Film festivali Bolu’yu ayağa kaldırır

Abant Tv’de yayınlanan ” Abisinin Gülleri” dizesinde oynayan Ali Tutal ve Orhan Aydın  Antalya’da olduğu gibi Bolu’da da bir film festivalinin düzenlenmesinin yerinde olacağını savundular.   Abant...

Film festivali Bolu’yu ayağa kaldırır

Abant Tv’de yayınlanan ” Abisinin Gülleri” dizesinde oynayan Ali Tutal ve Orhan Aydın  Antalya’da olduğu gibi Bolu’da da bir film festivalinin düzenlenmesinin yerinde olacağını savundular.

 

Abant Tv’de yayınlanan ” Abisinin Gülleri” dizesinde konuk oyuncu olarak oynayan Ali Tutal ve Orhan Aydın Bolu Olay gazetesi yazı işleri müdürü Hakan Karacaören ve köşe yazarı Mustafa Cop’a önemli açıklamalarda bulundular. Bolu’da Ulusal anlamda bir film festivalinin yapılmasının zamanının geldiğini söyleyen Orhan Aydın  Bolu İstanbul ve Ankara arasında bir yer ve her tarafı doğal bir set. Bolu’ya biz yıllarca bir takım filmler çekmek için gittik geldik. Abant ve Göynük’ü o yüzden biliyorum. Doğal plato halindeki bu doku çok rahatlıkla hem televizyonunun hemde sinema sektörünün işine yarar.Biz bir takım dizileri çekmek için Yalova ,Mardin ve Urfa gibi yerlere gidiyoruz.Şu anda İstanbul  bitmiş bir durumda.Ali arkadaşımla Bolu’ya gelmek için sabah saat 7’de buluştuk.Taksimden İstanbul çıkışı 1,5 saat sürdü.İnsan hayatından çalınan çok önemli zamanlar bunlar.Kapatilizm ve para öncelikli olarak insan hayatını kirletiyor.İstanbul’da şu anda 130 tane dizi çekiliyor.130 dizi ne demek bu müthiş bir rakam.Buna birde sinema filmlerini ekleyin.Boğaz bu yüzden bir plato haline getirildi.İnsanlarda artık televizyonlarda Boğaz ve İstanbul’u görmekten ürker hale geldi.Bazı öykülerin dokuları ise İstanbul’a uymuyor.Bolu bu anlamda çok bakir bir alan.Bunun mutlaka değerlendirilmesi gerekir.Mekan dokusu çok önemli bir olaydır.İnsanları bu açıdan Bolu’ya çekebilir.” Şeklinde konuştu.

 

Bolu’da bir film festivaline ihtiyaç var

 

Bolu’da Antalya’da olduğu gibi geleneksel bir film festivalinin düzenlenebileceğini vurgulayan Orhan Aydın; “Bu uçuk bir fikir değildir.6 ay sonra Bolu’da bir kısa film festivalinin başlanacağını duydum. Bu bir film festivali için çok uygun bir zemin olabilir. Yalnız bu tür film festivallerinin Bunun olması için devletlerin demokratik olması gerekiyor. Bireylerin ve Toplumların özgürlükleri sanatı kışkırtan olgulardır. Sanatı kışkırtacak yapı bireylerin ve toplamların özgürlüklerinden geçer. Siz her şeyi merkezileştirirseniz, İstanbul’a ve Ankara’ya yığarsanız, Anadolu’nun diğer yerlerine tiyatro salonu yapmazsanız. Kültür ve Sanatı oraya götürmezseniz. Kültür merkezleri yapmazsanız. Orada kültür ve sanatla uğraşan insanlara destek vermezseniz orada bu tür insanlar çoğalamaz. Çoğalmadığı zamanda oradan başka bir şey fışkırır. Topraktan düşmanlık fışkırır. Topraktan ırkçılık fışkırır. Topraktan gericilik fışkırır. Bütün bunlara karşı sanat, bunun üstüne set kuran, barışı, kardeşliği, sevgiyi ve eşitliği ön plana çıkardığı içinde demokratik olmayan devletin işine gelmez. Ben Bolu’da bir film festivali düzenleme fikrini bu çabaların sonucu olarak görüyorum. Ben yıllarca Bolu’ya devlet tiyatrosu kanalıyla gelmiş bir insanım. Eskiden Bolu’da bir halkevi salonu vardı halen var mı bilmiyorum. İzzet Baysal üniversitesinde bir tiyatro salonunun olması gerekiyor. Halkında bu konuda ısrarcı olması gerekiyor. Bu bizi kahve başına ya da televizyon başına esir eden bir kültürden ayrı bir kültürdür.” Dedi.

 

Televizyonlar tarafından yönetiliyoruz

 

Orhan Aydın “Bu ülke 12 Eylül 1980 öncesine kadar her ilinde Halkevi salonu olan, kültür merkezleri olan bir ülkeydi. Her yerinde Ramazan şenlikleri yapılan, çok sayıda açık hava sinemaları olan bir ülkeydi. Ali arkadaşım ve benim oynadığım filmler Anadolu’nun bir çok yerinde gala yapardı. Her yerde açık hava sinemaları olduğu için halktan da bu yönde talepler gelirdi. Şimdilerde böyle bir kültür yok.Şimdi ise kültürel hayatımıza uymayan renkli bir cam var.Bu bir dayatmadır.Oyuncular ve izleyiciler olarak onun esiri olma yolunda ilerliyoruz.Bu bizi sağlıklı bir yere götürmüyor diye düşünüyorum.80 öncesi Anadolu’nun dört bir yanında sinema sahnesi ve tiyatro salonu vardı.Sanatın önündeki baskı ve sansür gibi engelleri kaldırabilirsek Türkiye’nin çok daha farklı bir noktaya gideceğini düşünüyorum. Biz sanatçılar üreterek yaşabiliyoruz. Onunla aklımızı zenginleştirebiliyoruz. Sanatın bu yüzden eğlence aracından farklı bir şey olduğunu düşüyorum. Her şey yalnızca gülmek değil. Gülerekte bir şeyler öğrenilebilir.”biçiminde konuştu.

 

 

Biz oyuncuları patron konumuna koyuyorlar

 

“Kardeş kanının döküldüğü Arap yarımadasında bile yazarların sinemacıların oyuncuların telif hakları var ama Türkiye’de yoktur” diyen Aydın; “80 yaşını deviren Cumhuriyette hala sanatçıların telif hakları yoktur. Bu cumhuriyetin en büyük ayıplarından biridir. Bu anlamda çalıştırılan binlerce insan gözlerimizin içine baka süründürülüyor. Bunu herkesin görmesi gerekiyor. Bu sektörde para kazanıyoruz. Kendi sigortalarımızı kendimiz veriyoruz. Biz oyuncuları patron konumuna koyuyorlar. Sinemada sette çalışan arkadaşlarımızın hepsi birer patrondur. Çünkü biz makbuz kesiyoruz. Fatura kesiyoruz. Bu büyük bir ayıptır. Türkiye’de sinemanın 1000 senedir bu sorunları çözülmüyor. Latin Amerika’ya Afrika’ya en yoksul ülkelere bakıyorsunuz orada bile bu sorunlar çözülmüş ama Türkiye’de çözülmemiş. Kardeş kanının döküldüğü Arap yarımadasında bu mesele çözülmüş. İleri demokrasi olduğu söylenen Türkiye’de bu iş ayaklar altına alınmıştır” dedi.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner133

banner129