şiddet olsaydı 20 bin insanın olduğu bir caddede 30 tane haydi artıralım 100 tane polis orada bir dakika bile dayanamazdı. Tüm devlet şiddetine rağmen 20 bin insanın elinde hiç sopa olmadı. Polisin arkasındaydı sopalılar, 20 bin insana saldırıyorlardı. Medyanın derdi ise 10 tane Molotoflu malum kişiler, emek hırsızları, gencecik kulların hakkı yiyenlerdi. Bu tablodan sonra şiddet var deseniz de tutmaz, kendiniz bile inanmazsınız ve tabanınızın bir kısmını kandırırsınız.

Daha kötüsü bu ülkenin evladı olan polisle halkı karşı karşıya getirirsiniz. Bugünden sonra halk nasıl polise bakarken gülümsesin, polis bu “Bana düşmanlar” psikolojisinden nasıl kurtulsun, insanlarımıza yazık olmuyor mu? İnanın ben çok üzülüyorum, Ankara’da özellikle çevik kuvvet polisleriyle sohbet ettim onları anlamak için. Ki oradaki şiddet İstanbul’dan kat kat yüksekti.

 

Sence bu olaylar 2014 yerel seçimlerine nasıl yansır?

 

Sanırım herkesin aklındaki kilit soru da bu. Ne yazık ki ülkemizde hala insanlara “oy”, haklılığa da “yüzde hesabı” gözü ile bakan bir siyasetin yönettiği bir ülkeyiz. Nelerin kazanıldığına, nelerin yaşandığına değil de oyları ne kadar değiştireceğine bakıyoruz. AKP’nin oylarının bu şekilde devam etmeyeceği apaçık ortada. Samimiyet testinden kalmayı bırakın resmen boş kağıt verdiler.

Yok bu faiz lobisinin işiymiş, yapılmış planlar varmış, Taksim bilerek seçilmiş, bu oyunu bozacaklarmış. Farz edelim ki bu bir oyundu ve biliniyordu, neden şiddeti artırdı? Çatışmaya gitmektense daha o gün bu bir oyun deseydi, suyu sıktırmasaydı, bombayı attırmasaydı, sokaklara eli sopalı kimliği belirsiz insanların polisin arkasında yürümesine engel olsaydı, 20 metreden sıktığı suyla adamı alnından vuran TOMA 5 metreden Molotoflu provokatörü defalarca tutturamadığında, bir günde 400 kişiyi gözaltına alan polis, 15 kişiyi göz altına alamadığında da altında bir plan arasaydı, , ara sokaklarda kızların dövülmesine yüz vermeseydi yahut sessiz kalmasaydı, gelin çocuklar nedir derdiniz deseydi tüm oyunu bozmaz mıydı? Bozardı. Ama ya kibriyle ya halkıyla savaşacaktı, halkını seçti. Neden ona göre olayların arkasındaki ABD ile ilişkileri askıya almıyoruz. Bunu hepimiz isteriz.

AKP içerisinde de sıkıntı olacak. Koca Cumhurbaşkanı yumuşatmak üzere açıklama yaptı, cemaate yakın bir numaralı isim Bülent Arınç yumuşatmak üzere açıklama yaptı, şehrin valisi açıklama yaptı ama sokaktaki gençler hiçbirisini umursamadı. Neden? Çünkü sadece Recep Tayyip Erdoğan’ın dediği olacağını, diğerlerinin çok da önemli olmadığını gençlik biliyor.

Herkes de bunu görüyor. Kitlenin %99’unun şiddete karşı olduğunu herkes görüyor çünkü o kitle AKP seçmeninin de oğlu, kızı ya da akrabası, komşusu. Herkes bu gençlerin iyi ve saygılı gençler olduğunu çok iyi biliyor. Bu yüzden AKP’nin artık %35’lerden yukarı çıkması imkansız.. Camide içki içtiler görüntü var dediler  ama Müezzin yalanladı, kendi belediye başkanı yalanladı, Türbanlılara saldırdılar dedi, türbanlıların kendisi yalanladı, Yalnız, özeleştiri yapmanın büyük bir erdem olduğunu düşünüyorum. Mensubu olduğum CHP de, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun da söylediği gibi, bu eylemlerin sorumlusu değildir. Hiçbir tekil güç böyle farklı bir kitleyi bir araya getiremez. Katılanların çoğu CHP’li bile olsa bu eylemlerin öncü gücü Anti-Kapitalist ve özgürlükçü gençliktir. CHP’nin yapabileceği tek şey gençlere öncülük etmek değil, bu faşizmin asitli yağmurunda gençlerin üstüne şemsiye tutmaktır. Onun ötesinde eğer bu süreçte CHP miting yaparsa, yapılan eylemlerde çıkıp başkan, yardımcılar yahut vekiller gençlik adına konuşma yaparsa önce CHP kaybeder. Çünkü gençlerde AKP’ye tepki, CHP’ye de bir kalp kırıklığı var. Ankara’da Aylin Nazlıaka’nın yaptığı gibi CHP’li vekiller, görevliler ve yetkililer her an her şartta o gençlerin yanında olurlarsa CHP kırık kalpleri kazanabilir.

Kırıklık giderildikten sonra gençlik izlemeye devam edecek. Bakacak CHP hakikaten “Ders Çıkardık” dediği kadar gençleşiyor mu. Eğer bu kuşak kendi içinden kişileri işlevsel yerlerde görmezse bu kırıklık hiç giderilemeyecek. Yani genç olmak yetmez, o genci alanda görmediği sürece de yetinmeyecektir.

Burada son olarak belirtmek istediğim bir şey daha var, yaşananların sadece açılıma tepki gibi ya da AVM’ye tepki, doğa katliamına tepki, Reyhanlı, Ergenekon, yolsuzluklar, Suriye ve bunun gibi onlarca olaydan sadece bir ikisine tepki yüzünden olduğunu söylemek, süreçten bir şey anlamamak demektir. Evet, hepsinden biraz var fakat öncelikle dinlemeden, sormadan, halka danışmadan her şeyi çok bilmişliğe tepki var. Gençlerle konuştuğunuzda daha iyi anlıyorsunuz, onlar müthiş bir sol bilince sahipler, bu açıdan da Türkiye’nin genel siyasi bilincinden fersah fersah ilerideler. Öyle kolay kolay da yönlendirmeye geleceklerini kimse zannetmesin. Onlarca yılın hayalini başardılar ve önlerine her gelene söyleyecekleri çok şey var.













Güncelleme Tarihi: 21 Haziran 2013, 21:19
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER