TÜRKİYE’DE HERKES EŞİTTİR

  Prof.Dr.Yaşar Akbıyık  AİBÜ Eski Rektörü Bin yılı aşkın süredir beraber yaşamış ve yaşama azminde olan halkımızı ayırmak isteyenler olmuştur. Bu düşüncenin temeli Osmanlı Devleti’nin...

TÜRKİYE’DE HERKES EŞİTTİR

 

Prof.Dr.Yaşar Akbıyık 

AİBÜ Eski Rektörü

Bin yılı aşkın süredir beraber yaşamış ve yaşama azminde olan halkımızı ayırmak isteyenler olmuştur. Bu düşüncenin temeli Osmanlı Devleti’nin son yıllarına dayanır. 1918 yılında Osmanlı Devleti’nin silahları teslim ettiği, askerlerini dağıttığı boşluk döneminde, iştahı kabaran emperyalist devletler ülkemiz topraklarına dalmışlardı. Bunların başında İngiltere geliyordu. Ermeni-Kürt işbirliğini (!) sağlayarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kendine bağlı uydu devletler kurmak isteyen İngiltere bu girişiminde halkımızın tepkileri sonucu başarısız oldu. Ancak günümüze kadar gelen bir sorunu miras bıraktı: Milletler Cemiyeti’nin yanlı kararıyla, Musul ve Kerkük’ü Türkiye’den kopararak, gelecekte kullanmak üzere Irak’a bağladı. Günümüzde Türkiye’nin sıkıntısı Mardin’den Kerkük’e kadar uzanan, fiziki açıdan olduğu kadar, dini ve kültürel açısından bütüncül bir yapı oluşturan coğrafyanın ikiye bölünmesinden kaynaklanmaktadır.

 Batılı devletlerin boyun eğdiremedikleri, ancak kendilerinin itaat etmek zorunda kaldıkları tek millet bizim halkımız olmuştur. Osmanlı Devleti’nin gösterdiği bu gücün sırrı “çeşitlilikte birlik” ilkesiyle, onlarca milleti bir payda etrafında toplayabilmiş olmasıdır. Günümüzde çeşitliliği esas almış olan ABD Osmanlı politikasını uygulamaktadır. Batı dünyası kendi içinde Osmanlı yönetim anlayışını uygularken, Türkiye’nin çeşitliliğini ülkemiz aleyhine tahrik etmektedirler. Geçen hafta kaleme aldığım yazıda Türkiye’nin temellerini oluşturan kardeşliğin tarihi kökenlerine değinmiştim. Ne yazık ki, çoğulluğun toplumsal bir olgu, dini ve milli toplulukların kendini ifadesi olduğundan habersiz, aklın çoğul ortamda gelişebileceğinden bihaber, Türkiye gerçeklerinden uzak bir milletvekilinin, Türklerle Kürtlerin eşit olmadığı yönündeki sözleri talihsizlik olmuştur.

Olayı sokaktaki vatandaşın “ülkeyi karıştırıyorlar” şeklindeki konuşmalarından öğrendiğimde kişilerin çok kızgın olduğunu gördüm. Bu söz neresinden bakılırsa bakılsın çok yanlış, yanlıştan da öte tahrik edicidir. Ülkemiz çeşitlilikte birliği, çoklukta tekliği sağlamış nadir ülkelerden biridir. Çoklukta birlik, doğada gördüğümüz dengeyi ortaya koyduğu gibi, medeni toplumların da özelliğidir. Hepimiz aynı düşünsek, canlılar aynı, çiçekler tek renk, zevkler, kültürler, insanlar aynı olsa dünyanın tadı olur muydu?

Üniversitemizin değerli öğretim üyelerinden,  Doç.Dr. Murat Kayıkçı ile Doç.Dr.  Rasim Özgür Dönmez’in editörlüğünü yaptığı Yeni İmparatorluk Çağı adlı kitapta, üniversitemiz eski öğretim üyelerinden rahmetli Prof. Dr. Erkan  Akın’ın   “Çokluk” üzerine kaleme aldığı yazası rahmetliyi anmama vesile olurken, aynı zamanda beni düşünce dünyasına  götürdü.  Erkan hoca “İmparatorluk” adlı eserin yazarları  İtalyan-Amerikan ikilisi Antonio Negri ve Michael Hardt'ın görüşlerinden yaptığı alıntılarda “çokluk” terimini, “iç farklılıkları olan bir toplumsal öznedir. Eylemi ortak paydaya dayanır” şeklinde tanımlıyor.  Çokluluğu demokrasiye dönüşebilecek bir imkân olarak anlatıyor, bunun da iletilişim yoluyla olabileceğini ifade ediyor.

 Sekiz asır önce İspanya’daki Endülüs-Emevi Devletinden, Arap  felsefeci, matematikçi ve  tıpçı İbni Rüşd insanın düşünsel gelişiminin ve yaratıcılığının daha önceki birikim üzerine geliştiğini belirterek, teklik ile çokluk arasındaki ilişkiye işaret ediyor.   Tek bir kişinin kendisini esas alarak, her şeyi ortaya koymasının zor hatta imkânsız olduğunu belirtiyor.  Bireylerin, tarihsel gelişim sürecinin bir ürünü ve çoğul olduğunu ifade ile birlikte yaşamanın önemini işaret ediyor.  

Bireylerin birbiriyle anlaşması, uzlaşması ve birbirinden bir şeyler öğrenmesi için aynı dinden aynı milliyetten olması gerekmiyor, öncelikle sevgi ve saygı gerekiyor.  Bu yönüyle siyasilerin göstermesi gereken fikrî serbesti ve  hoşgörü, hem birey ile toplum arasındaki ilişkiyi, hem de çoğulluk ile tolerans arasındaki bağı ortaya koyması açısından önemlidir. Halkları, dinleri, kültürleri yok saymak, insanları ötekileştirmek yerine, birliktelik içinde yaşam içinde çok şey başarılabileceğini,  daha mutlu bir hayat sürülebileceğini hatırdan çıkarmamak gerekir. Tarihimiz, inançlarımız  ve kültürel değerlerimiz de bunu öngörür.

 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner128