seks hikayeleri escort kayseri escort istanbul altyazılı porno

Tefli, düdüklü rengarenk bir eylem

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslar arası Dayanışma Günü nedeniyle Abant İzzet Baysal Üniversitesinde öğrenim gören bir grup kadın öğrenci, tefli, düdüklü rengarenk bir eylem yaptı. Ellerindeki pankartlarla yürüyüş yapan grup sloganlar eşliğinde kadına yönelik şiddeti kınadılar. Aktivite merkezi önüne kadar yürüyen grup daha sonra yere oturarak tef çalıp şarkılar söylediler.

Tefli, düdüklü rengarenk bir eylem

Haber: Kasım ŞAHİN

 

Geniş güvenlik önlemlerinin altında yürüyüşü tamamlayan yaklaşık 50 kadar üniversite öğrencisi kadın adına bir açıklama yapan Azize Gür,  2015 yılında öldürülen kadın sayısı 346 ve tacize, tecavüze, şiddete maruz kalan onlarca kadın var. Diyerek açıklamasını şöyle sürdürdü; Bu şiddet bizim hiç de uzağımızda değil, kadınların yaşam hakkını, bu ülkede eşit bir yurttaş olabilme hakkını yok etmek isteyen eril zihniyet, bizleri adeta bir meta haline getiren fikriyatını her gün toplumun her hücresine dayatmaktadır ve neredeyse tüm kadın cinayetlerinde gördüğümüz eril zihniyetin kadın politikasının pratiğe geçmiş halidir. Daha geçtiğimiz haftalarda Gerede'de öldürülen arkadaşımız Dilay Gül, hastanede kocasından şiddet gören kadını korumak isteyen Dr.Aynur Dağdemir cinayeti ve sayamayacağımız nice kadın cinayetleri, tacizler, tecavüzler, şiddet hepsi bu zihnin ürünüdür.

 

ERKEK VURUYOR DEVET KORUYOR

 

Kadına yönelik şiddeti durdurmak adına çıkarılan yasaların ise gerçek hayatta bir karşılığı yok. Hergün aldığımız cinayet haberleri bile bu yasaların ne kadar işlevsiz kaldığını göstermekte, öte yandan uygulanmayan, uygulansa da yetmeyen bu yasalarla birlikte, devletin yargısı da biz kadınların alehine kan donduran kararlar verebiliyor. 14 yaşlarındaki 3 kız çocuğuna cinsel istismarda bulunan Ubeydullah Ç. Nin mahkemedeki "Saygın Tutumu", evlenme teklifini kabul etmeyen kadını öldüren Orhan M.'nin "tutku derecesinde aşırı sevgisi"yargı tarafından ceza indirimi uygun gördürmüştür. Bu kararlar yargının biz kadınları korumadığını, bizleri öldüren, bize şiddetin her türlüsünü reva gören erkeği koruduğunu bir daha göstermiştir. "Bir kadın olarak sus" diyendevlet yetkilisinden, "sonun Özgecan gibi olmasın" diyen otobüs şoförüne kadar, tek tek her kadının yaşamı devlet şiddetiyle erkek şiddetinin nasıl iç içe geçtiğinin bir göstergesi adeta.

 

KADINLAR SAVAŞ İSTEMİYOR

 

Bugün geldiğimiz noktada, savaşın, yoksulluğun, gericiliğin, yerinden yurdundan edilmenin, erkek şiddetinin, güvencesizliğin sistematik saldırısı altında, kadınlar hayatta kalabilme mücadelesi veriyor. Günlerce sokağa çıkma yasağının ilan edildiği, Cizre'de, Nusaybin'de, Bismil'de, Silvan'da şiddetin en ağırını yaşayan kadınlar oldu, çocuğunun ölüsüyle yatmak zorunda kalan, ölü çocuğunun bedenini buzdolabında saklamaya mecbur olan, sokak ortasında vurulan kadınlar. İşid barbarlığının Ortadoğu'da pazarlarda sattığı, tecavüz ettiği yine kadınlar.

Tüm toplumu gerici şiddet karşısında savunmasız bırakıp sokağa çıkmaktan korkar hale getiren, "güvenlik" adı altında sokağa çıkma yasakları uygulayan, kadınları evlerinin içine hapseden devlet, evleri hapishane haline getiriyor, sokağı, kenti, ülkeyi tekinsizlikle kuşatıyor. Kadınları da erkekler karşısında güçsüzleştirip şiddeti körüklüyor. Evde, işyerinde, sokakta, okulda her an saldırıya uğrama, her an tacize, tecavüze, darpa, sömürüye maruz kalma, her an öldürülebilme ihtimali karşısında kadınlardan sinerek yaşamaları isteniyor. Kadınlar bu sistematik şiddet karşısında ses çıkardığı, haklarını aradığı, dayanışma ağlarını güçlendirmek için destek aradığı her seferde devlet, kolluğu, yargısı ve tüm kurumlarıyla çıkış yollarını kapatıyor. Kadınları keyfi nedenlerle katleden erkeklerin cezalarında indirim üstüne indirim yapılırken, hayatlarını değiştirmek için mücadele eden kadınlar bizzat devlet diliyle, devlet eliyle ötekileştiriliyor, cezalandırılıyor, şiddete uğruyorlar.

Kadınlar, sadece "eşit" koşullarda yaşam hakkına sahip olabilmek için hayatlarının her anında erkeğe, polise, askere, yargıya, medyaya karşı savaşmak zorunda bırakılıyor.

Kadınlar yaşamak için her türlü eşitlik talebinden vazgeçmeye itiliyor!

Biliyoruz ki şiddet, eşitsizliğin hem nedeni hem de sonucudur. Kadınları korumayan, şiddet ortamından kurtulmaları, güçlenip yeni bir hayata başlamaları için olanak sağlamayan, şiddet uygulayan erkekleri engellemeyen, cezalandırmayan devlet suçludur! Yarattığı şiddet dalgasıyla, kadınları aşağılayan beyanlarıyla, körüklediği çatışmalı ortamla, kutuplaştırma politikalarıyla eşitsizliği derinleştiren devlet, kadın katliamlarından sorumludur.


Güncelleme Tarihi: 26 Kasım 2015, 10:32
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner129