TAKSİM MEYDANININ ARKA PLANI

Prof.Dr.Yaşar Akbıyık (AİBÜ Eski rektörü)

TAKSİM MEYDANININ ARKA PLANI
 Taksim Gezi Parkındaki on ağaç  üzerine koparılan fırtınanın arka planı  ilginçtir. Bilindiği  gibi  bu tartışmalar yıllar öncesine, Taksim meydanına cami yapılmasına dayanıyor. Daha da geriye gidersek cumhuriyetin ilk yıllarına kadar gidiyor.    Dünyanın tarihi kentlerinin meydanlarını dini yapılar, saraylar ve askeri yapılar  süsler. Bu yapılar meydanlara ayrı bir anlam kazandır ve aynen korunmaya çalışılır Şu anda "Taksim meydanında 1928 yılında yapılan,  figüratif bir anlatımla Atatürk'ü ve kurulan yeni düzeni  tanıtan  Cumhuriyet Anıtı" bulunmaktadır.

      Osmanlı padişahı  I.Abdülhamid  zamanında 1780 yılında yapılmış,  devasa bir bina olan  Taksim Kışlası, diğer ismiyle Topçu Kışlası yıkılmış yerine Cumhuriyet anıtı yapılmıştır. Bu anıta denilecek bir şey yok.  Ancak,   yıkılmadan önceki durumunu gösteren resimlere bakıldığında, “Arap ve Hint mimarisinden esinlenen atnalı kemerleri, soğan biçimli kubbeleriyle canlandırmacı bir üslup yansıtan Taksim Kışlasının, İstanbul’daki  yapılar arasında nadide bir yeri vardı. Ahırları, fişekhanesi, sarnıçları, talim yeri ile bir bütün olan kışlanın ahır ve depoları 1928’de yapılan Taksim Cumhuriyet Anıtı’na yer açmak için kaldırılmıştır. Kışlanın talim yeri de, arsa olarak parsellenmiş ve yerinde apartmanlar yükselmiştir” .

      Kışlanın yıkılmaması konusunda Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde tartışmalar çıkmış ve binanın korunması yönünde görüş belirdiği halde yıkılmış ve   yerine 1940’da İstanbul'da Cumhuriyet döneminde yapılan ilk park  olan Gezi Parkı yapılmıştır. Kışlanın yıkılmasından sonra, çevrede yapılan otellere tahsis edilen alanlar ve düzenlemeler ile park alanı zaman içinde küçülmüş şimdi 38.000 metrekarelik  bir yer kalmıştır.   Kışlanın durması,  mimarimizin özel bir örneği olan kışla binası korunmalı ve çevresi ona göre düzenlenmeliydi. Ancak ’20. yy.ın başlarında  bu anlayışı görmek mümkün değildir. Kışlanın bir parçası olan Talimhane’nin parsellenip satılması yerine, bölgenin  yeşil alan olarak kalması gerekirdi. Fakat tarih başka türlü seyretmiş, Taksim ve çevresinin tarihi dokusu başka dinamiklerle değiştirilmiştir (Zeynep Ahunbay, Mimarlık 364).

Taksim Meydanın hikayesi kısaca bundan ibaret.  Şimdi Sayın Başbakanımız, eski Topçu kışlasını  yeniden yaptırmanın yanında, Taksim meydanına inançlarımızın ve benliğimizin yansıması olan, minareleriyle İslâmiyet’in yerden göğe fışkırmasını sembolize eden cami yaptırılacağını ifade ediyor. Bu yeni Taksim projesi   “neo-Osmanlıcılık” ve yeşil alanları imara açarak, rant  sağlamak şeklinde değerlendiriliyor. Ülkesine ve belediye başkanlığı yaptığından hassaten İstanbul’a kendini adamış olan Sayın Başbakanın Taksim projesiyle birilerine rant sağlayacağına inanamıyorum. Zira bir başbakanın, bazı kişiler haksız yere milyonlar kazansın  diye vebal altına gireceğini zannetmiyorum. Bu olsa olsa her şeye  rantiyeci bakış açısıyla bakanların yanılsaması olsa gerektir. Aslında rant 1940’larda sağlanmış görünmektedir. Zira parkın yeri satılmış ve buralarda apartmanlar yükselmiş. Bugünlerde yaşanan  sorun ağaç kesimine tepkiden  ziyade,  tarihi mimarimiz  ihmal edildiği ve  unutulduğu için bir kesimin yanlış bilgi sahibi olmasıdır. Çevreye hassasiyet gösterenlerin, bilgilendirilmesi gerekirken sert polisiye tedbirlerinin uygulanmasıdır. Her yıl çocuklarıyla beraber mutlaka fidan diken birisi olarak yerinden sökülen ağaçlar için gösterilen hassasiyete saygı duyarım.  Bu tepkilerin Koç Üniversitesinin ve daha başka binaların yapılması için binlerce ağaç kesilirken de gösterilmesi beklenirdi. Özellikle belirtmek isterim ki, polisin insanlara sert davranmasına karşıyım. Benim, “önce insan” diye bir sloganım vardır. Devleti kuran insanlardır. Aşırı devletçi ve sert yaklaşımlar insanları incitir. Muhalif olsalar bile insanların fikirleri önemlidir, görüşleri dinlenip muhatap alınmalı ve aydınlatılmalıdır. Gördüğüm kadarıyla, yankıları ülke sınırlarını aşan, Taksim’deki gösteriler maksadını aşmış olay siyasi bir hüviyete bürünmüştür. Bence olayın aslı esası budur. “Eğri oturalım, ama doğru konuşalım” diye bir atasözümüz vardır.  İktidarı muhalefetiyle, lehte veya aleyhte,  tepkimizi demokratik ölçüler içinde medeni bir şekilde ortaya koyalım. Yanlış bilgiler ve incitici çıkışlarla birbirimizi üzüp, güzel ülkemizin huzurunu bozmayalım. 

Güncelleme Tarihi: 06 Haziran 2013, 21:52
YORUM EKLE
YORUMLAR
Arif  Eser
Arif Eser - 7 yıl Önce

yukarıdaki resim yapılacak caminin resmiyse pek camiye benzemiyor, saray gibi bir şey sanki.

Yazarın notu
Yazarın notu - 7 yıl Önce

yazı başlığındaki resi taksim'de 1940 yılında yıkılan, topçu kışlasının resmidir. taksime aynısı tekrar yapılacak olan binadır.

Yağmacı Hassan
Yağmacı Hassan - 7 yıl Önce

taksim meydanının seksen yıl önce nasıl yağma edildiğini öğrenmek için zaman gazetesinden mustafa armağan'ın yazısını okuyun. çok enteresan

SIRADAKİ HABER