gaziantep türbanlı escort

izmir escort takipci satin al izmir escort pendikescort

GÖKÇESU’NUN “KARA ELMAS” İŞÇİLERİ…

Tüm ülkenin gündemine Soma’da 301 can verdikten sonra giren maden işçilerinin yaşadıkları sorunlarla, neredeyse bütün maden ocaklarında durum aynı. Devlet maden ocaklarından elini çekip “Kara Elmas İşçileri”ni patronların insafına bıraktığından bu yana işçiler her an ölüm tehlikesiyle yaşıyorlar.

GÖKÇESU’NUN “KARA ELMAS” İŞÇİLERİ…

Haber - Fotoğraf: Faruk ÇİDEM

 

Bolu’nun Mengen İlçesine bağlı Gökçesu beldesi büyük havzalara kurulmuş maden ocaklarını barındıran yerlerden sadece bir tanesi. En büyük havzaya sahip olan kişi Nurullah Ercan (KUZEY ANADOLU MADENCİLİK A.Ş.) Yaklaşık 5-6 sene önce ziyaret ettiğim bu küçük beldede nüfusun gözle görülür bir kayba uğradığı gözüme ilk çarpan şey oldu. Son 3-4 yıl öncesine kadar nüfusu 3500-4000 civarlarında dolaşan beldenin nüfusu bu günlerde 2500 civarında. Bu göç aynı zamanda maden ocaklarında çalışan işçilerin azalmasını da beraberinde getiriyor. 

 

Bu beldeyi ilk ziyaret ettiğimde konuşmaktan imtina eden madenciler artık yoktu. Doğrusunu söylemek gerekirse yine yıllar önceki durumla karşılaşacağımı, kimsenin ağzından bir cümle dahi duyamayacağımı düşünmüştüm. Neyse ki bu kez yemek yediğim lokantanın hemen yanı başındaki kahvehanede sohbet eden maden işçilerinin yanına ilişip, başladık sohbete…

 

İLK KARŞILAŞMA

 

Benim ilk merhabama karşılık tedirgin bir ses tonuyla hoş geldin diyen madencilere Soma’daki işçi kardeşleri için başsağlığı dileyip aramızdaki gergin havanın dağılmasını sağladıktan sonra onları tanımak istediğimi söyleyip, isimlerini yazmayacağım sözüyle başladık…

 

“Buradaki maden ocaklarında yaklaşık 350-400 civarında 8’er saatlik vardiyalarla çalışıyor. Çoğumuz emekliyiz ama aramızda 20 yaşından 50 yaşına kadar çalışan var. Her gün kömür çıkarmak için 400 metre yerin altına iniyoruz. İşçilerin çoğunluğu Gökçesu’lu değil. Zonguldak’tan, Karabük’ten ya da Bartın’dan gelip Gökçesu’ya yerleşenler var. Eskiden hem beldenin hem de maden ocaklarının nüfusu daha fazlaydı. Siz de söylediniz, daha önce buraya gelmiş olanlar da aynı şeyi söylüyor, beldenin göç verdiği her halinden belli oluyor”

 

“GÖÇÜN SEBEBİ MADENLER”

 

Beldenin göç vermesinden büyük üzüntü duydukları yüzlerinden okunuyordu. Sayılarının her geçen gün daha fazla azalmasının pek çok şeye de etkisinin olduğunu söyleyerek; “insanın doğduğu, büyüdüğü yerin gözleri önünde erimesi ya da değersizleşmesi çok kötü bir şey. Son 4 yılda çok hızlı azaldı bu beldenin nüfusu. Bize göre bu azalmanın da en büyük sebebi maden ocaklarının açık görünüp işçi çalıştırmaması. Gezip görürseniz onlarca maden ocağı var burada. Ama aktif çalışan ve fazla sayıda işçi bulunduran sadece 3 tane ocak var. Burada en büyük sorun; zengin olan bir patronun havzaların tamamına sahip olması. Eğer bu havzalar birkaç tane kişinin olmuş olsaydı, ocaklar çalışmış olacaktı ve göç vermemiş olacaktık” dediler.

 

“TABİKİ KORKUYORUZ…”

 

Soma’da 301 madenci yaşamını yitirdikten sonra aklıma gelen ilk soru; “acaba yarın ülkenin herhangi bir yerinde ocağa inen bir madenci ne hissedecek?” olmuştu. Gökçesu’ya varana kadar da bu soru aklımın hep bir köşesinde dolandı durdu. Diğer bir taraftan da aynı kaderi paylaşma ihtimali çok yüksek olan insanlara böyle bir soruyu sormak ne kadar doğru olur diye düşünmeden edemiyordum. Sohbet esnasında madencilerden birisi “Soma” deyince, sözünü kesip sordum… “OCAĞA GİRERKEN NE HİSSEDİYORSUNUZ, KORKUYOR MUSUNUZ?”

 

“Türkiye’de çalışan bir madenci için korku her zaman vardır. Yerin 400 metre altına iniyorsunuz ve göçük olma ihtimali her zaman var. Gökçesu’da da zaman zaman bu tür kazalar oldu, ölen arkadaşlarımız oldu. Soma tabi ki büyük bir felaket. Her madenci gibi biz de çok etkilendik, ama asıl korkuyu yaşayanlar ailelerimiz oldu. Günlerce izlediler Soma’daki acılı aileleri. Biz her gün olduğu gibi Soma faciasından sonra da indik madenlere. Elimizden başka bir şey gelmiyor. Bu bizim işimiz…”

 

HAYATLAR PAMUK İPLİĞİNE BAĞLI

 

Soma’daki maden faciasından sonra ülke gündeminde konuşulan tek şey vardı. “MADENLER DENETLENİYOR MU?” Gökçesu’da bu soruya cesur ve açık yüreklilikle cevap verenler madenden emekli olan işçiler oldu.

 

“Türkiye’nin hangi maden ocağında doğru dürüst denetim var ki bizde de olsun. Gökçesu’da ki maden ocaklarını denetlemek için gelen müfettişler beldeye uğramıyorlar bile. Bolu’ya kadar geliyorlar, yemeklerini yiyorlar, patronlarla imzalarını atıyorlar sonra geri dönüyorlar. 15 yıl önce alınmış gaz maskeleri duruyor ocaklarda. Çalışır mı çalışmaz mı belli değil. Bakın Soma’da insanlar öldükten sonra herkes yaşam odalarından bahsetmeye başladı. Yaşam odaları madencinin hayatı için çok önemlidir. Buradaki hiçbir maden ocağında yaşam odası yoktur. Ayrıca madende çalışanlara önceden eğitim verilmesi gerekiyor. Burada iş tam tersi oluyor, önce işçiler 1 ay falan çalışıyorlar sonra tam eğitim olmasa da bir şeyler öğretiliyor.”

 

“SENDİKA VAR AMA YOK”

 

Soma'da 301 işçinin ölümünden sonra işçilerin tepkisi üzerine Türkiye Maden İş Ege Şube Başkanı Tamer Küçükgencay'ın istifasının ardından yönetim kuruluda istifa etmişti. Gökçesu’daki maden işçilerine sendika var mı diye sorduğumda aldığım cevap hiç şaşırtıcı değildi.

 

“2001 yılında işçiler sendikalı olmak için Dev. Maden-Sen temsilcileri ile görüştüler. Bunun üzerine Nurullah Ercan kendisine ait olan ocakları kapattı. İşçiler yürüyüşler yaptılar. 22 ay boyunca grev sürdü. Sonrasında insanlar dayanamadılar ve bir kısmı ocaklara tekrar sendikasız olarak geri döndü. Mücadelesinden vazgeçmeyenler ise Gökçesu’yu terk edip başka illerde maden ocaklarında çalışmaya gitti. Şimdi sendika var mı diye sorarsanız, tabi ki var… Ama patronun sendikası ve patronun sendikalıları var ocaklarda. Patron kendisinin belirlediği yeterli sayıda işçiyi sendikalı yaptı. Ama adı sadece sendika… Sendika dediğin patronun yanında olmaz, sendika işçinin yanında olur, işçiyi korur. Madende 301 arkadaşımızın canı gitmiş, aileleri perişan olmuş. Soma’daki sendikacılar istifa etse ne olur ki? Bu canlar yitirilmeden önce işlerini yapacaklardı, koltuklarını işçilerin canlarından daha fazla sevmeyeceklerdi.”

 

“DEVLETTE SOSYAL HAKLAR DAHA İYİYDİ”

 

90’lı yılların ortalarından sonra Türkiye’de özelleştirme furyasından nasibini alan Maden Ocaklarında çalışma koşulları, sosyal haklar ve ücretlerde yaşanan düşüşleri, devlete ait ocaklarda madenciliğe başlayıp özel bir maden ocağından emekli olan bir işçiyle bu iki dönem arasını kıyasladık…

 

“Madenciliğe başladığımda maden ocakları devletindi. Ama bir maden ocağında 400 kişi çalışırken bedavadan para alan 1000 kişi daha çalışıyor görünüyordu. 400 maden emekçisi hiç ortada olmayan 1000 kişinin maaşı için de çalışıyordu. Sonra özelleştirmeler başladı. Maden ocakları patronlara bırakıldı. Çalışan işçi sayıları düşürüldü. Yardımlar kesilmeye başlandı. Ama devlet işletirken maden ocaklarını bütün sosyal haklarımız vardı. Maaşlarımız iyiydi, sigorta primlerimiz aldığımız maaş üzerinden yatıyordu. Şimdi işçiler 1400 TL civarında maaş alıyorlar ama sigortaları en düşük prim üzerinden yatıyor. Yıllarca yerin yüzlerce metre altında çalışıp emekli olduktan sonrası ise daha kötü. Bir işçi emeklisi için en düşük maaş ne ise onu alıyoruz. Devlet işletmesini verdiği patronla anlaşma yapar. Devletin verdiği bütün hakları patronun da vermesi şartıyla ocağı verir. Ama patronlar devletle olan anlaşmaya uymuyorlar. Devlette bunun denetimini yapmayınca olan işçiye oluyor.”

 

“ÖLECEK OLSAK İĞNE YAPACAK YOK”

 

Gökçesu’da ki madencilerin ve hatta burada yaşayan herkesin ortak bir sorunu daha var. Tüm ülkede değiştirilen sağlık sisteminden oldukça zararlı çıkan belde de aile hekimliği uygulaması başladığından beri saat 17:00’den sonra ve bazı günler tüm gün doktor ya da bir sağlık çalışanı bulmak mümkün değil. İşçiler bu duruma isyan ediyor…

 

“Aile hekimliği uygulamasına geçilmeden önce Gökçesu’da sağlık ocağımız vardı. Ve sürekli gidip muayene olabileceğimiz sağlık çalışanları mevcuttu. Şimdi başımıza bu aile hekimliği uygulamasını getirdiler. Bir doktor ve bir hemşiremiz var Gökçesu’da. Onlarda normal memur gibi sabah 09.00’da işbaşı yapıp akşam 17.00’de Gökçesu’yu terk ediyorlar. Burası iş kazalarının en vahimi olan maden ocakları ile dolu. Saat 17.00’den sonra insanlar iğne bile vurduracak bir sağlık çalışanı bulamıyorlar. Nasıl ki Soma’da ki faciadan sonra tüm gözler madenlere çevrildi ve denetimler vs. yapılmaya başlandı ise burada da bir faciadan sonra 24 saat ulaşabileceğimiz bir sağlık kurumu olsa da boşuna. Bir an önce bu sorunun çözülmesi gerekiyor.”

 

“SOMA’DAN SONRA ZİYARET EDEN OLMADI”

 

Bolu milletvekillerine isyan eden madenciler kimsenin yanlarında olmadıklarını söylerken hem öfkeli hem de yardım bekler haldeydiler.

 

“Soma’da bir kaza oldu ve yüzlerce insan yaşamını yitirdi. Bir tane olsun milletvekili bizim ilimizde de maden ocakları var, onların durumu nedir ya da bir başsağlığı dileyelim diyerek yanımıza gelmedi. Gerçi gelseler ne olur ki? Gelirler yerler, içerler, tekrar geri dönerler… “




Güncelleme Tarihi: 30 Mayıs 2014, 22:39
YORUM EKLE
YORUMLAR
veysel dayı
veysel dayı - 6 yıl Önce

madende ölmek bir kader değildir

SIRADAKİ HABER

banner133

banner129