RAMAZANI ŞERİFİN FAZİLETLERİ

...

RAMAZANI ŞERİFİN FAZİLETLERİ
Allahü Teâlâ Hazretleri:

"Ey iman edenler, sizden önceki ümmetlere farz olduğu gibi, size de oruç farz oldu. Umulur ki müttekilerden olursunuz" (2/183) buyurmuştur. Hasan-ı Basri (rh.a): "Sen, Allahü Teâlâ Hazretlerinin "Ya eyyühellezine amenu" kavlini işittiğinde; onu iyi dinle. Zira o kelamı ilahi, senin kendisiyle emr olunacağın bir emir veyahut, nehy olunacağın bir husus içindir. Senin her suretle ona kulak vermen lazımdır," dedi. Cafer-i Sadık (rh.a.): "Nidada olan lezzet, ibadetinbezginliğini ve zorluğunu giderir," dedi. Allahü Teâlâ Hazretlerinin "Ya eyyühellezine amenu" kavli şerifinde- ki "Ya", alemi sır'dan bir nidadır. "Ey", münadayı malumdan bir isimdir. "Ha", münadinin nidası üzerine bir tanbihtir ki; o da, evveldeki tanışmaya ve geçmişteki sohbete işarettir. Allahü Teala Hazretlerinin "Amenu" kavli, seslenen ile seslenilen arasındaki bilinen sırra işarettir ki, Allahü Teala Hazretleri: "Ey sırrım bana mahsus tutan ve içini benim için halis kılan kullarım "Kütibe aleykümüssıyamü" sizin üzerinize oruç farz kılındı," der. Savm lafzı, "sumtü-sıyamen, kumtü-kıyamen" sözleri masdardır ki; oruç tutmak manasınadır. Oruç lügatte: imsak ve sükun anil-fiil manasına men-zudur. Nitekim, rüzgar sakin olup, esip savurmaz olduğunda; "Sametür-riyh" denir. At hareketten kaldığında; "Samet'ül-hayl" denir. Oruç, gün yarısı olmak manasına da kullanılır. Zira güneş, semanın tam ortasına geldiğinde, bir zaman (sanki) seyr ve hareketten kalır ve durur gibi görünür. Bir kimse, konuşmayıp, sükut halinde bulunduğunda: "Samer-racülü" denir. Allahü Teala Hazretlerinin: "Ben Rahman (olan Allah) için, oruç adadım. (Bugün hiç kimseyle konuşmayacağım.)" (3/26) ayet-i celilesinde savm lafzı, sükut ile tefsir edilmiştir. Şeriatte oruç: Günahları terkle beraber mutad hale gelen yemek, içmek ve cima'dan el çekmektir. "Sizden önceki ümmetlere farz olduğu gibi..." (2/183) Yani, enbiya ve ümmetlerden ki; onların evveli Adem (a.s.)'dır. Onların üzerine oruç farz olduğu gibi, sizin üzerinize de oruç farz kılındı. Nitekim Abdülmelik b. Harun b. Antere'nin pederinden onun da ceddinden rivayetinde: "Ben Ali b. Ebi Talha'yı (r.a.) işittim. Bir gün Hazreti Resulüllah (s.a.v.) mübarek evlerinde bulunduğu halde gündüzün yarısında Resulüllah'm huzuruna girip Resulüllah (s.a.v.) üzerine selam verdim. Selamımı alıp bana: "Ya Ali, işte Cebrail burdadır. Sana selam okuyor." dedi. Ben de:"Aleyke ve aleyhisselam ya Resulüllah" deyince, Resulüllah (s.a.v.): "Ya Ali, benim yanıma yaklaş" dedi. Ben de Resulüllah'ın yanına yaklaştım: "Ya Ali, Cebrail senin için her aydan üç günü oruç tutucu ol; senin için evvel günde onbin sene, ikinci günde otuz bin sene, üçüncü günde yüzbin sene oruçlu olmuşçasına sevab yazılır." dedi. Ben: "Ya Resulüllah, bu sevab, yalnız bana mı hastır? Yoksa umumen insanlar için de var mıdır?" dedim. Resulüllah (s.a.v.): "Ya Ali, Allahü Teala Hazretleri şu sevabı sana ve senden sonra, senin gibi amel edenlere ihsan eder." diye buyurdu. Ben yine: - "Ya Resulallah, o günler hangi günlerdir?" diye sor¬dum. - "O günler Eyyam-ı Bıyz'dır ki; her ayın on üç, on dört ve on beşinci günleridir." buyurdu. Antere b. Ali (r.a.): "Eyyam-ı Biyz'a niçin Eyyam-ı Biyz denmiştir" dediğimde, Ali (r.a.): "Adem (a.s.)'m cennetten yeryüzüne indiğinde, güneş onu yakıp, cesedini siyah etmişti. Bu halde Cebrail (a.s.): "Ya Adem, cesedinin beyaz olmaklığıını arzu eder misin?" dedi. Adem (a.s.): "Evet" dedi. Cebrail (a.s.) Adem (a.s)'a: "Sen ayın on üç, on dört ve on beşinci günlerini oruç tutucu ol." dedi. Sonra Adem (a.s.)'m o günü orucun¬da, cesedinin üçte biri, ikinci günün orucunda cesedinin üçte ikisi, üçüncü günü orucunda cesedinin tamamı beyaz oldu. Bu sebebe binaen, o günlere Eyyam-ı Biyz ismi verildi." diye buyurulduğunu beyan eylemiştir. Adem (a.s.) Resulüllah (s.a.v.)'den önce, kendileri üzerine oruç farz olanlardandır. Ulemadan bazıları, tefsirlerinde, Allahü Teala Hazretleri ayet-i celilesinde "min kakliküm" lafzı ile, hıristiyanları kasdetmiştir. Ve bizim orucumuzun, onların orucuna benzemesi, vakit ve miktar uyduğu içindir. Şöyle ki; Allahü Teala Hazretleri Hıristiyanlara, Ramazan'ın orucunu farz kıldığında, Ramazan ayı, sıcağın şiddetli zamanına tesadüf etmişti. Sıcaklarda oruçlu olup, yolculuk ve işlerinde zorluklar çektiler. Ramazan ayı, onlara güç gelmeye başladı. Alimleri ve reisleri toplanıp, karar verdiler. Orucun, senenin bir kısmında, kışla yaz arasında, ilkbaharda olmasına karar verdiler. Bu yaptıklarına keffaret olarak da, oruçlarına on gün ilave edip, kırk güne tamamlamaya ittifak ettiler. Sonra onların meliklerine bir hastalık geldi. Eğer bu hastalıktan kurtulursam, yedi gün daha oruçlara ilave edeceğim diye nezretti. Hastalığı iyi olduktan sonra, yedi gün daha ilave ettiler. Sonra o melik öldü. Yerine geçen melik de, üç Gün ilave eti. Böylece oruçları, elli gün oldu, dediler. Mücahid (rh.a.) buyurdu: "Hıristiyanların hayvanlarına kırıcı hastalık geldi. Padişahları onlara, orucunuzu çoğaltın, dedi. Onlar da, oruçlarının evveline on, sonuna on gün ilave ederek, elli güne tamamladılar." Sabi (rh.a.) buyurdu: "Eğer sen, senenin tamamında oruçlu olsan, şevmi şek'de, senin oruç tutmaman lazımdır. Çünkü bizim üzerimize, Ramazan ayında oruç farz kılındığı gibi, Hıristiyanlar üzerine de farz kılındı. Onların orucu, ilkbaharda değiştirildi. Çünkü Hıris¬tiyanlar, sıcağın şiddetli zamanında, otuz günü tam olarak tuttular. Onlardan sonra gelen halk ise, daha çok dikkat gösterip, otuz günün evveline bir, sonuna da bir gün ilave ettiler. Sonra, gelenler de, onların adetlerine tabi oldular. Birer gün de, onlar ilave ettiler. Böylece elli güne tamamladılar." (Lealleküm tettekun) Muhakkak ki, oruçla nevalarınıza zafiyetten dolayı, günahlardan ittika edersiniz. Yine ehli tefsir, şöyle buyurdular: "Resulüllah (s.a.v.)'in Medine-i Münevvere'ye teşriflerinde, Allahü Teala Hazretleri Resulüllah (s.a.v.) Hazretlerine ve bütün mü'minlere aşure gününü ve her aydan üç günü farz kılmıştı. Onlar, aşure gününü ve diğer Bedir harbinden bir ay ve birkaç gün öncesinde, Ramazan ayında oruçla emrin gelmesine kadar, oruç tutarlardı." dediler. (Eyyamen ma'dudat) Sizin için farz olunan oruç, eyyamı madude, yani sayılı günlerdir ki; yirmi dokuz veya otuzdur. Said b. Ömer b. Said b. As b. Ömer (r.a.)Resulüllah (s.a.v.)'den: - "Ben ve ümmetim ümmileriz. Biz otuz günü tamam için, şöyledir, böyledir diyerek ayı hesab kitab etmeyiz." diye buyurduğunu işitmiş olduğunu ve: "Hilali görünce oruç tutunuz, hilali görünce orucu bırakınız" hadisi şerifine, işaret kılındığını, rivayet ve beyan eyle¬miştir. Ve Ay'a "Şehr" diye isim verilmesi, şöhretinden dolayıdır. Şehr, şöhretten gelir. Şehr, insanlar üzerine kılıç çekmek manasına, masdar dahi olur. Yeni Ay'a da Şehr itlak olunur. Nitekim hilalin doğduğunda, Şehr-i hilal denir. KAYNAK:Osmanlı Yayınevi



Güncelleme Tarihi: 18 Haziran 2015, 19:24
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner128