Olumlu Görüş

Hazırlayan: Mustafa COP

Olumlu Görüş

Bu olumsuz kötümser görüşün tam tersi olarak diğer olumlu görüşe; buna göre, iyisi ve kötüsü ile birlikte, bütün huylarımız doğuştan değil, kazanılmıştır. İnsan her türlü düşünce, his ve huydan soyut fakat her çeşit huy edinmeye müsait olarak doğar. Dü­şünce ve duygularımız gibi, huylarımızı da hep çevre­mizden ve görüp öğrendiklerimizden alırız. İnsan belir­li bir çevre, iklim ve şartlar içinde doğar ve yaşar. Bu şartlar uyarınca aldığı terbiyeye göre de ruhsal yapısını kazanır. Fakat bu yapı bir defaya mahsus olarak oluş­muş ve zaman, mekan içinde hiç değişmeksizin kaya gibi duran bir şey değildir. Aksine, değişmesi ve değiş­tirilmesi daima mümkündür. Çünkü insan normal ol­mak şartıyla, serbest bir iradeye sahip ve bu güçle ken­dini yönlendirebilir ve idare edebilir. Aslında, terbiye ve ahlâk gibi disiplinlerin en eski zamanlardan beri var olması da bunların huylar üzerinde etkili olduğuna inanıldığının ve kötü huyların iyi bir terbiye ile değiştirile­bileceğinin kabul edildiğinin bir delilidir. Eğer terbiye ve ahlâkın huylar üzerinde hiç bir etkisi olmasaydı, bin­lerce seneden beri bütün insanlık bu disiplinlere sarı­lıp inanmazdı. Terbiye ve ahlâkın öteden beri var olma­sına rağmen, insanlardan bir kısmının halâ kötü huylu olması, bu disiplinlerin huylar üzerinde yeteri kadar et­kili olmadığını değil, etkili olacak şekil ve şartlar altında gerektiği gibi uygulanmadığını ve huyların ruhsal me­kanizmasının henüz tam anlamıyla bilinmediğini gös­terir. Gerçi gençlikte, özellikle ilk çocukluk çağlarında, alınıp yerleşen huylar kökleşir ve ileride terbiye ve irade kuvvetine karşı bir direnç gösterir. Çünkü gençlik, be­densel olduğu kadar, ruhsal oluşum bakımından da ha­yatın en plastik devresidir. Ve gençlikte edinilen huylar, ileride ruhsal bir tembellik ve ihmalcilik ile kaynaşarak, genellikle mezara kadar yakamızı bırakmaz. Bunun içindir ki terbiye ve ahlâkın etki bakımından en verim­li çağı gençliktir. Fakat bütün güçlüklere rağmen, huy­ların en köklüsü bile irade ve azmin ve iyi bir terbiyenin tokmağı altında ezilip erimeye mahkûmdur. Kuvvet­li savunucularını onsekizinci asırda bulan ve bu asrın rasyonalizmi (akılcılığı) ile pek iyi bağdaşan bu görü­şün en ünlü temsilcisi de J. J. Rousseau'dur. Bu filozof "İçtimai Mukavele (Toplumsal Sözleşme)" ve özellikle "Emil" adlı eserinde şiddetle bu görüşü savunmuştur.* Görülüyor ki, terbiyenin ruh ve karakter üzerindeki rolü hakkında ileriye sürülen tezlerden birincisinin ka­ranlık bir kötümserliğe saplanmasına karşın, ikincisi de alabildiğine iyimserdir. Ve bilinçli bir terbiyenin huy­lar üzerinde sonsuz bir rolü olduğuna adeta körü körüne inanmaktadır. Kaynak: Ord. Prof. Dr. Ali Fuad BAŞGİL




Güncelleme Tarihi: 12 Temmuz 2015, 18:11
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner128