Nerede o “milli irade” ve ÇAĞLAYAN

Faruk ÇİDEM yazdı...

 Nerede o “milli irade” ve ÇAĞLAYAN

AKP Türkiye’de iktidara geldiği yıllarda girdiği seçimlerden başarılı olarak çıktıkça muhalif her karşı çıkışa, sıkıştığı yerde milli iradeyi gösteriyor.

Sandık muktedir olmak için yegane araç olarak kullanılıyor. Mademki halk ne istediğini sandıkta gösterdi o zaman bütün hamlelerimiz meşrudur kuralı artık kanun yerinde kullanılıyor.

Bu kural ve kanun tabi ki AKP için geçerli. Genel seçimler de yaklaşırken yine “milli irade”ye seslenen Erdoğan, 400 milletvekili için sandıktan onay bekliyor. Ama sorun şu ki Erdoğan için her sandık o kadar da kutsal sayılmıyor. Bir sandığın kutsal sayılabilmesi için içinden illa ki “iktidar” çıkması gerekiyor.

Sandıklar sadece milletvekili ya da cumhurbaşkanı seçmek için kurulmuyor bu ülkede. Bugünlerde yine gördük ki rektör seçilebilmek için sandıktan fazla oy alarak 1. çıkmak yetmiyor.

İstanbul üniversitesi rektörlük seçimlerinde günlerdir kamuoyunu da meşgul eden Raşit Türkel hoca kendisinden sonra gelen adaya fark atmış olsa da rektör seçilemedi. 1202 oy alarak birinci çıkan Raşit Hoca için “sandığın kutsallığı” kuralı işletilmedi.

Yine Erdoğan, Uludağ Üniversitesi'ndeki rektörlük seçiminde 576 oy alarak yüzde 61 ile birinci seçilen mevcut rektör Kamil Dilek'in yerine, 265 oyla yüzde 29'da kalan Prof. Dr. Yusuf Ulcay'ı atadı.

Daha onlarca farklı seçimde ve onlarca kişi için bu örnekler çoğaltılabilir. Ama hepsinden de tek sonuç çıkarmak mümkün; Eğer girdiğiniz seçimde iktidar tarafından istenmeyen bir adaysanız ağzınızla kuş da tutsanız seçilen kişi olamazsınız.  Neymiş o zaman, milli irade denilen şey o kadar da önemli değilmiş.

Sandığı, tek şanslarını sandık olarak görmeyenler zaten kutsamıyor. İktidarın muhalefetin karşısına çıkardığı milli irade de hiç umurlarında değil. O yüzdendir ki, ne sandık ne de milli irade; soygunu, talanı, rüşveti, katliamı,  peşkeşi meşru kılamaz.

Çağlayan ve “Başarılı bir operasyon”

Birkaç gün önce bir şey daha öğrendik... Bu ülkede katil olmak adalet aramaktan çok daha kıymetliymiş. Çağlayan adliyesinde rehin alınan bir savcının hayatı 14 yaşında bir çocuğu öldüren katillerin insafına bırakıldı. Rehin alınma anında da söylemiştim. Devlet için Mehmet Selim Kiraz’ın da Şafak Yayla’nın da Bahtiyar Doğruyol’un da hayatlarının hiçbir önemi yoktu. Saatlerce akşam olmasını, havanın kararıp operasyona başlanması bekleniyordu. Nitekim de aynen öyle oldu. Katilleri ifşa etmek yerine o gün “adalet sarayı”nda 3 can feda edildi. 3 insanın öldüğü bir operasyonu başarılı olarak nitelemek için nasıl bir akla sahip olmak gerekiyor bilmiyorum. Ama bu aklı taşıyan birisi tarafından yönetildiğimizi iyi biliyorum...

Güncelleme Tarihi: 06 Nisan 2015, 09:30
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner128