MEVLANA’YI ANLAMAK

Prof Dr.Yaşar Akbıyık  Eski AİBÜ Rektörü   Mevlana, 17 Aralık 1273′de Pazar günü akşam üstü güneş gözden kaybolup, ufukları kızıla boyarken bu âlemden göç ettiği...

MEVLANA’YI ANLAMAK

Prof Dr.Yaşar Akbıyık 

Eski AİBÜ Rektörü

 

Mevlana, 17 Aralık 1273′de Pazar günü akşam üstü güneş gözden kaybolup, ufukları kızıla boyarken bu âlemden göç ettiği günü “Şeb-i Arûs” “Sevgiliye kavuşma” günü olarak görmüştür. Bu nedenle her yılın Aralık ayının 17’sinde Mevlana’yı anma programları düzenlenir. Geçen hafta başta Konya olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde düzenlenen anma günleri beni lise yıllarıma götürdü. Hepimizin koşturmaca ile geçen hayatının sayfalarında kalmış anıları vardır. Yanılmıyorsam 1974 yılıydı ve okuduğum lisede Mevlana’yı anma günü düzenlenmiş, ben de tasavvuf musikisi korosunda yer almıştım. Çok güzel ilahi okuyan rahmetli babamdan ve Devlet Tasavvuf Korosunda bulunmuş Recep Hafız adında değerli bir insanın Mevlana’yı anma günü için çalıştırdığı koroda tasavvuf musikisinin hazzını tattım. Bazılarımızın başına uzun külahlar giymiş halde tasavvuf musikisinden parçalar seslendirdiği, bazı arkadaşlarımızın semazen olarak kelebek gibi döndüğü program üç akşam üst üste icra edilmiş ve büyük beğeni toplamıştı. Mevlana’yı anma programları bana o günlerimi hatırlatır, şiirin, edebiyatın, hoşgörünün, sevginin evrensel temsilcisi Mevlana’nın kapısına götürür vedüşündürür. Mevlana'nın yaşadığı 13. Yüzyıl, Moğol istilasının Anadolu'da büyük kargaşa yarattığı, insanların birbirine düştüğü felaket yıllarıdır.Bu kargaşa ortamında Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre gibi gönül dostları ayrım yapmaksızın insanlara ümit dağıtan, sevgi gösteren onları kucaklayan toplum önderleridir. Bunlardan barışı ve sevgiyi esas alan bütün insanlara gönlünü açmış olan Mevlana evrensel üne kavuşmuştur. Onun, barışı, sevgiyi ve insanın önemini vurgulayan düşünceleri insan ilişkilerinde ve eğitimde bir modeldir. Bu toprakların yetiştirdiği gönül dostlarını rahmetle anıyor, sözü Mevlana'ya bırakıyorum: 
“Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi.
Ağladım.
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
Zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
Sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.. .
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu
öğrendim.
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.
Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da “lezzet” kattığını
öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim”.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner128