Oran; “Cumhurbaşkanı Vatana ve Millete ihanet ediyor“

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran Bolu'ya gelerek CHP İl binasında partilileriyle ve basın mensuplarıyla bir araya geldi. Ülke gündemini, AKP iktidarının çalışmalarını ve Cumhurbaşkanı'nın çalışmalarını değerlendiren Oran, Cumhurbaşkanı'nın seçim çalışmaları için 30 ile gitmesine sert tepki gösterdi. Oran, Cumhurbaşkanı'nın böyle bir şey yapmasının hem Cumhurbaşkanlığı yeminine hem de Anayasa'nın 104'üncü maddesine ihanet olduğunu söyleyerek; "Cumhurbaşkanı Vatana ve Millete ihanet ediyor" diye tepki gösterdi.

Oran; “Cumhurbaşkanı Vatana ve Millete ihanet ediyor“

Haber: Semih BAYKAL

İlk olarak ülke gündemini değerlendiren Oran; "Vatandaşın gerçekten sorunu çok, vatandaş gerçekten her alanda büyük sorunlarla karşı karşıyadır. Türkiye'nin bir gerçek gündemi, öncelikleri, halkın öncelikleri var. Bir de maalesef iktidarın ortaya koyduğu, sürekli ortaya attığı bir sanal gündemi var. Bu gerçekten Türkiye adına bir şansızlıktır. Çünkü iktidarların görevi sorunları çözmek, hizmet getirmek, sürekli olarak farklı gündemler yaratarak, farklı kendi özel taleplerini gündeme getirerek, gündemi meşgul etmemektir. Ama Türkiye'de bir algı yaratılıyor ve esasında bakıyoruz bu algı herkesi yanıltıyor. Ama yaşadığımız gerçeklerse hepimiz, halkımızın canını acıtıyor. Türkiye böyle bir durumla karşı karşıyadır. Hükümet sürekli gerçekleri saklamak için suni bir gündem ve bir algı pompalaması yapıyor. Sanki halkın geçim,yaşam derdi ve öncelikleri yokmuş gibi Cumhurbaşkanı kendi gündemini, önceliklerini, Başbakan kendi gündemini, önceliklerini dile getiriyor. Ama dediğim gibi halkın gündemi, öncelikleri bir kenara itiliyor. 12 geçti ve bu 12 yıl sonucunda gerçekten bizim, sizin eliniz de veriler var. Bu veriler ve rakamlar üzerinden istediğimiz yerde istediğimiz kişiyle tartışabiliriz. Yani 12 yılın karnesi ortadır. Demokrasi, hukuk, özgürlükler, basın özgürlüğü, dış politika, ekonomi, terörle mücadele, ulusal güvenlik, Türkiye'deki Suriyeliler konusunda gibi daha bir çok konuda karne ortadadır. Bunların aslında tartışılacak, inkar edilecek bir tarafı yok. Gerçekler acı ve kötü bir tablo, karneyle karşı karşıyayız" dedi.

 

"İSTİKRAR SÜRSÜN, TÜRKİYE BÜYÜSÜN SÖYLEMİ BİR YALANDIR"

 

İktidarın ortaya koyduğu istikrar sürsün, Türkiye büyüsün söylemi ve algısı çok yanlıştır. Türkiye'de ne istikrar ne de büyüme vardır. Hangi veri tabanına bakarsak bakalım, hangi yana bakarsak bakalım çok net olarak şunu görüyoruz ki Türkiye de istikrar yok ve Türkiye büyümüyor. Kendi rakamlarıyla, başka uluslararası rakamlarla, hangi rakamlarla bakarsanız bakın Türkiye' de son 12 yıldır büyümenin rakamsal olarak yüzde 5'in altında olduğunu görüyoruz. Son 7 yılda büyüme ortalamamızın yüzde 3.5 olduğunu görüyoruz. Halbuki 1923 ila 2002 yılları arasına baktığımız zaman bu 80 yıllık zamandaki büyüme ortalaması ile son 12 yılın büyüme ortalamasına göre bu 80 yıllık dönem daha iyidir. Son 7 yılın ortalaması yüzde 3.5 iken bu 80 yıllın ortalaması yıllık yüzde 5.3'tür. Yani istikrar sürsün, Türkiye büyüsün bir yalandır. İşsizlik çift hanelerdedir. Yani büyüyen bir ekonomide işsizlik sorunu olamaması lazım. Şu anda TÜİK'te 3 buçuk milyon iken umudunu kesenlerle birlikte ülkemizde 5 buçuk milyon işsizimiz var. Bankalara borçlanma tam iki katına artmış. Bugün vatandaşın kredi kartı borcu, batık kredi borçlarına baktığınız zaman 2002 yılında 4.3 milyar kredi borcu varken şu anda kredi borcu miktarı 74.2 milyar liradır. Batık krediler tam 43 kat artmıştır. Yani rakamlarla hiç bir şekilde bize karşı savunabilecekleri, orta koyabilecekleri bir şey yok. Her rakamla, her ekonomik veriyle biz onları sonuna kadar tuş ederiz. Şimdi rakamlar böyle olunca ve halkın yaşadıkları orta olunca sürekli bir gerelim politikası, sürekli bir gündem değiştirme manipülasyonuyla karşı karşıyayız.

 

"EĞER FAİZ LOBİSİNİ AÇIKLAYAMIYORSAN, EN BÜYÜK FAİZ LOBİCİSİ SENSİN"

 

Ekonomiyle ilgili bir şey daha söylemek istiyorum. Dünyanın hiç bir yerinde seçilmiş bir Cumhurbaşkanı, hükümet, Başbakan, ekonomik kurmayları varken sabah akşam, yatıp kalkıp faiz insin demez. Cumhurbaşkanı yatıp kalkıp faiz insin diye  bağımsız olan Merkez Bankasını hedef gösteriyor, Merkez Bankası Başkanını tehdit ediyor. Böyle bir şey Dünyanın hiç bir yerinde olamaz. Yani bir Cumhurbaşkanı faiz insin diyemez. Bakın bu ülkede Cumhur başkanı son on günde  faiz insin faiz insin diyor. Bu ülkede faiz indiği zaman işte bu son on günde olduğu gibi dolar ve Euro fırlıyor. Son on günde şirketler 18.7 milyar lira zarar ettiler. Sadece Erdoğan'ın faiz insin faiz insin söylemleri yüzünden. Ülkenin dış borcu da ikiye katlandı. Türkiye'nin şu anda AKP iktidarı döneminde dış borcu 400 milyar dolardır. Yani Erdoğan'ın faiz insin faiz insin diyip döviz yukarı çıkarsa, yani dolar 1 kuruş bile artarsa bizim dış borcumuz 4 milyar dolar daha artıyor. Özel sektör borçlu var. Erdoğan'ın arkasında Devlet güvencesi var. Erdoğan diyor ki benim borcum değil, özel sektörün borcu diyor. Hayır Özel sektörün borcu da Türkiye Cumhuriyeti Devletinin borcudur. Şu anda özel sektörün borcu 176 milyar dolardır. Her faiz insin döviz çıksın noktasında dolardaki 1 kuruş artış özel sektörün borcunu da 1.8 milyar lira arttırıyor. Yani Erdoğan konuşmasa ekonomi daha rahat. Erdoğan her konuştuğu zaman dolar çıkıyor ve insanlar, ülkemiz, halkımız borçlanıyor. Erdoğan'a sormak lazım niye sürekli faiz insin diyor, niye faiz lobisini sürekli ortaya atıyor. Sen bu ülkenin Cumhurbaşkanısın, sen bu ülkede Başbakanlık yaptın. MİT, istihbarat, Devletin her kademesi senin elinde kimdir bu faiz lobisi? Hep diyorsun faiz lobisi faiz lobisi diye o zaman çıkar, açıkla. Eğer açıklayamıyorsan, ortaya sadece suni gündem yaratmak için sürekli faiz lobisi diyorsan en büyük faiz lobicisi o zaman sensin. Yılda 50 milyar dolar zaten biz para ödüyoruz. Bu ülkeye sıcak para getirip, bu ülkeyi sıcak paraya mahkum eden sensin. Dolaysıyla eğer faiz lobisini açıklayamıyorsan, en büyük faiz lobicisi sensin ve bu ülkeye artık zarar verme. Konuşma artık bu ülkede ekonomiden sorumlu olanlar, iyi kötü ülkeyi yöneten bir Başbakan var. Yani konuşma senin işin bu değil. Anayasada ekonomiyi, faizi,enflasyonu sen yönetirsin diye yazmıyor.

 

"ÜRETİCİ VE MARKET FİYATLARINDA MAKAS MUAZZAM AÇILIYOR"

 

Bakın biraz önce dedim ki halkın gündemi, öncelikleri farkı, sürekli bir algı pompalaması yaratılıyor, algılı yanıltıyor, gerçekler acıtıyor dedim. Bakın dün AKP'nin kontrolünde olan Anadolu Ajansı AKP'yle ilgili şöyle bir haber geçti. Diyor ki ajans, AKP iktidarı üreticiyle tüketicinin değil, aracı, komisyoncu ve tefecinin kazandığı bir iktidar olmuştur diyor ve bunda da bir örnek gösteriyor. Üretici ve market fiyatlarında makas muazzam açılıyor diyor. Şöyle bir örnek veriyor; Üretici tarlada maydanozu 17 kuruşa satıyor, marketler ise 92 kuruşa bunu satıyor. Bu fiyatlar arasındaki fark ise yüzde 144'dür. Yani tarladaki bir ürünün fiyatında tüketiciye gidene kadar muazzam bir fark oluyor. Erdoğan, senin bununla uğraşman lazım. Önceki gün bunu Ziraat Odası Başkanı da açıkladı. Burada kazanan tefeci, komisyoncu ve aracı, olan vatandaşa, tüketiciye oluyor dedi. İşte bu halkın gündemi, Türkiye'nin gerçekleri, acı olanı ve sürekli gündem değiştirmelerinin sebebi de budur.

 

"KOMŞU TASARRUF YAPIYOR, BİZ DE MAKAM ARACI SALTANATINA DEVAM EDİYORUZ"

 

Komşu'da Yunanistan da seçimler oldu. Sol bir parti iktidara geldi ve gelir gelmez bir takım icraatlara başladı. İlk icraatlarından bir tanesi kamudaki Başbakanların, Bakanların araçlarının satılması oldu. Dedi ki, bunlar lükstür, vatandaş burada borçlu, insanlar işsiz bizim tasarruf etmemiz lazım dedi. Yani makam aracı saltanatına bir son verelim dedi. Şimdi Türkiye'ye dönecek olursak eğer komşu da tasarruf biz de de inadına makam aracı saltanatı var. Bakın milletvekili Tanju beyle beraber bütçe çalışmalarında yer aldık. 2015 yılında 9 bin tane daha araç alınacak. Şu andaki Türkiye'de kamudaki araç sayısına baktığınız zaman  96 bin 500 araç var. Sadece Cumhurbaşkanının 117 aracı var. Komşu tasarruf derken biz tam tersi makam aracı saltanatı diyoruz. Şöyle bir düşünelim, Cumhuriyet Halk Partisi iktidar oldu. Ben de ekonomiden sorumlu oldum. Bende komşudaki kamudaki araçların hepsini satarım. Sadece ihtiyaç olan kamu aracını tutarım. Yani kısacası Türkiye'nin böyle bir lüksünün olamaması lazım. Şöyle bir hesap yaptım, kamuda 105 bin araç var ve bizde bunu ortalama 50 bin liradan sattık. 5 milyar 250 milyon lira yapıyor. Yani kaçak sarayın fiyatından daha düşük. Bu 5 milyar 250 milyon lira şu anda asgari ücretle geçinen 5 buçuk milyon vatandaşın bir aylık maaşı, 461 bin asgari ücretlinin 12 aylık maaşı, 5 buçuk milyon işsizin bir aylık maaşı, 2 milyon 400 bin memurumuzun bir aylık maaşıdır. Ama biz napıyoruz, bu parayı makam aracı saltanatı olarak kullanıyoruz. Komşunun milli geliri 25 bin dolar bizim neredeyse iki buçuk katımız. Yani komşu tasarruf yapıyor, biz de makam aracı saltanatına devam ediyoruz. Bunu anlamak gerçekten mümkün değil.

 

"BU VATANA VE MİLLETE İHANET DEMEKTİR"

 

Şimdi ülke de yasaklar, yolsuzluklar, müsriflikler, yoksulluk, işsizlik varken sürekli gündem yaratıyorlar. Neymiş efendim Cumhurbaşkanı 30 tane ilde seçim mitingleri, ziyaretleri yapacakmış. Böyle bir şey olabilir mi? Aslında bunu konuşmak doğru değil ama cevapta vermek gerekiyor. Ya böyle bir şey olabilir mi? Sen 77 milyonun seçilmiş Cumhurbaşkanısın. Geldin Cumhurbaşkanlığı yeminini ettin. Yeminde de, anayasanın 104'üncü maddesinde de yazıyor. Yeminin de diyorsun ki ben tarafsız kalacağım, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini koruyacağım, yücelteceğim ve bu görevi de tarafsız bir şekilde yerine getireceğim, bütün gücümle çalışacağım diyorsun. Eğer sana bu halk oy verdiyse, sen ilk defa seçilmiş Cumhurbaşkanı olduysan bu halka hizmet etmek ve hizmetkar olman lazım. Ama sen ne yapıyorsun, AKP rozeti, üyeliği takarım 30 tane ile giderim ve AKP'ye oy isterim diyorsun. Böyle bir Cumhurbaşkanlığı olamaz. Bu tarafsızlık yeminini çiğnemek demektir. Bu anayasal suç demektir. Bu göreve, bu vatana ve millete ihanet demektir. Bu kabul edilemez, böyle bir şey olamaz. Sen 12'inci Cumhurbaşkanısın senden önce 11 Cumhurbaşkanı oldu. Senin partinden de Cumhurbaşkanı oldu, senin partinden Cumhurbaşkanı olan böyle mi yaptı? Senin seçim mitinglerin de senin yanına gelip senin partine oy mu istedi? Daha evvelde parti Cumhurbaşkanları da oldu. Sayın Demirel, Sayın Özal gibi onlar Cumhurbaşkanlığını kendi partilerine oy kazandırmak için partizanca, ayrımcı bir şekilde senin gibi davrandılar mı? Sen kimden alıyorsun bu cesareti? Yoksa AKP'nin oylarımı düşüyor diye korkuyorsun. AKP düşerse ben burada nasıl oturacağım diye mi korkuyorsun? Korkunun ecele faydası yok. Bakın göreceksiniz yine seçimlerde çatışma çıkacak. Bu ülkenin bir Başbakanı var. Tabi Başbakan derken şunu da ortaya koymamız lazım; Sayın Davutoğlu senin bilgin var mı Cumhurbaşkanın senin AKP mitinglerini yapacağından? Sen mi onu görevlendirdin? Yoksa sen yetersizsin de Cumhurbaşkanı onun için mi mitinglere çıkıyor? Sen necisin? Sen neden bir şey söylemiyorsun? Bakın şunu iddia ediyorum. Şu an AKP'nin Milletvekili listelerini maalesef 12'inci koltukta oturan yapıyor ve şu anda Davutoğlu acaba o liste de var mı yok mu? Bunu bile bilmiyor. Bunu bilmediği içinde ağzını açıp konuşamıyor. Eğer bu ülke de Başbakan olsa yumruğunu masaya vurur ve bir dakika kardeşim der. Ben burada neyim der. Sen nasıl çıkıp da 30 tane ilde miting yaparsın der. Bakın arkadaşlar bizim bu tuzağa girmemiz lazım. Ben özellikle Bolu'dan bunu gündeme getirmek istiyorum. Bakın Bolu, Bolu Beyini de, Köroğlu'yu da gördü. Yani bu halka zulmeden, iktidarın gücünü fütursuzca, pervasızca kullanan Bolu Beyin yaşadığı topraklardan Beş tepe beyine sesleniyorum. Zulüm ile abat olanın akıbeti berbat olur. Bakın burada herkes Bolu Beyini kötülükle anıyor. Sana beyliği vatandaşa hizmet diye vermişler. Sen bunu kendi çıkarına göre kullanırsan zulüm edersen o zaman kötü anılırsın. Bunu yanında halkın yanında yer alan, zulme, kötülüğe karşı duran Köroğlu ise sevgiyle, saygıyla anılıyor.

 

"BU İÇ GÜVENLİK YASASI TAMAMEN ÇÖZÜM SÜRECİNİN BİR SONUCUDUR"

 

TBMM'de önümüzdeki günlerde konuşulması beklenen İç güvenlik paketiyle ilgili bilgiler veren CHP Bolu Milletvekili Tanju Özcan; " Ben iç işleri komisyonunun üyesiyim ve bu yasayı en başından beri takip ettim.  Bu iç güvenlik yasası tamamen çözüm sürecinin bir sonucudur. Bu yasa ile insanların özgürlükleri kısıtlanıyor, polis istediğini gözaltına alabiliyor, mitinge gitmek isteyenleri engelliyor. Bu yasa tamamen çözüm sürecinin sonunda ortaya çıkabilecek olumsuzlar karşısında halkın tepkisini azaltmaya dönüktür. Yani bu çözüm sürecinin iki amacı vardı. Birincisi Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi, akabinde de Abdullah Öcalan'ın serbest kalmasıydı. Şimdi Öcalan serbest kalınca insanlar ayaklanacak ve tepki gösterecek. İşte bu tepkiyi en aza indirmek için bu yasa hazırlandı" diye bilgi verdi.

Güncelleme Tarihi: 04 Şubat 2015, 16:46
YORUM EKLE
YORUMLAR
şeref
şeref - 5 yıl Önce

sn oran geçen hafta hrant dinki anma yürüyüşünde ermeniler tarafından katledilen kadın,çocuk,yaşlı türk halkını görmezden gelip, türklerin ermenileri katlettiğini ve bununla yüzleşilmesi gerektiğini yazan pankartı en ön safta taşıyordu,şimdi çıkmış vatana millete ihanet ediliyor diyor. bu millet ihanetin her türlüsünü gördü dostunuda düşmanınıda iyi biliyor sayın oran.

SIRADAKİ HABER

banner133

banner129