Bolulu ustanın Hilye-İ Şerif’ine paha biçilemiyor

Bolulu Hafız Mehmed Tevfik Efendinin 29x38 cm. ebatlarındaki Hilye-İ Şerif’i bugün müzayedelerin en nadide parçalarından biri konumuna geldi.

Bolulu ustanın Hilye-İ Şerif’ine paha biçilemiyor
 Haber; Ayşe Muş

Ünü dünyaya taşan Bolulu Hattat Emin Barın’ın babası Hattat ve cilt sanatçısı Hafız Mehmed Tevfik Efendinin 29x38 cm. ebatlarındaki Hilye-İ Şerif’i bugün müzayedelerin en gözden parçalarından biri konumunda. İlk kez 2008 yılında yapılan müzayede’de 4.500 liradan satışa çıkartılan ve yapılan açık arttırma sonucunda 8.500 liradan alıcı bulan Hilye-İ Şerif 2011 yılında yapılan bir müzayede de 20.000 liradan satıldı. Hafız Mehmed Tevfik Efendinin 29x38 cm. ebatlarındaki Hilye-İ Şerif’inin bugünkü değerinin 40-45.000 lira arasında olduğu tahmin ediliyor. Hilye-İ Şerif’lerin asıldığı eve bereket getirdiğine inanılıyor.

 Hattat ve cilt sanatçısı Hafız Mehmed Tevfik Efendinin oğlu Emin Barın ise  Yedi yaşındayken babasından hat dersleri almaya başlamıştı. Zamanın üstadları Reisülhattatin Kamil Akdik'ten yazı, Necmettin Okyay'dan ise klasik Türk cilt yapım sanatını öğrenen Barın yaptığı eserlerle Türkiye’nin en önemli hattatları arasına girdi.1987 yılında vefat eden Emin Barın'ın 200'ü aşkın eseri var. Birçok devlet başkanına, üniversitelere, çeşitli kuruluşlara takdirnameler, beratlar ve diplomalar yazdı. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayınları arasında Prof. Önder Küçükerman tarafından kaleme alınan, "Bir Yazı Sevdalısı: EMİN BARIN" isimli kitap 2002 yılında yayımlandı.

 

Peygamber sevgisinin sanata yansıyan hâli; “Hilye-i Şerif”

 

İslamiyet’te heykel ve resmin mahzurları nedeniyle Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sevgisi farklı bir şekilde tezahür etmiş ve hilye sanatı ortaya çıktı. Özellikle Osmanlı sanatkârları Hz. Muhammed’in fizikî özelliklerini anlatan rivayetleri Hilye-i Şerif’lerde bir görsel şölene dönüştürmüşlerdir. Müzehhipler tarafından bezenen hilyeleri yazmak bir hat sanatkârı için icazetname alma manasına geliyordu.“Hilye” kelimesi “güzel vasıflar, süs, güzel yüz, cevher, görünüş” gibi sözlük manalarını taşır. Tarihî seyir içinde Hazreti Peygamber’e (s.a.v.) mahsus olmak üzere Şemâil, Şemâil’ün-Nebi, Hilye-i Nebevi ve Hasâisü’n-Nebi gibi değişik ifadelerin yanı sıra Osmanlılar tarafından da Resul-i Ekrem Efendimiz’in (s.a.v.) vasıflarının anlatıldığı (manzum ve mensur) edebî eserler ve levhalar, “Hilye-i Saadet, Hilye-i Şerif veya Hilye“ olarak ifade edilmiştir.

İslam’ın zuhurundan Osmanlı’ya kadar geçen yedi asır içinde sadece mensur (düz yazı) olarak ve hadis kitaplarında zikredilen Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ait vasıfların anlatımına, nakline henüz kendisi hayatta iken ehemmiyet verilmiştir. Bunun sebebi ise; İslâm inancında putlar ve putlaştırılma ihtimali olan insanların tasvir ve heykellerinin yasaklanmasıdır. Hıristiyanların Hz.İsa ve Hz. Meryem’le ilgili tasvir ve heykelleri, bunların önünde yaptıkları ibadetler göz önüne alındığında Müslümanların muhtemel şirke düşmelerinin önüne geçilmiştir. Ancak, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) gelecek Müslüman nesillere fizikî vasıflarının anlatılması, hususiyetleriyle tahayyülünün sağlanması gerekli görüldüğünden ashab, meşru arayışlara yönelmiş ve hadis-i şerifler ışığında Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ait vasıflar tespit edilmeye gayret edilmiştir.Sahabinin kendi ilimleri ve anlayışları nispetinde yaptıkları çalışmalar ve tespitlerde çok ehemmiyetli müşterek noktalar olmakla birlikte, bazen nakilde bazen İslâm’ın zuhuruyla gelişmeye başlayan Arap alfabesinde o dönemlerde bulunmayan “hareke”ler sebebiyle, bazen Arap yazısının menşei olan Nabatî yazıdan doğan imla hatalarından ve en ehemmiyetlisi, günlük Arapça’da pek fazla kullanılmayan Hz. Peygamber’in hususiyetlerini ifade eden kelimelerin okunuş ve yazımlarındaki yanlış telakkiler, birçok rivayeti de beraberinde getirmiştir.Bu rivayetler temelde benzer vasıfları taşımakla birlikte, ileride büyük hatalara sebep olabilir endişesini de doğurmuştu. Sahabiden naklen gelen rivayetler, ”Şifatü’n-Nebi” ve “Fezail” adında birçok hadis kitabında kayıt altına alınmıştı. Tirmizî, Kadı İyaz ve bazı muhakkik zatlar, bu hadis kitaplarının menşelerini de dikkate alarak tasnif etme gayreti içine girmişlerdi. Bu hususta en ehemmiyetli çalışma Tirmizî’ye aittir. Bu konu, Tirmizî tarafından “Şemail” adıyla bir ilim haline getirilmiş ve aynı adla bir de eser vermiştir. Söz konusu eser, daha sonra yazılan “şemail” ve “hilye”lere kaynak kabul edilmiştir. Tirmizî‘nin eserinin muhtelif tercüme ve şerhleri de yapılmıştır.

 

Güncelleme Tarihi: 07 Temmuz 2013, 20:50
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner128