Boluspor'u seyretme işkencesi nasıl olur da doyumsuz bir tada dönüşür?

Almanya Mektubu /Seyfi Alp

Boluspor'u seyretme işkencesi  nasıl olur da doyumsuz bir tada dönüşür?

2004 senesinde Portekiz'de düzenlenen Avrupa Futbol Şampiyonası nedeniyle bir ay kaldığım bu ülkeden döner dönmez doğduğum topraklara, baba ocağına yani Bolu'ya koştum. Şehirde o günlerde beni çok heyecanlandıran Boluspor'un antrenmanına gittim. Portekiz kalesinin 2 metre arkasından Yunanistan'ın golünü izleyen gözlerimle Bolusporumuzu takip etmek istedim. Bolusporun o günkü kadrosunda takımın sarışınlarından bir futbolcu antrenman için saha kenarında ayakkabılarını giyerken, "Vay be!... Portekiz-Yunanistan finalinden Boluspor antrenmanına...! " diye söylendi. Bir ay boyunca ulusal basında çıkan şampiyona haberlerimi okuduğunu fark ettim ve sevindim. Samimi olmadığımız için birbirimizin yüzüne baktık ve gülümsedik.

İşte o günden buyana, yani geride kalan 11 senenin her Boluspor maçında heyecanlanırım. Benim bir gazeteci olarak yaşadığım bir heyecanı, Bolulu olan ve dünyanın her köşesine dağılmış çoğu kişi hisseder. Düsseldorf'taki Bolulu taksiciler maçın her dakikasını takip eder. Yeryüzüne dağılmış Boluspor sevdalıları maçımız sırasında Livescore Com. internet sayfasına kilitlenir.

Boluspor'un evimizde oynadığımız her maçın şehrin önde gelen isimlerini buluşturduğunu biliyorum. Futbol, iyi değerlendirildiğinde bir şehri kenetler. Birbirine yaklaştırır. Boluspor'un evindeki maçlarda işadamları birbiriyle tanışır, yeni iş görüşmelerine yelken açabilir. Farklı meslek gruplarından insanlar iki haftadır göremediklerini görür. Ve muazzam bir enerji oluşur. Hele bir de takım iyi futbol oynar ve kazanırsa, geçmişteki sıkıntılar unutulmakla kalmaz, gelecek haftalara da pozitif enerji taşınır.

Futbolun bu derece ilgi görmesinin en önemli nedenlerinden biri de budur.

Ama evimizdeki maçlarda özellikle son iki sezondur büyük sıkıntılar yaşadığımızı da biliyorum. Valisi, belediye başkanı ve milletvekilleri başta olmak üzere, "Bolusporumuzu şöyle gönül rahatlığıyla bir seyredelim. Güzel futbolla mutlu olalım. Galibiyetle coşalım" diye düşünenler çoğu defa evlerine söylenerek gittiler.

Bolusporumuzun içerdeki maçlarının bir şölen havasına dönüşebilmesi, bizlere pozitif enerji verebilmesi için alt yapıya önem vermemiz gerekiyor. Her sezon başı büyük paralar harcayarak topladığımız futbolcularla badanaj yaptığımız ortada.

İkinci yarıya galibiyetle başlamamıza rağmen düşme hattına sadece 3 puan uzaklıktayız.

Şayet bu sezon takımımız ligde kalırsa, Sakarya'dan çok genç gelen ve Boluspor'da pişen Emre Kılınç örneğinde olduğu gibi genç futbolculara yönelmeliyiz.

Geçen sezon Türkiye Şampiyonluğu finali oynayan Cüneyt hocanın öğrencilerinin önü 1. takım için açılmalı.

Boluspor ha düştü, ha düşecek korkusuyla maçlarını izlemek şehri seven herkes için adeta bir Çin işkencesi.
Bu işkencenin doyumsuz bir tada dönüşebilmesi için yapılması gerekenler var. Bu noktada sadece Bolusporun genç başkanına değil, Vali, belediye başkanı ve milletvekillerine de görev düşüyor.

Zira bu isimler sorumluluklarını yerine getirmez, yolları açmazlar ve uyarmazlar ise, evimizdeki maçlarımızdan mide ağrılarıyla ayrılmaları devam edecektir.

Şehir için bu derece önemli olan bir marka "kendi haline" bırakılamaz. Taraftarı, yöneticisi ve yerel spor basını, "Neyi yanlış yapıyoruz ve hep düşme korkusu yaşıyoruz?" sorusunun cevabını aramalı.

Futbol ciddi çalışmayı gerektiren matematik bir spor dalıdır.

Oynuyormuş, çalıştırıyormuş ve  yönetiyormuş gibi görünmeyi affetmez.

Her iki haftada bir stadyuma toplanan taraftara işkence çektirerek bu cezayı ödetir.

 

 

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 29 Ocak 2015, 17:06
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner129