Oran, Cumhurbaşkanı ve Başbakanı sert sözlerle eleştirdi

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran Bolu'ya geldi. Bolu da CHP parti binasında partililerle buluşan Oran basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı ve Başbakanı sert sözlerle eleştiren Oran Başbakana ve onun kurduğu Hükümete güvenmediğini söyledi. Oran, Gündemde yer alan, 101 gündür rehin bulunan 49 vatandaş konusuna, IŞİD tehlikesine, CHP de yapılan kongre hakkında, eğitim sistemine, Din kültürü dersinin seçmeli ders olarak okutulması ve Bankalar gibi konular hakkında da açıklamalarda bulundu.

 Oran, Cumhurbaşkanı ve Başbakanı sert sözlerle eleştirdi

Haber: Semih BAYKAL

 

Oran ilk olarak konuşmasında Bolu'da olmanın kendisi için bir ayrıcalık olduğunu belirterek şunları söyledi;" Bolu benim kendi evim, burası da benim yuvam. Kendimi ailemin içinde hissediyorum. Burada CHP’ne, Bolu’ya hizmet etmiş çok değerli dostlarım, arkadaşlarım, büyüklerim var aramızda. Onlarla beraber olmak, burada olmak benim için de ayrı bir güzellik ayrı bir hoşluk. Önemli olan asıl olan Cumhuriyet Halk Partili olmak. Mevkiler gelir geçer. Milletvekili oluruz, genel başkan yardımcısı oluruz ama önemli olan bir üye olarak partiye gönül vermek ve partiye hizmet etmek. Bizim yapmış olduklarımız bizim görevlerimiz zaten, en doğal görevlerimiz. Bolu’da bunu il örgütü, il yönetimi, ilçe yönetimi, kadın kolları, gençlik kolları olarak bunu hak eden bir yönetim, hak eden bir örgütümüz var burada. Onun için imkanlarımız el verdiğince her zaman yardımcı olacağız, yanlarında olacağız, destek vereceğiz. Ve daha iyi şeyleri hep birlikte başaracağız inşallah" dedi.

 

"REHİNE SAYSI 49 DEĞİL"

 

 Gündem de yer alan 101 gündür Işıd'in elinde bulunan ve önce ki gün serbest bırakılan rehineler hakkında konuşan Oran;" Gündemle ilgili bir iki hususu özellikle sıcak bir iki gelişmeyi burada basın mensubu yine onlarda arkadaşlarımız, dostlarımız, kardeşlerimiz onlarla beraberken o konulara değinmek istiyorum. Sabahleyin yola çıkmadan evvel, İstanbul’dan geliyorum, üç yakını rehin olan bir öğretmen arkadaşımız beni aradı. Çanakkale’den aradı. Ve daha haberlere düşmeden mutlu müjdeyi verdi. Gerçekten bu sabah bende İstanbul’da kasvetli bir hava vardı ama yağmurlu, kasvetli benimde içim açıldı. Çünkü 101 gün. Rehine ailelerle zaman zaman beraber oldum. Bu konuda CHP olarak başından itibaren bu konunun çözümlenmesi, mağdur olan rehinelerin bir an evvel, ailelerin sağlıklı bilgi alabilmeleri için büyük bir mücadele verdik. Dolayısıyla onların yaşadıkları sıkıntıları da çok yakinen biliyoruz. Bu açıdan gerçekten sabahleyin çok büyük bir sevinçle çok büyük bir mutlulukla yola çıktım.  Gerçekten kurtarılan ve ya serbest bırakılan bu yurttaşlarımıza hoş geldiniz diyoruz, geçmiş olsun diyoruz. Özellikle onları gözü yaşlı şekilde, sabırla, metanetle bekleyen aileler onlara da geçmiş olsun diyoruz. Maalesef hükümet bu 101 gün içerisinde bu ailelerle sadece iki kere oda bizim zorlamamızla toplantı yaptı. Ve onlara sağlıklı bilgi vermedi. Sürekli olarak onlar bizden bilgi almak istediler. Bizde sürekli olarak ilgili bakan, başbakan hem sorarak arayarak hem de soru önergemizle, araştırma önergemizi yani Türkiye Büyük Millet Meclisi bize ne veriyorsa o imkanları kullanarak buradaki bekleyen gözü yaşlı ailelere en azından onların derdine derman olmaya çalıştık. Ama dediğim gibi her şey bir tarafa geçti biz şuanda bu ailelere kavuşmuş olmanın, bu ailelerin mutluluğunu bizde paylaşıyoruz. Bu süreçte katkısı olan herkese de tabii ki teşekkür ederiz. Fakat burada bazı sorular var. Yine bir milletvekili olarak benim görevim, bir ana muhalefet partisi olarak benim partimin görevi bu sorulara cevap bulmamız lazım. Bir çok neden, nasıl, niçin var. Bunların cevabını bulmamız lazım. Bunların cevabını bulmamız lazım ki bir daha karşılaşmayalım. Öncelikle çok açık olarak şunu ifade etmek istiyorum. Şu anda rehine sayısı belli değil. Yani 49 diye basın kuruluşları hala geçiyor bence basın kuruluşları şuanda bulunan rehineleri bir parmak hesabı saysın.  Rehinelerin sayısı belli değil. Bizim içeriden aldığımız bilgiler ki şu son iki haftadır üç haftadır aileler aranıyordu rehineler tarafından. Bu pazarlıklardan aileler haberdardı ve bu sürecin kısa sürede biteceğini söylüyorlardı. Biz bu bilgiye sahibiz. Ama içeride toplam rehine sayısı ya da Türk vatandaşı sayısı 49 değil. Bir kere onu vurgulamak istiyorum. 49 denilen kişilerin içerisinde Irak’ta Iraklı olarak çalışanlarda var. Artı bordroda dahil olmayan geçici olarak ve ya tesadüfen orada bulunanlarda var. Yani bir kere rakamları tekrardan gözden geçirmemiz lazım. Bunları da bizim sorgulamamız lazım. Baştan beri bir 49dur gidiyor ama saydığımız zaman bebekler dahil olmak üzere ,iki tane bebek var, 49 olmadığını iddia ediyorum" diye söyledi.

 

" KONUŞMA YASAĞI GETİRİLSİN"

 

Yaşanan olayla ilgili konuşma yasağı getirilmesi gerektiğini ve bir kişinin konuşması gerektiğini ifade eden Oran;" İkincisi bu olayla ilgili ya konuşmasın bir konuşma yasağı getirsin sadece başbakan konuşsun. Çünkü kafalarımız karışıyor. Erdoğan çıkıyor bu bir operasyon diyor. Davutoğlu çıkıyor burada bir temas var diyor. Ve çatışmasız bir şekilde temas var diyor. Yani bir pazarlık var demeye çalışıyor. Başbakan yardımcısı Arınç çıkıyor MİT’e madalya takmak lazım diyor. İçlerinde bir milletvekili çıkıyor bu operasyonun arkasında CIA var diyor. Bence Başbakanın bir an evvel yasak getirmesi lazım. Burada doğru bilgileri aktaracak sadece Başbakanın konuşması lazım. Kimse rol çalmaması lazım. Cumhurbaşkanı rol çalmaya çalışıyor, Erdoğan. Böyle izin vermemeleri lazım. Biz ailelere kavuştuğumuzun yani o rehinelere kavuştuğumuzun yurttaşlara kavuştuğumuzun sevincini yaşayalım. Bırakalım bunun üzerinden siyaset yapmayalım. Bırakalım bunun üzerinden kimse prim yapmasın. Bu başarıyı kimse sahiplenmesin. Bir kere 101 gün bizim bu yurttaşlarımız nerede kaldılar, neden bir kere bunları biz kaptırdık yani neden hükümet bunları bir kere kaptırdı. O tarihlerde aylar öncesinden bilgiler, istihbarat vardı. MİT’in raporu vardı, başkonsolosun talebi vardı. Ama o gün mesela kaçırıldıkları gün bir gün evvel yabancı bir firmanın oradaki bulunan personeli tahliye ediliyor. Bizim oradaki yurttaşlarımız tahliye edilmiyor. Niye? Çünkü o zaman Dış İşleri Bakanı Davutoğlu yurtdışındaydı, ziyaretlerdeydi. Aslında bugünde Davutoğlu hani bu planlı operasyon dedikleri operasyonda yurtdışında. Yani tribünden olayı izledi. Operasyonu direk olarak yönetmediğini görüyoruz. Ama dediğim gibi bizim sorularımız var bu sorularımızı bu sıcaklık geçtikten sonra dile getireceğiz. Ama ben hükümete buradan sesleniyorum. Bir kere şu sayıyı netleştirin. İkincisi bunun üzerinden siyasi prim yapmayın. Kimse kimseden rol çalmasın. Bir kişi konuşsun. Vatandaşında kafası karışmasın. Bırakın bunun üzerinden gösteri yapmayı o aileler 101 gün bebeklerinden, kardeşlerinden, eşlerinden ayrı kalmanın sevincini yaşasınlar. Yine öğreniyorum ki rehinelerden bir sürü protokol. Efendim başbakan kabul edecekmiş, şu saatte. Cumhurbaşkanı kabul edecekmiş, bu saatte. Şurada böyle bir tören yapılacakmış. Bırakın da insanlar birbirine kavuştuğunun sevincini yaşasınlar" dedi.

 

" TBMM'Yİ OLAĞAN ÜSTÜ TOPLANTIYA DAVET EDİYORUZ"

 

Sınırla da bir savaşın yaşandığından bahseden Oran TBMM'yi olağan üstü toplantıya davet ederek şunları söyledi;" Bildiğiniz gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Ekimde açılacak. İlk oturum 2 Ekimde olacak. Ve bu arada bölgemizde Dünyada bir savaş var. Bir sürü Suriye’den, Irak’tan insanlar oradaki savaştan kaçarak sınırlarımıza ve ülkemize girmekte. Yakın sınırlarımız hemen yanı başımızdaki köyler bu terörist grup tarafından basılmakta. Yani korkunç bir savaş var. Ve bu savaşta bir müttefik grubu, koalisyon grubu da bu savaşta yer alacaklar. Orada bombalayacaklar. Bizim hükümetimizde baktığınız zaman bir takım görüşmeler yaptı. Amerika ile görüştü, başka ülkelerle görüştü. Bizim bu süreçten haberimiz yok. Yani Türkiye bir savaşın ortasında. Sınırlarında savaş var. Hükümet yetkilileri gidip görüşmeler yapıyorlar. Ama TBMM, ana muhalefet partisi, muhalefet partileri bu süreci basından takip ediyor. Böyle bir şey olamaz. Bakın ABD bile her türlü kararı senatosunda görüşüyor,  onlarda da operasyon onaylandı. Nerede onaylandı? Onların meclisinde onaylandı. Bizde bu vesileyle TBMM’yi acil olarak olağanüstü toplantıya davet ediyoruz. Tampon bölge neresi olacak?  Yani buna kim karar veriyor tampon bölgeye? Yani bunu kimden yetki alarak karar veriyor? Efendim tezkere bunların süreleri, bunların süreleri hep kısıtlı bunların tartışılması, risklerin paylaşılması ve ona göre yeni bir süreci başlatmamız lazım.  Bunun doğru olan yeri neresidir? Bunun doğru olan yeri milletin iradesinin tecelli ettiği, egemenliğin kayıtsız şartsız milletindir yazılı olan gazi meclisinindir. onun için hükümetin acilen 2 Ekimi beklemeden TBMM’ni olağanüstü toplanmaya davet etmesi gerekiyor. Bu konuda cumhurbaşkanı, başbakan inisiyatif alabilir. Gerekirse de ana muhalefet partisi olarak biz bu inisiyatifi almamız gerekebilir. Bu konuda da dediğim gibi bu olağanüstü sürecin ancak Gazi Meclisinde, TBMM’nde konuşularak bir araya gelinerek, müzakere yapılarak yürütülmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum" diye söyledi.

 

" DAVUTOĞLU'NA VE ONUN KURDUĞU HÜKÜMETE GÜVENMİYORUM"

 

Başbakan Davutoğlu'nu sert sözlerle eleştiren Oran;" Ben şahsen Davutoğlu’na güvenmiyorum. Yani bunu bir kez daha ben güvenmiyorum. Çünkü dış işleri bakanlığı sürecinde yani bu çağrımı bir daha yineliyorum çünkü ben güvenmiyorum. Dış işleri bakanlığı sürecinde Davutoğlu bütün bizim komşularla ilişkilerimizi sıfırladı. Yani AKP’nin bu sıfırlama meselesi hani sadece Erdoğan paraları sıfırlamıyor.  Davutoğlu da  dış ilişkilerimizi sıfırladı. Artı Davutoğlu Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarını da sıfırladı. Dışar da şuanda Türkiye’nin bir itibarı kalmadı. İşte rehinelerin durumu 101 gündür bizim kırk küsur vatandaşımız rehin olarak kaldı. Ben Davutoğlu’na güvenmiyorum. Onun hükümetine de güvenmiyorum. Onun 62. Hükümet programına da güvenmiyorum. Onun için meclisi göreve çağırıyorum. Çünkü 185 sayfalık 62. Hükümet programının tam %35 i sayfa sayfa kontrol ettik 61. Hükümet programından alınmış kopya. Yani oradan kopyalamışlar, kesmişler, yapıştırmışlar. 62. Programın %35i kopyalanmış. Dolayısıyla dış politikamızı, Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarını sıfırlayan hükümet programını kopyalayan Davutoğlu’na ben güvenmiyorum. Onun için bir an evvel meclisin acil olarak toplantıya çağırılmasını bir kez daha burada vurgulamak istiyorum" diye ifade etti.

 

" TÜRKİYE CUMHURİYET’İNDE BİR REJİM TEHDİDİ VAR"

 

2015 Haziranın da yapılacak seçimler hakkında konuşan Oran; " CHP olarak önemli bir dönemi arkada bıraktık. Yeni bir döneme geçiyoruz. 9 ay sonra 270 gün sonra seçimler var. Bu genel seçimlerde tabi baktığımız zaman hem rejim tehdidi var yani karşımızda ciddi bir rejim tehdidi var. Laik, demokratik ve sosyal Türkiye Cumhuriyeti’nde bir rejim tehdidi var bir diktatörlük kurmak isteyen, başkanlık sistemini getirmek isteyen, laiklikle problemi olan şuanda cumhurun başında olan bir kişi var. Öbür tarafta da bir demokrasi, özgürlükler ve hukukun üstünlüğü krizi var. Dolayısıyla bu 9 ay 270 gün sonraki genel seçimler  Türkiye için CHP için son derece önemli. Ben özellikle biz bir yerel seçim yaşadık. Bolu’da da bu yerel seçimlerde ilçelerde, beldelerde, yerelde başarılı olduklarımız var. Başarılı olmadıklarımız var. Tabi bunların muhakemesini hem genel merkez hem Bolu il örgütümüz yapacak. Ama burada arkadaşlarımız çalıştılar. Demokratik süreçler işledi. Ön seçimlerle adaylar kısmen belirlendi. Yani gayet planlı bir çalışma yapıldı. Sonuçlarını tabii ki değerlendirmemiz lazım. Daha çok çalışmamız lazım. Sonra bir cumhur başkanlığı süreci geçirdik. Onunda kendi içimizde eksisini artısını konuştuk tartıştık. Onun da sonuçları ortada. Onu da çok iyi değerlendirmemiz lazım ve genel seçimlere hazırlanmamız lazım" diye belirtti.

 

" CHP DEMOKRASİYİ TAM ANLAMIYLA UYGULAMIŞTIR"

 

CHP yaşadığı 18. olağanüstü kongreyi değerlendiren ve AKP'nin yaptığı kongreyle kıyaslayan Oran Türkiye'de bir demokrasi krizi olduğunu söyledi ve şunları aktardı; " 18. Olağanüstü kurultayı geçirdik. Türkiye de demokrasi krizi vardır.  Hem rejimi hem demokrasiyi kurtaracak ve bunu daha ileri taşıyacak tek parti vardır CHP’dir. Neden dersek ? 18.olağanüstü kurultaya bir bakalım. Ondan iki hafta önce AKP’nin bir kongresi oldu. Bir askeri dikta rejimi disiplini içerisinde kim nerede konuşacak, nerde oturacak nasıl oy kullanacak, kime oy kullanacak her şey belirlendi. Bir kongre oldu. Ama CHP kurultayında ise genel başkan adaylarının olduğu, genel başkan adaylarının açıkça rahat bir şekilde konuşabildiği, parti meclisine aday 500e yakın arkadaşımızın gayet demokratik bir şekilde adaylıklarını sürdürdüğü bir süreç işledi. Bu demokrasinin adı kucaklayıcı, katılımcı ve çoğulcu demokrasidir. Yani AKP’nin yaratmış olduğu demokrasi krizi, açığının bu tarafında Türkiye’ye demokrasiyi getireceğini, demokrasiyi ileri taşıyacağını söyleyen    Genel başkan adayları olmuştur. Genel başkanımız tekrar seçilmiştir. Diğer arkadaşımızı çağırmıştır, kucaklamıştır. Kucaklayıcı demokrasi budur. O arkadaşımızda açık açık ifade etmiştir. Bundan sonra ben görevimin başındayım. Bir milletvekili olarak emrinizdeyim demiştir. Bunlar gerçekten Türkiye’deki demokrasinin olması gerektiği yerlerdir. Yani AKP’nin yok ettiği ama CHP’nin ortaya koyduğu. Yine 500’e yakın arkadaşımız yarışmışlardır. İçlerinde parti meclisine giren arkadaşlarımız olmuştur. Demokrasi böyle olmalıdır. Ben bu yüzden bu demokrasi örneğini sergiledikleri için burada da delege arkadaşlarım var. Özgür, baskıya kulak asmadan, boyun eğmeden gidip iradelerini ister o adaya ister bu adaya kullanmışlardır. Demokrasi budur. Bunlarla ilgilide hiçbir takibat bilmem ne de yapılamaz. CHP’nin ruhu budur. Türkiye’yi taşımak istediği de demokrasi anlayışı budur.  Dolayısıyla ben bolu il örgütümüze de, il başkanımız yanımda, merkez ilçe başkanım yanımda eski belediye başkanlarımız yanımda, eski başkanlarımız yanımda, il örgütümüz burada, kadın kolları gençlik kolları hepsine teşekkür ediyorum. Son derece demokratik bir şekilde bu süreci götürdüler. Ve o kurultay sonunda da CHP kucaklayıcı, katılımcı, çoğulcu gerçek ve tam demokrasiyi Türkiye’nin önüne sundu. Bu açıdan da ben tekrardan teşekkür ediyorum" dedi.

 

" EĞİTİM SİSTEMİ TÜRKİYE'NİN EN TEMEL SİSTEMİDİR"

 

Eğitim sistemi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi zorunlu din derslerinin son bulmasıyla ilgili verdiği karar hakkında konuşan Oran; " Eğitim sistemi Türkiye’nin en temel sistemidir. Biliyorsunuz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi zorunlu din derslerinin son bulmasıyla ilgili bir karar verdi. Bu karar herhangi bir karar değildir. Bu karar bağlayıcı bir karardır. Uluslar arası imzamızın olan sözleşmelerde bu karar bağlayıcıdır. Yani bu kararı şöyle bir kenarı atamazsınız. Hükümet bu kararı uygulamak zorundadır. Bu kararı hep beraber uygulatmak zorundayız ve bizde uygulatacağız. Eğitim şuanda yapboz tahtasına döndü. Sürekli olarak sistem değişiyor.  Şimdide teog diye bir sistem çıkardılar. Ve esasında temel getirilmek istenen nokta şudur. Bunu da 26Ağustos2013’te Bilal Erdoğan açık açık ifade etmiş. ‘Artık düz lise düşünmeyelim. İmam Hatip Liseleri’ni 1 milyon öğrenci olacak şekilde düzenleyelim.’ Bunu söyleyen şuan da cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan. Ve 2002’den baktığınız zaman İmam Hatip Liseli 450 lise vardı 70bin öğrenci vardı. Bugün gelinen nokta 970 lise var ve 70 bin öğrenci sayısı 730 bine çıkmış. Hedeflerini kim veriyor? Şehzade  Bilal Erdoğan veriyor. Ne diyor 1 milyona çıkacak diyor. Arkadaşlar buna müsaade edemeyiz. CHP din eğitiminde böyle bir anlayışa asla müsaade etmeyecektir. Ve sonuna kadar bunun mücadelesini yapacaktır. Buna hiç kimsenin şüphesi olmasın. Atanamayan öğretmenlerimizin çilesi sürüyor. 200 bin öğretmen yani 40bin atadık ama hala şuanda 200bin öğretmenimiz büyük bir sıkıntı çekiyor" diye ifade etti. Eğitim de gelinen son nokta da birçok eksikliğin olduğu yap boz tahtası olduğunu söyleyen Oran; " Eğitimde yine gelinen nokta bir sürü eksiklik var o yapboz tahtası. Tabi hükümetin şuanda PKK’ya karşı bu şekilde davranışını da anlamak mümkün değil. 30’a yakın son 15 günde Türkiye Cumhuriyeti’nin okulları yakıldı. Ve buna da ağzını açıp bir kelime söylemiyor" dedi.

 

" TOKİ LÜKS KONUT, REZİDANS YAPACAĞINA YURT YAPSIN"

 

Üniversite öğrencilerinin yurt bulmak ta zorluk çektiğinden bahseden Oran; " Şuanda 13 öğrenciye bir yurt düşüyor. Her ile üniversite dediler 184 üniversite var ve bugün baktığımız zaman 5,5 milyon öğrenci var ve 420 bin yurdumuz var. Yani TOKİ rantı havuz iş adamlarıyla siyasi bir paylaşım yapacağına TOKİ’nin görevi yurt yapsın. Lüks konut yapacağına, rezidans yapacağına. Ondan sonra iş güvencesi olmayan o rezidanslarda o kulelerde bizim emektar işçilerimiz oralarda hayatlarını kaybedeceğine iş güvencesizliğinden gitsin yurt yapsın. 13 yurttaşımız, gencimiz, kardeşimiz bir yurt bir yatak düşmesin. Bu rezilliğe son vermemiz lazım" diye söyledi.

 

" ERDOĞAN SUÇ İŞLİYOR"

 

Gündem de yer alan Bank Asya'nın ne olacağı konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın suç işlediğini söyleyen Oran; " Bank Asya ve ya o banka ve ya herhangi bir banka hangi banka olursa olsun bir cumhurbaşkanının kanunsuz emirler, hukuksuz talimatlar vererek BDK’ ya ve sürekli olarak piyasayı provoke ederek bankacılık mali sektörünü manipüle etmeye hakkı yoktur. Bu bir suçtur. Ve cumhurbaşkanı da olsa günü geldiği zaman o suçtan mutlaka yargılanacaktır. Erdoğan suç işliyor. Başbakan olarak da bu suçu işledi. Şuanda cumhur başkanı olarak da bu kanunsuz emirlerle ve bu uygunsuz ahlaksız talimatlarla BDK’ya suç işliyor" diye belirti.

 

" ZİRAAT BANKASININ DÜŞTÜĞÜ REZİL VE İTİBARSIZ DURUMU KONUŞSUN"

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başka bankalarla uğraşacağına önce kamu banklarına özellikle Ziraat Bankasının düştüğü duruma bakması gerektiğini söyleyen Oran; " Erdoğan’a bankacılıkla ilgili konuşacaksa benim tavsiyem Türkiye Cumhuriyeti’nin gözbebeği, 1863 yılında kurulmuş, bizim onurumuz, gururumuz, çiftçimizin el emeğinin göz nurunun değerlendirilmesi gereken Ziraat Bankası’nın düşürüldüğü rezil, itibarsızlığı özellikle New York’daki Ziraat Bankası’nı konuşsun. O konuda suspus olmasın. O konuyla ilgili bir şeyler söylesin. Çünkü onun başbakanlığında 3 yıl orası incelendi. O bankanın genel müdürünü kendisi değiştirdi. Halk Bank’ın genel müdürünü Ziraat Bankası’na koydu. Halk Bank’ın genel müdürüne de evinde ayakkabı kutularında dolarlar bulunan ve gazete genel yayın yönetmenlerinin de talimatla oğlum yolla Süleyman maaşları dağıtayım diyen adamları koyan Erdoğan’dır. Dolayısıyla bugün o bankayla ya da şu bankayla değil kamu bankalarıyla ilgili hesap vermek zorundadır Erdoğan. Çıksın konuşsun. Şuanda Ziraat Bankası New York kara para operasyonundan dolayı lisansı iptal ediliyor. Başka bankalarla olan yabancı bankalarla olan muhabirlik ilişkileri kesiliyor. Milyar dolarlık bir para cezası geliyor. Ve itibarı da Türkiye Cumhuriyeti’nin yerlere düşmüş durumda. Bu konuda çıkıp konuşması lazım gereken kişi Erdoğan’dır. Bıraksın o bankayı şu bankayı önce kendinin yönettiği kendinin zamanında başbakan olarak sorumlu olduğu kamu bankalarıyla ilgili bir kere suskunluğunu bozsun" dedi.



Güncelleme Tarihi: 22 Eylül 2014, 17:28
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER