CUMHURİYET’İN ÇINARLARINDAN ALİ HAYDAR ORHUNER’İ SONSUZLUĞA UĞURLADIK- 4

Geçen haftadan devam ediyorum.

.../.

1960 yılında, Bakanlık görgü ve bilgilerini arttırmak için Türkiye’den  Teknik Eğitim Okullarından seçilmiş 10 öğretmeni Almanya’ya gönderiyor. Bolu’dan da Ali Haydar Bey’i seçiyorlar. Ali Haydar Bey 1960-1961 öğretim yılında 1 yıl Almanya’nın Goethe Enstitüsü’nde eğitim görüyor ve Almanca öğreniyor. Bu eğitimi sayesinde de 2 yıl Bolu Teknik Bilimler Yüksek Okulu’nda Almanca ve teknik resim dersleri veriyor.

Bu ayrılık sırasında Ali Haydar Bey’in eşiyle Almanya Türkiye arasında mektuplaşmaları var. O mektupları saklamışlar, hala duruyorlar. Eskiden ne güzel mektuplar yazılırdı, onları atmaya kıyamaz, saklardık. Şimdi bu adet de ortadan kalktı.

Hüsniye Hanım’ın mükemmel el yazısı ile eşine yazdığı duygu yüklü mektuplar var ki, zerafet akan bu mektuplardan küçük bir alıntı yapıyorum. Bakın Hüsniye Hanım eşine neler yazmış:

“Ender her gün muntazam seni soruyor. “Kaç günde gelecek? Ne zaman gelecek? Eee artık gelsin.” Yine bugün sordu, “ Anne, babam ne zaman gelecek?” Bir yıl sonra dedim. “Orada ne yapıyor?” Okuyor, büyük adam olacak. “Kimin yanında duruyor? Kapısı var mı? Yatağı var mı? Gelsin” Ben bilmem, büyük adam olacak deyince, “Başı tavana değer, eve giremez ama” demez mi? Gülmekle ağlamak  karıştı birbirine. O çok arıyor seni. Her zil sesi babasının zili. “Anne gel bak. Babamın zili çalıyor.” diyor. Beni gidecek sanıyor, hep beni arıyor, eteğime yapışık.

Allah çocuklarımdan ayırmasın. Enis pek konuşmuyor, ama “Babam da nerden çıkardı bu ayrılığı.” deyip duruyor. Adnan’ı (Hüsniye Hanım’ın Kardeşi) görsen “Amanın... 1 sene nasıl geçer? Büyük bir yaz, bir de kış...Vay anası vay!...” deyip duruyor.

Bizler iyiyiz. Enis’le şimdilik çok iyi geçiniyoruz merak etme. Annem bilhassa söyledi, gözlerinden defalarca öpüyor. Enis, Ender, Adnan ellerinden öpüyor. Dudakların benim olduğuna göre, ben de oradan öper öper öperim....”

Ali Haydar Bey’le ilgili olarak Google Amca’dan araştırırken Geçmişe Yolculuk köşesinde bir röportaj buldum. Röportajı yapan bayan (İsmini bulamadığım için ismini yazamıyorum.) “ Nasıl bir öğretmendiniz, öğrenciler arasında bir lakabınız var mıydı? diye soruyor.

Ali Haydar Bey, “Çok yardımsever bir öğretmendim. Sevilirdim okulda, babam erken öldüğü için babasız büyüdüm. Babasız bütün öğrencilerin babası bendim. Mudurnu’da okuduğum için Mudurnu’dan, Seben’den, Kıbrıscık’tan gelen öğrencilerin velileri bendim. Düzce ve Akçakoca’dan öğrencilerimiz vardı, ama onlar Mudurnulular gibi değildi, asi ve dik başlılardı. Gömleği olmayan bir çocuk görürsem, okul koruma derneğimiz vardı. Bu çocuğa gömlek kravat verin derdim. Eskiden kravat mecburiyeti vardı. Bir sabah kontrol ediyoruz çocukları, bir tanesinin gömleği yok, kravatı boynuna takmış gelmiş. Ne oldu oğlum dedim. Bir tane vardı gömleğim, annem bugün yıkıyor. Başka gömleğim olmadığı için böyle geldim dedi. Hemen o çocuğa gerekli yardımı yaptık. O zaman Türkiye çok fakirdi.”

Bu röportaj internette var ve içeriği adeta ders niteliğinde. Yoksul ülkemizin böyle idealist, çağdaş, bilgili ve Atatürk’çü Öğretmenler sayesinde bu günlere geldiğini görüyoruz. Yaşanan zorluklar insanları daha güçlü yapıyor bence.

Ali Haydar Bey’le ilgili bilgileri Ender ile güzel ve zarif eşi Berrin’den aldım. Onlara çok teşekkür ediyorum. Eşiyle birlikte nice sağlıklı ve mutlu yıllar diliyorum.

Yazımı Ender ile ilgili bir anımı paylaşarak bitirmek istiyorum. Tam zamanını bilemiyorum, ama 5-6 yıl önceydi sanırım. Bir akşam Belediye önündeki Köroğlu Otel’de arkadaşlarla yemek yiyorduk. Ender de hem org çalıyor, hem de çok güzel şarkılar söylüyordu. Uzaktan baktım, Ender kilo almamış, göbeksiz, kısa, dökülmemiş ve kırlaşmamış saçları ile öyle genç görünüyordu ki sanki 25-30 yaşlarındaydı. Ben gururla eşime şarkıyı söyleyen sanatçının benim sınıf arkadaşım olduğunu söyledim. Eşim bana ters ters bakıp, “Olur mu ya! Senin arkadaşın nasıl olur? O daha çok genç, delikanlı!” demez mi!. Ben de eşime, “İnanmıyorsan hadi gel yanına gidelim, kendisine sor.” dedim. Ender’in şarkısı bitince, arada Ender’in yanına gittik. Hem eşimi tanıştırdım, hem de birlikte kendisine sınıf arkadaşım olduğuna inanmadığını söyledim. Tabi Ender benim söylediklerimi doğruladı. Birlikte  haklı olmanın sevinciyle yerimize geldik. O gün bugündür Ender’i ne zaman görsem, beni de genç sansınlar diye hemen “Ender benim sınıf arkadaşım.” diyorum.

YORUM EKLE

banner133