ÇOCUKLARIMIZI HEBA ETTİRMEYECEĞİZ

Eğitim Sen Bolu Şube Hukuk Sekreteri Zehra Kulalı Gezici çocuk istismar olaylarında ki artışa yönelik basın açıklaması yaptı.

ÇOCUKLARIMIZI HEBA ETTİRMEYECEĞİZ

HABER: FARUK ÇİDEM

Eğitim Sen Bolu Şube Hukuk Sekreteri Zehra Kulalı Gezici yaptığı açıklamada şunları söyledi; Eğitimde gelinen nokta, 14 yıllık AKP iktidarının ivme kazandırdığı yapısal değişiklikler, kadrolaşma, dinselleşme ve kindar dindar nesil projesinin vahim sonuçları ve enkazıdır aslında.

Geçtiğimiz günlerde yerel bir gazetenin ortaya çıkardığı Karaman Ensar vakfı ve Kaimder ortaklığıyla ‘’hizmet’’ verilen yurtlarda ortaya çıkan 45 çocuğun cinsel istismara uğraması vakası ve sonrasında iktidarın ve yetkililerin can siperane vakfa sahip çıkması bir özetti aslında.

 Akıl ve vicdan sahibi her insanın kanını donduran bu olayı yetkililer ve iktidar sahipleri neden ve nasıl sahiplenebilirlerdi bu dehşeti? Çocuğun üstün yararı ve masumiyetinden daha kıymetli ne olabilirdi?

En azından komu oyunu rahatlatacak sıradan bir açıklama; “titizlikle araştırıyoruz, üstüne gideceğiz, sorumlulardan hesap soracağız” gibi yuvarlak açıklamalar dahi neden yapılamıyordu?”

64 ÖĞRENCİ CİNSEL SALDIRIYA UĞRADI

 Karaman’la başlayan ve sadece Mart ayı içerisinde açığa çıkan 14 ilden eğitim ve öğretim kurumlarında 17 olayda toplam 64 öğrenci cinsel saldırıya uğramıştır. Bunların hepsi okul, kurs, etüt merkezi ve çocuk rehabilitasyon merkezleri. Tüm bu olayların faillerinin bir kısmının ise dikkat çekici bir biçimde din ve ahlak formasyonu almış muhafazakâr profillerden oluşmasıydı.

Bu vahim tablo karşısında henüz tek kelime etmeyen Milli Eğitim Bakanı ve neredeyse mağdurlara ceza verecek yetkililer ve iktidar sahipleri neden Ensar ve benzeri yurtlara can siperane sahip çıkarlar?

Ya da faillerin bir kısmının örgütlü olduğu sendikalar kendilerini de zan altında bırakan ithamlara rağmen neden susarlar?

AKILLARI MI TUTULDU, VİCDANLARI MI KURUDU NE OLDU?

 NEDEN?

Çünkü AKP iktidarı 14 yıldır Eğitimde hiçbir konuya pedegojik ve bilimsel yaklaşmadı. İktidar için okullar “Yeni Türkiye” inşasına uygun insan yaratacak siyasal bir araçtı.

Bu kutlu(!) yürüyüşte değil 45 -50 çocuk yüzler feda edilebilirdi. Bu akıl tutulmasına örnek olarak “ Hepimiz Ensarız “diye manşet atan AKİT Gazetesinin okuyucu yorumu en çarpıcı örnektir.

Ne diyor vatandaş “İki kızım var Allah izin verirse bu yaz ikisini de Ensar vakfına emanet edeceğim başlarına bir şey gelirse de tevekkül edip kaderimmiş diyeceğim.

Bu uğurda 14 yıldır iktidarın canla başla kamusal laik ve bilimsel eğitimi sonlandırmak en büyük hedefleriydi. Yapılan tüm değişiklikler eğitimin bu niteliklerine saldırıydı. Kadrolaşmalar,4+4+4 yapısal değişikliği ve müfredat değişiklikleri bu kutlu(!) yürüyüşün itaatkar, biatçı ve tevekkül sahibi dindar ve kindar neferleri olmalıydı. Yurttaşlık nedir ki?

Kul olunmalıydı, hâkimiyetin sahibi yeryüzünün halifesi hünkâra biat edilmeliydi.

Madem öyle bu sadece kamunun değil, kamunun imkanları ve politikalarıyla yaratılan kurumların da hakimiyet alanı artırılmalıydı.

Bakanlığa paralel Ensar Vakfı, TÜRGEV, Birlik Vakfı, Zehra Vakfı, Hayrat Vakfı ve İlim Yayma Cemiyetiyle ortaklaşılmalıydı.

Bu kurumlarda aslında yoksul ve barınma sorunu olan öğrenim çağındaki çocuklar anayasaya aykırı bir biçimde yatılı olarak barındırılıyor ve yasal olmadıkları için de denetlenemiyorlar. Anayasa ne diyor “İlköğretim ve ortaöğretim çağındaki hiçbir çocuk kamunun dışında özel girişimlere ve tüzel kişiliklere bırakılamaz .”

Artık kamunun yurt açma görevi bu vakıf ve derneklere devredilmiş ve bu ihtiyaç bilinçli karşılanmıyor.

Kaynaklar yandaş vakıflara açılarak zenginleştiriliyor ve yoksulun sömürüsünü tevekkülle, itaatle çıkar çetesinin devamlılığı sağlanmalı ve AKP’nin “Siyasal İslam” projesinin lojistik kaynakları kurutulmamalıydı.

Dolayısıyla, ne çocukların ve ailelerinin rehabilite edilecek travmaları, ne eğitim ne gelecek bu uğurda dert edilemez ve tek bir vakıf, dernek feda edilemezdi.

Tecavüze hayır diyenlerin dinsiz, ahlaksız(!) olduğu yaygarası, “kutsallara hakaret ” palavraları ile tehditler edilip, çalınan çocuk masumiyetinin üzeri riyakâr ve sinsi bir utanmazlıkla, din hizmet ve devlet şalıyla örtülmeliydi ve bu çıkar çetesi meşrulaştırılmalıydı.

Bu karanlığa, Milli Eğitim Bakanlığı ile, medyasıyla, iktidarı, yetkisiyle yargısıyla rıza üretilmeli, yalan dolan iftirayla konu içselleştirilmeliydi.

Nasıl olsa son raddede Dinin ahlak tanımı sadece kadın bedeni ve kıyafeti, davranışı üzerinden yapılıyor. Yalan dolan, hırsızlık, iftira gibi kavramları içermiyordu.

Bu erkek egemen toplumun din soslu ahlak tanımları, kadınlar, çocuklar ve toplumun diğer dezavantajlı gruplarına yapılan her türlü saldırıyı meşrulaştırıyor, tevekkül etmeyince de dinsiz ve ahlaksız olması çok muhtemel görünüyor. Bu sebeple bakanın iktidarında %1400 artan kadına şiddet, algıda seçicilik, pedofili de dâhil cinsel suçların %50 artması  “bir kereden bir şey olmaz”  denilerek akıl almaz değerlendirme, bu tablonun asıl failini gözümüzde netleştiriyor.

Bu yaklaşım ortak bir akıl ve vicdanla değil ancak ortak bir çıkarla açıklanabilir.

Diğer yandan Milli Eğitim Bakanlığının yaptığı 4+4+4 yapısal değişikliğinin sendikamızın ve toplumun geniş kesimlerin itirazına rağmen kabul edilmesinin de ağır sonuçlarıyla karşı karşıyayız. Eğitimdeki siyasal ve ideolojik hedefleri doğrultusunda yapılan bu değişikliğin sadece okullaşma oranına bakarak nasıl bir ekonomik ve toplumsal buhranın bizleri beklediğini rakamlarla ifade edebiliriz. 2012-2013 eğitim öğretim yılında herhangi bir eğitime devam etmeyen 12172 erkek 37277 si kız öğrenciden toplam 49449 öğrenci olduğunu görüyoruz. Okullaşma oranında ki bu tabloyla Avrupa da son sırada yer almaktayız. Bu niteliksiz çoğunluk kız çocukların erken evlendirilmesi çocuk işçiliği gibi ekonomik ve sosyal problemlerin de kaynağını oluşturacaktır.

Eğitime nitelik olarak bakıldığında OECD ülkeleri arasında en büyük bütçeyle yapan ülkelerin eğitim ve iş gücü planlamasına referans olan PISA araştırmalarında 67 ülke arasında maalesef 45. Sırada yer aldığımız görünmektedir.

Biz Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası olarak kısaca bahsettiğimiz bu ağır tablonun sonuçlarını öngörerek her daim mücadele ediyoruz. Bu tablo bize eğitimin laik kamusal parasız ve bilimsel olması gibi ilkelerin zorunluluğunu her geçen gün tekrar tekrar hatırlatmakta ve mücadelemize yön vermektedir.

Bu vesileyle Karaman’da ki istismara uğramış çocuğun ifadesinde yer alan “geceleri uykudan uyandırıp odasına götürüyordu, çok korkuyorduk canımız acıyordu ve arkadaşlarımızla utancımızdan konuşamıyor ve birbirimize bakamıyorduk” diyen çocuğun sessiz çığlığının, çocuk masumiyetinin ve bedenlerinin ve geleceklerinin bize emanet olduğunu hatırlatır,

 Karaman da dâhil bu topraklarda heba edilecek tek bir çocuğumuzun ve ailenin olmadığını, yalnız olmadıklarını bu karanlığa karşı duyarlı tüm yurttaşları aynı kararlılıkla mücadeleye çağırdığımızı kamuoyuna duyururuz.

Güncelleme Tarihi: 12 Nisan 2016, 11:55
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner128