Güzellik, Hakikat ve Bilgi

Hazırlayan: Mustafa COP

Güzellik, Hakikat ve Bilgi

Sanatın özü güzelliktir ve güzellik zahirî ve bâtını yönüyle hakikate işaret eden bir niteliktir. Hz. Peygam­ber, "Allah güzeldir, güzelliği sever" demiştir. Dola­yısıyla güzellik âlemdeki bütün güzelliklerde yansıyan ilâhî bir sıfattır. İlâhî güzellik varoluşun her düzeyinde ve her şeyde kendini izhar eder. "Allah göklerin ve ye­rin nurudur" (Nûr 24/35). Buna göre âlemdeki güzellik asıl anlam ve değerini Allah'ın nurunun bir tezahürü olmasından alır. Şüphesiz, ilâhî güzellik bizim tecrü­bemize açık olan ahlâkî ve fizikî güzelliklerin çok üs­tündedir; ama ilâhî güzelliğin hükmü dışında hiçbir şeyin güzel olması da söz konusu değildir. Celâl sıfatı Allah'ın şiddet ve gazabını yansıtan ilâhî sıfatları içi­ne alırken, cemal sıfatı rahmeti yansıtan ilâhî sıfatlan içine alır. Daha açık bir ifadeyle, her bir ilâhî sıfat di­ğer bütün sıfatları içine alır; çünkü bu sıfatların hepsi de tek bir zata delâlet eder, ve varlıkta zahir ve bâtın olan da O'dur. İşte bundan dolayı, güzellik hakikati ve hakikat de güzelliği ifade eder. İçinde hakikat barındır­mayan bir güzellik olmadığı gibi, güzellik taşımayan bir hakikat de yoktur.

Şüphesiz "güzel" ve "hakikat" kavramları kapsamla­rı bakımından birbirinden farklıdır. Bu kavramlar farklı şeyleri dile getirmek üzere ortaya konmuştur. Ama es­tetik anlayışta bunların birbirinden koparılması, este­tiğin psikolojizme indirgenmesine yol açacak bir yak­laşıma sebep olur. Böyle bir şey İslâm sanat ve estetik anlayışının şiddetle kaçındığı bir tutumdur. İslâm sanatı, insanı mübarek ve aziz bildiği için onun kullanımına sunduğu bütün eserlerin aynı za­manda güzel de olmasına çok büyük bir önem vermiş­tir. Allah resulünün, "Öldürürken bile güzel öldürünüz" hadisi, İslâm'ın güzellik anlayışının veya ihsan boyu­tunun nerelere kadar uzandığının somut bir gösterge­sidir. İslâm'da salt güzellik hiçbir zaman başlı başına bir gaye olmamıştır. Bir eserin ortaya çıkışı sırasında gözetilen hakikate uygunluk ve mükemmele ulaşma çabası beraberinde güzelliği de getirmiştir. Bu eserle­rin ortaya çıkmasında asıl göz önünde bulundurulan husus, eserin iyi, doğru, hakikate uygun ve mükem­mel olmasıdır. Dahası salt güzellik şekille ilgili, izafî bir şey olarak görülmüş; dolayısıyla estetik kaygı bir yerde ikinci planda kalmıştır. Mevlânâ'nın, asıl bağla ilgilenilecek yerde bağ duvarıyla ya da çitlerin düzgün olup olmamasıyla oyalananları kınamasının altında bu gerçek yatar. Kısaca güzellik nihaî anlamda, kemale ermenin cezbedici bir vasıtası olmuştur. O, yapılan işte mükemmelliği elde etmek isteyen zevke aracı olurken aynı zamanda bilme ve kavrama gücü ile olan ilişkisi gereği bilgiye de aracılık eder. Bu yönüyle sanat eseri bizi asıl güzel olanla, ilâhî güzellikle buluşturmanın ve onu hatırlatmanın bir aracı haline gelir.

Aslında bilgi yoluyla aşk yolu arasındaki ayırım, bunlardan birinin daha baskın olmasından başka bir şey değildir. Bu iki oluş ve buluş tarzı arasında hiçbir zaman tam bir kopukluk yoktur ve pratikte de olma­mıştır. Allah bilgisi (marifet) beraberinde her zaman sevgiyi (muhabbet) getirir. Tabii, sevgi de her zaman dolaylı da olsa, nesnesine ilişkin bir bilgiyi var sayar. Ruhanî aşkın nesnesi ilâhî güzelliktir ki bu da sonsuz­luğun bir vechesidir. Aşk bu güzelliğe yönelerek ve bu uğurda mesafe katederek berraklasın Böyle bir güzel­lik tecrübesinde sevgi bilgiyle birlikte bulunur yani hakikat ile güzellik bir anlamda birbirinin ölçüsüdür. Bu bağlamda, İslâm düşünürleri içinde şiir yazma mış hiçbir metafizikçinin bulunmaması da son derece manidardır. Onların oldukça soyut düz yazılarının şiir­sel imajlarla dolu olmasının bir sebebi de bu olabilir. Öte yandan, Mevlânâ, Yûnus Emre ve Ömer b. Farız gibi en ünlü aşk ulularının şiirleri de zengin bir ente­lektüel kavrayışla doludur.

Kısaca İslâm güzelliğin gerçeğin bir tezahürü ol­duğunu öğretir. İstanbul, İsfahan ve Kahire'deki İslâm estetik anlayış ve sanatını temsil edici nitelikteki ca­miler bu duygu ve anlayışla ortaya konmuş eserler­dir. Bu eserlerde güzellikle mükemmellik (cemal ile kemal), dolayısıyla hakikat arasındaki ilişki somut bir biçimde göz önüne serilmiştir. Bu eserleri görünce kemalin başlı başına bir güzellik olduğu duygusunu yaşarız. Bu "cemal-kemal" ayrılmazlığı, ruh ve yüz gü­zelliği gibi, bütün iç ve dış güzellikler için geçerlidir. Allah'ın isimlerine "en güzel isimler" denmesinin al­tında da bu anlam vardır. Yani en güzel ve en mükem­mel olan O'dur.

Sanatta duyusal ve duygusal anlayış çok önemlidir. Ama estetik duyarlılığın, salt görünüşün ötesine geçip veya birtakım soyutlamalardan ileri giderek, eşyanın mahiyetine ilişkin bir vukufa ulaştığında daha büyük bir bedîî zevkle buluşacağı açıkça ortadır.

Estetik duygular ya da güzelliğin takdiri söz konu­su olduğunda, "doğru-yanlış" gibi değerlendirmeler­de kesin bir bilgilendirmeden söz edilmediği açıktır. Ama estetik değerlerin hakikatten bağımsız olduğunu söylemek de konuyu başka türlü bir çıkmaza götürür. Dolayısıyla estetik tecrübenin bilgi ile bir şekilde ilgisi olduğunu kabul etmek daha isabetli görünmektedir. Nitekim Batı estetik anlayışında da, Platon'dan Hegel ve Heidegger'e gelinceye kadar, güzellikle hakikat yani "ide" arasında özdeşlik kuran bir yaklaşım sürekli ol­muştur. Öyle ki Heidegger'e göre, "Güzellik varlığın gizlilikten kurtulması ve gün ışığına çıkmasıdır. Bu da hakikatten başka bir şey değildir."3 Burada güzelliğin fizik ötesi içerim ve uzantılarıyla ele alındığı görül­mektedir. Bütün idealist düşünürler güzellik ile ha­kikati aynı metafiziksel temele oturtma çabası içinde olmuşlardır. Bu, İslâm'ın estetik ve güzellik anlayışına oldukça yakın duran bir tutumdur.

Netice olarak bu âlem Allah'ın ilim, irade ve kudre­tinin bir eseri ve cemalinin tecelli ettiği bir görünme yeridir (mazhar). Dolayısıyla bu âlemdeki bizi heye­canlandıran güzelliklerin bilgi ve hakikatten bağımsız olduğunu düşünmek müslüman için imkânsız bir şey­dir. Kaldı ki her ne yana dönersek dönelim, "Allah'ın yüzü oradadır" (Bakara 2/115). Kaynak: İslam Estetiği – Turan KOÇ




Güncelleme Tarihi: 10 Temmuz 2015, 17:51
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner128