Hızarcı’dan Köy Enstitüleri

Bolu’nun sevilip sayılan ve önemli simalarından biri olan 87 yaşındaki emekli öğretmen Mustafa Hızarcı, 17 Nisan 1940 yılında kurulan ve 1954 yılında kapatılan Köy Enstitülerinin önemini anlattı.

Hızarcı’dan Köy Enstitüleri

Haber: C. Kutay Aykan

Köy Enstitülerinin kuruluşunun 80’inci yılı ve kapatılışının 66. Yılı nedeniyle gazetemize özel açıklamalarda bulunan emekli öğretmen Mustafa Hızarcı şunları söyledi;

Cumhuriyetimizin kurulduğunda ülkemizin genel durumuna kısa bir göz atarsak, ortaçağa kalıntıları içinde olduğu tarıma dayalı, yokluk, bilgisizlik, aşırı kapalı bir yaşam vardı anadoluda. Devletin kurucuları bu yaşama çözümler aramakta gecikmediler. Çözümün ekonomide ve eğitimde olduğu gerçeğini ele aldılar. Ülke insanının %80 köyde yaşıyor %85 i okuryazar değil tarıma dayalı bir yaşam,  ancak tarım çok basit ortaçağ usulleri ile yapılıyor. Buna çözüm tarım ve milli eğitim bakanları işbirliği ile tarım okullarının açılması kararı alınır. Tarım bakanı bu iş için gerekli donanımı sağlayamayacağını söyler çekilir. Milli eğitim bakanı olaya ağırlığını koyar. Aydın bir kişiliğe sahip Bakan Saffet Arıkan Atatürk’ün zaman zaman kendisine askerde çavuş onbaşı olan gençleri eğiterek öğretimde bunlardan yararlanması gerektiğini almıştı. Bu yöntemi hayata geçirdi. Bu gençler için eğitim kursları açarak onları eğitmen olarak kendi bölgelerinde görevlendirdi. Onlara tarımla ilgili fidan, tohum ve tarım araçları da vererek çalışmalarını sağladı. 1936’da eğitmen kursları, 1937’de köy öğretmen okullarını açtı. İzmir-Eskişehir ve Kastamonu köy öğretmen okulları çalışmaya başladı. 1938’de bakanlığa Türk aydınlanma hareketinin öncülerinden Hasan Ali Yücel geldi. İsmail Hakkı Tonguç’u bakanlıkta görevlendirdi.

İsmail Hakkı Tonguç köy yaşamanı bilen, onların gereksinimlerini karşılamak için köye sanat çalışmaları, spor, modern tarım araç gereçlerini sağlayarak bu etkinlikleri geliştirdi. Eğitim öğretim etkinliklerine gereksinim duyurdu. Böylece köy hayatına girmiş oldu.

17 Nisan 1940’ta 3803 sayılı köy enstitüleri kanunu çıkarılar bu okulların açılması sağlandı. Kanunun teklifine karşı Kazım Karabekir “bu usulleri dış ülkelerden mi aldınız iyi sonuç vereceğini düşünerek mi alıyoruz” diye sordu. Bakan Hasan Ali Yücel “ biz hiçbir memleketin ilk tahsil meselesini hallederken aldığı tedbirleri almadık. Hepsinin tarihini biliyoruz. Cahil değiliz. Kendi memleketimizin fiili hareketine ve içtimai realitesine uyarak yapmış bulunuyoruz. Bu bizimdir kimseden almadık. Başkaları bizden alsın” diye yanıtlar. Yücel’in bu savı ileride değineceğimiz şekilde dünyaya mal olmuş ve birçok ülke Türk buluşundan yararlanmıştır. Kuruluş kanunundan sonra teşkilat kanunu olan 4274 sayılı yasa çıktı. Bu çalışmalarda desteğini hiç esirgemeyen 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü “ilköğretim davası insan olma davasıdır” diyerek konuya olan inancınıda ifade etmiş oluyordu.

1943 yılında enstitülerin programları hazırlanmıştır. Programa göre çalışmalarının %50’si kültür derslerine, %25 tarım derslerine ve %25’de teknik derslere ayrılırdı. Eğitim felsefesi olarak çalışmalar iş içinde öğretim ve üretim esasına dayanır. Bir Çin atasözü “ işitirsem unuturum, görürsem anımsarım, yaparsam öğrenirim.” Öğrenci yaptığını öğreniyor, bir eser meydana getiriyor, bunun hazsını duyuyor, ondan kendisi ve başkaları yararlanıyor. Öğrenmede araştırıcılık, deney yaratıcılık, sosyal olayları sorgulama, yorumlama, sonuçları paylaşma, sorumluluk kazanma, kendine ve başkalarına karşı sorumluluklarının bilincine varmış bireyler yetiştirme esasına dayalı bir eğitim anlayışı bu kurumların kuruluş amaçlarıdır.    

Köy enstitülerinde sosyal etkinlikler: sosyal kol çalışmaları şeklinde yürütülen demokratik etkinlikler öğrenilmez yaşanırdı. Şöyleki; her sınır kendi içinde kol başkanlarını tam bir demokrasi içinde seçerdi. Bir sınıfta yazın kolu, tiyatro kolu, spor, müzik, kitaplık, sağlık ve disiplin kolları olur ve her kolun bir başkanı seçilir. Bu başkanlar o kolun okul başkanlarını seçer. Bu kol başkanları kendi aralarında kol yönetimini seçer. Yönetimde başkan, sayman ve üyelerden oluşur. Kol başkanları kendi aralarından okul başkanlarını seçer. Okul başkanı bütün kolların başkanıdır. Okul başkanı öğretmenler toplantısına katılır. Orada söz alır, oy kullanır. Öğrencilerin dileklerini dile getirir. Köy enstitülerinde demokrasi öğrenilmez yaşanırdı. Yaşayarak tam bir demokrat olan bu elemanlar gittiği topluma demokrasiyi yaşatma mücadelesi vermiştir. Bu etkinlikler çıkar çevrelerinin, halkı ezenlerin hoşuna gitmedi. Bunun için çok haksızlıklara uğramışlardır. Tüm zorluklara rağmen demokratik kitle örgütlerinde her zaman  öncülük etmiş ve görevler almışlardır. Türkiye öğretmen dernekleri federasyonunda TÖS-TÖBDER-EĞİTDER gibi örgütlerin etkinliklerinde hep ön safhalarda yer almışlardır.

Köy enstitüleri için kimler ne dediler:

Kesinlikle inanıyoruz ki, köylümüzün öğrenimi ve geçimi yüksek bir düzeye ulaştırdığımız gün, ulusumuzun her alanda gücü, bugün düşlemesi bile zor, yüksek ve görkemli bir düzeye ulaşacaktır. İSMET İNÖNÜ

İnönü Savaştepe köy enstitüsünde ziyaret sırasında safhanın kümes nöbetini tutan Hatice Kolukısa’dan azık çantasını açmasını ister. Çantadan peynir,ekmek ve öğrencinin okuduğu kitap çıkar. İnönü” gördünüz mü peynir ekmeğin yanında kitap; köylümüz kentlimiz erimiz, generalimiz kumanyasının yanında ne zaman kitabı ekleyecek duruma gelirse, o gün Türkiye gerçekten kurtulmuş demektir. Topraklarımızı bilgi ile değerlendirmenin, bilinçle savunur duruma gelmenin başka yolu yoktur.”

ABD başkan adaylarından WENDELL 1940 yılında yaptığı Ortadoğu gezisini değerlendirdiği kitabının da “Türkler eski şark peçesini kelimenin hem asil hem mecazi anlamda yırtıp atmıştır. Peçenin milletin gözünden sıyrılmasıyla ortalığa yayılan ışık emin olabilirsiniz ki devamlıdır. Köye su, elektrik, getiren, çamaşırhane yapan köy enstitüleri gördüm. Köyün okulunu yaparken onlarla konuştum. Köyün aydınlığa doğru gittiğini gördüm.” Diye yazmış.

Hıfzı Veldet Velidedeoğlu “köy enstitüleri köy çocuklarına yalnız abc diye bileceğimiz sıradan bilgiler öğretmekle kalmıyor, onları düşünen, tasarlayan,tasarladığını gerçekleştiren birer kişilik olarak yetiştiriyordu.

Devletin taban dokusu ancak böyle işlenebilir. Atatürk devrimleri karşı devrimcilerin saldırılarına karşı bu yolla korunabilirdi. K. Enstitüleri arı gibi çalışarak bu çocukların zeka balını işliyor onlardan köy öğretmeni yetiştiriyordu. Şu ayrımdaki bu öğretmen yalnız kültür ürünü değil aklını kullanan üreten, yetiştiren bir düşünce kaynağı oluyordu.” Diye anlatır.

Prof. Enver Ziya Karal “tarih boyunca Türklerin dünya uygarlığına yaptı9ğı tek özgün katkıdır” şeklinde değerlendirmektedir.

Falih Rıfkı Atay “ne yuvalarını ören kuşlar, ne kovanlarını kudan arılar, Köy Enstitalerindeki öğrenim gören bu çocuklardan daha çalışkan daha şevkli olamazlar. Tonguç baba ve arkadaşları alınlarının teriyle bol yemiş vererek olan asil bir ağacı sulamaktadırlar. Niçin: kafalarda daha gür ışık ve birde yuvalarda umutluluk, yüzlerde akar su gibi çağlayan bir neşe içinde çalışıyorlardır.

Melih Cevdet Anday “Şükran Kurdakul Anday’ın demek köylü artık köylü onlara boyun eğmeyecek, gerçekten efendi mi olacaktı. İşte bütün korkuları bilinçli olarak eyleme dönüşmesidir. Köy enstitülerini kapatalım” diye yorumlar.

Şükran Kurdakul “ köy enstitüleri derebeyi kalıntılarının uykularından eden eğitim ve öğretim kurumlarıydı. Onun için kapatılması gerekirdi.

Orhan Veli “ destan gibi yapıtında “arifiye şoför durdu enstitü mektebi dedi/Süleyman Edip müdürün adı /bir yolda burada duralım/elleri nasırlı yüzleri nur/ yarına ümitlerle yürüyenlere/bir selam uçuralım.” Dürtülüğünü sunar

Sonradan milli eğitim bakanı olacak olan Reşat Şemsettin bir gezide denetim gezisi Tonguç’a “ sen bu halk çocuklarını böyle yetiştirirsen biz bu milleti nasıl yönetiriz. Ben bindiğim eşeğin akıllı olmasını istemem.”  Yücelden sonra bakan olur Tonguç’u geri hizmete alır. Köy Enstitülerinin gerçek programını yozlaştırır ve bu kurumları kapatmasının ön hazırlığını yapmış olur.

Van millet vekili Kinyas Kartal’a bu okullar gerçekten komünist mi idi diye sorarlar. Yok canım o çocukları komünist yapmak  olmaz der. Neden kapattınız deyince “benim 260 köyüm var onlar buralara girince ben köyleri nasıl yönetirim” der

İşte dostlar köy enstitülerinin çok kısa öyküsü saygı ile sunarım.

Çok samimi olarak inanıyorum ki bu kurumlar bozulmadan bir otuz yıl gerçek amacı doğrultusunda yaşasaydı ; Türkiye bugün yüz yıl sonra varabileceği yerde olurdu.

Volkan Yılmaz

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER