“Kürk Mantolu Madonna” hala en üst sıralarda

Ocak ayının en çok satan kitaplarını siz değerli okurlarımız için araştırdık. Okunma oranında en üst sıralarda olan 5 kitap içinde en çok dikkat çeken ise 1948'de Sabahattin Ali tarafından yazılan “Kürk Mantolu Madonna” yer alıyor.

“Kürk Mantolu Madonna” hala en üst sıralarda

ÖZEL HABER: FARUK ÇİDEM – SEMİH BAYKAL

Gelişen teknoloji ve televziyon dünyasının içine hapsettiği yeni neslin en büyük eksikliği kitap okumamak olarak görülüyor. Toplum olarak kitaplardan uzaklaştığımız bu günlere inat arka arkaya yazılmaya devam eden romanlar raflarda yerini almaya devam ediyor. Yeni romanlar arasında öyle bir kitap ve yazar var ki, yazımının üstünden 60'tan fazla yıl geçmesine rağmen en çok okunanlar listesinde. Sabahattin Ali'nin “Kürk Mantolu Madonna” romanı Ocak ayının en çok okunan 5 romanı arasında en üst sıralarda.

Bolu'da en çok rağbet gören diğer kitaplar ise geçtiğimiz günlerde şehrimize de gelen Ahmet Ümit'in “ELVEDA GÜZEL VATANIM”, Kahraman Tazeoğlu'nun “AŞKLA KAL”, Ahmet Batman'ın “KORKMA KALBİM”, Sarah Jio'nun “YEŞİL DENİZ KABUĞU”

İşte en çok okunan 5 kitabın sizler için derlediğimiz tanıtım bültenleri;


KÜRK MANTOLU MADONNA

"Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum "Kürk Mantolu Madonna"yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum."

Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.

(Tanıtım Bülteninden)

ELVEDA GÜZEL VATANIM

Devletin derinlikleri, toprağın derinliklerinden daha karanlıktır.

1926 yılının o hüzünlü sonbaharı. Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, genç cumhuriyet ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyor. O büyük altüst oluşun içinde bir adam: Şehsuvar Sami… Bir zamanların İttihat ve Terakki fedaisi, şimdilerin yorgun komitacısı. Şehsuvar Sami'nin etrafında dönen amansız bir entrika. Bir yanda kaybettiği ama hiçbir zaman yüreğinden çıkartamadığı sevgilisi Ester, öte yanda yaşanılan tarihsel bozgun… Kaybedilen bir ülke, kaybedilen bir şehir, kaybedilen bir hayat. Ve aklında hep aynı soru: Devlet mi kutsaldır, yoksa insan mı?

"Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar." Kim söylemişti bu cümleyi hatırlamıyorum, ne yazık ki doğru… Doğru, lakin eksik. Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar, vatanımızı kaybetmekle neticelenir.

Sahi nedir vatan? Bir toprak parçası mı, uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi? Hayır, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan. Ne sadece toprak parçası, ne su havzaları, ne ağaç silsilesi… Annemizin şefkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedelerimizin mezarlarıdır vatan…

Vatanı olmayan insanın hayatı da olmaz. Evet, bir vakitler zihnim, kalbim bu fikirlerle doluydu. Şimdi? Şimdi bilmiyorum…

(Tanıtım Bülteninden)

AŞKLA KAL

İnsan olmaktan yorulur bazen insan. Hayat yorar, aşk yorar, yalnızlık yorar, kalabalık yorar, gelen yorar, giden yorar... Sana sunulan hiçbir şeye alışma bu yüzden. Terk edenler yorar... Daha az güvenmeye, daha az sevmeye ve daha az inanmaya tecrübe diyorlar. Ama bu tecrübe değil, tecrübeyi doğru kullanamamaktır. Daha az güvenmek, güven sorunu yaratır. Gerektiği kadar güvenmelisin. Daha az sevmek yalnızlığı getirir. Hak ettiği kadar sevmelisin. Daha az inanmak inancını zedeler. Neye ne kadar inanman gerek, onu bilmelisin.

(Tanıtım Bülteninden)

KORKMA KALBİM

Kedileri seven kadınlar yalnızlıktan korkarmış, köpekleri ise aslında kendilerini güvende hissetmek istediklerinden severlermiş... Sen filleri severdin ve bir fil kalbi kırıldığında ölebilirmiş. Sen filleri boşuna sevmiyorsun güzel kadın. Sen kalbinin kırılmasından korkuyorsun da haberin yok. Korkmasın kalbin çünkü o artık benim de kalbim...

- Benim korkak kalbim size âşık oldu...

- Kutu kutu pense oynamıyoruz küçük bey, aşkı çocuk oyunu mu sandınız siz?

- Aşkın bir oyun olmadığını öğrenecek kadar büyüdüm ama şayet aşk bir çocuk oyunu olsaydı ve o oyunun adı da kutu kutu pense olsaydı tüm dünya size arkasını dönse bile ben size arkamı dönmezdim küçükhanım...

- Böyle konuşursan kilitlenirim ben ama...

- Eğer kilitlendiğiniz yer kalbim olacaksa bundan memnuniyet duyarım.

- Susuyorum.

- Ben de size...

(Tanıtım Bülteninden)

YEŞİL DENİZ KABUĞU

Yirmili yaşlarda hayat daha kolaydı. Özellikle de konu aşk olduğunda. Biriyle tanışıyordun, sen onları seçiyordun, onlar seni seçiyordu. Birlikte dünyayı fethedebilirdiniz. Paris'e taşınabilirdiniz. Bir sürü çocuk sahibi olabilir veya çiftçilik yapabilirdiniz. Günlük tuttuğunuz zamanlarda yazdığınız her şeyi yapabilirdiniz. Hayaller, parlak, çarpıcı renklerde yaşanacaktı. Hayat sizindi, ikinizindi. Her şeye birlikte göğüs gerip birlikte yaşayabilirdiniz. Hayatınızı birine bağlardınız ve gerisi önemini kaybederdi. Peki ya şimdi?

(Tanıtım Bülteninden)

Güncelleme Tarihi: 03 Şubat 2016, 18:36
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner128