Güzellik, İyilik ve Yararlılık

Hazırlayan: Mustafa COP

Güzellik, İyilik ve Yararlılık

İslâmî anlayışta ahlâkî ve doğal güzellik Allah'ın cemal sıfatıyla bağlantılı olarak düşünülür. Güzel ve iyi arasındaki denge nihaî değerini bunların hak ya da hakikatle olan ilgisinden alır. Bilindiği gibi gerçeklik ve güzellik Allah'ın sıfatlarıdır. Hem dayanağı hem de gayesi bakımından bu anlayışı esas alan İslâmî estetik açısından, iyi ile güzel arasındaki fark olsa olsa bilgi düzeyinde veya konuya yaklaşımdan kaynaklanan bir fark olarak kalır. Nitekim geleneksel kullanımda sık sık, "halk ve halk güzelliği" şeklinde ikili bir tabirle karşılaşırız. Arapça aynı kökten gelen bu tabirlerden birincisi "yaratılış güzelliği"ne, ikincisi ise "ahlâk güzelliği"ne delâlet eder. Aynı şekilde, birincisiyle dış görünüş vurgula­nırken ikincisiyle daha çok insanın ahlâkî yönü, yani iç tutum ve durum alışı kastedilir. Ama asıl güzelliğin bunların birbiriyle bütünleşmesinde yattığı da ayrıca vurgulanır.

Güzel olanın iyi olandan ayrı ve bağımsız oldu­ğunun kabulü İslâmî hakikat anlayışı açısından son derece büyük sıkıntılar doğurur. Zira İslâmî anlayışta güzel, iyi, bilgi ve hakikat arasında çok sıkı bir bağ vardır. Başka bir ifade ile güzellik değerini vakıaya uygun düşmek anlamında hak ve hakikat olmaktan ve bütün var olanların özünde yatan hayırla buluşmaktan alır. Hak ve hayır varlığın özünü oluşturur ve başlı başına bir değer ifade eder. İslâm'ın güzellik anlayışında bu değerler birbirinden ayrı ve bağımsız alanlar oluştur­maz. Estetik tecrübe, zenginliğini bu değerlere ilişkin ayrımlaşmamış bütünlüğünden alır veya Gazzâlî'nin dediği gibi estetik tecrübede ilim vardır, hal vardır, ef'âl vardır. Dolayısıyla bunların birbirinden ayrılması değerlerinden de mutlaka bir şeyler götürecektir. Kaldı ki Kur'an'dan, bunların birbirinden bağımsız değerler olduğunu çıkarmak da mümkün değildir. Kur'an'ın bir­çok âyetinde "hayır" kelimesi ile "hasen" kelimesi bir­biriyle örtüşen anlamlarda kullanılır. Bu bilinçte olan müslümanlar da hayır ile haseni, yani iyilikle güzelliği hiçbir zaman birbirinden ayırmamışlardır. Keza Kur'an'da güzel olan ile yararlı olan arasında da herhangi bir ayırım gözetilmez. Kur'an, güzelliğin bütün hayatımıza sinmesini öğütler. İhsanı gerçek­leştirmenin ve muhsinlerden biri olmanın anlamı da budur. Bu anlayışa uygun olarak, İslâm sanatında ma­haret belli bir problemin teknik çözümüyle estetik çö­zümünü birlikte gerçekleştirmekte yatar. Bu anlayışta bilgi ya da bilim ile sanat aynı geleneğin iki yüzünü oluşturur. Söz gelimi bir kemer sağlamlığı ve işe ya­rarlılığı yanında güzel de olmalıdır. Keza bir çeşme sa­dece su temin ettiğimiz bir yer olarak kalmamalı, aynı zamanda güzel de olmalıdır. İslâmî sanat anlayışında güzellik ile yarar kusursuzluğun iki ayrı yönünü oluş­turur ve hep el ele giderler. Gazzâlî'nin, bir şeyin iyiliğinden veya işe yarama­sından dolayı değil, başlı başına güzel olabileceği, dolayısıyla her şeyden bağımsız olarak sevilebileceği, gerçek sevginin işte bu "hüsün" ve "cemal" sevgisi olduğu şeklindeki yaklaşımı İslâm estetiğinin genel tutumu adına burada serdedilen görüşlerle çelişmez. Her şeyden önce, o hüsün ve cemalle doğrudan doğruya nihaî anlamda cemîl olana atıfta bulunmaktadır. İkinci olarak onun güzellik anlayışı duyusal olanla sınırlı değildir ve genel tutumu itibariyle de güzel ile iyinin, bugün anlaşıldığı anlamda ayrılmasına şiddetle karşı çıkacak biridir.

Modern anlayışlardaki hâkim yaklaşımda etik ile estetik birbirinden bütünüyle bağımsız alanlar olarak görülmektedir. İyi ile güzel böyle bir anlayışta birbirinden ayrı değerlerdir. Her şeyden önce, bu anlayışa göre, güzel bir temaşa duygusu ve duyularla ilgili bir konu iken, iyi davranışlarla ilgili bir husustur. Bu anlayışa göre eğer bir bomba güzel ve albenili bir özellikte yapılmışsa, onu yıkıcı etkilerinden veya kötü niyetle kullanılmasından   bağımsız   olarak   değerlendirmek gerekir; yani böyle bir bombaya "güzel!" demek durumundayız. Bir an için, insan öldürmekten ve ev bark yıkmaktan başka bir işe yaramayan bombanın güzel olduğunu kabul ettik diyelim. Ama bombanın niçin güzel yapıldığı veya niçin  bomba yapıldığı sorusu anlamsız bir soru mudur? Böyle bir nesneye "güzel!" derken içimizde bir yerlerin zedelendiğini hissetmiyor muyuz? Bu bomba örneğinin, iyi ile güzel arasını ayırmanın veya daha da ileride, güzelliği salt duyusal ve görsel bir şey olarak görmenin nelere mal olacağı konusunu yeterince aydınlatacağını sanıyorum.

Kaldı ki sanatın herhangi bir dinî, toplumsal, ahlâkî veya pratik bir zorunlulukla ilgisi olmadığı görüşünün, bir anlamda, modern sanayi şehrini ortaya çıkaran teknolojik gelişmeler ile dünyayı her türlü değerden soyan maddeciliğe karşı bir isyan olduğunu söyleyenler de vardır. Bu görüşü savunanlara göre, sorumluluktan yoksun bir güzellik düşkünlüğü, sorumlu bir hayata gösterilen tepkiden başka bir şey değildir.

İslâm her bakımdan denge ve itidali esas alır. Bütün değerleri tevhid ışığı altında bir bütün olarak görür. İslâm estetik ve sanat anlayışında bu değerler muazzam bir denge içinde birbiriyle buluşur ve asla birbirinden ayrı alanlar olarak görülmez. Bu anlayışa ayırt edici özelliğini kazandıran da bu yaklaşımıdır. Kaynak: İslam Estetiği – Turan KOÇ



Güncelleme Tarihi: 07 Temmuz 2015, 18:54
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner128