DEĞİŞKENLER

İlimiz ve ülkemizde yaşanan birtakım gelişmelerin sıkıcılığı ve bunaltıcı etkisi altında bir hayat yaşarken sağlığı korumaya çalışmak da bir hayli zorlaşıyor. Ah korona… Koronavirüsle mücadele diye ortalık ayağa kalkmışken başlayan tedbirlerin etkisiyle isyana sürüklenen toplumumuzun enerjisi gündem değişiklikleri ve YouTube videoları ile darmadağın oldu.

Korona vakalarındaki hızlı düşüş, aşılamada bir türlü alınamayan hız, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve ilimizde gazetecilik mesleğimizin geleceğine dair kaygılarım ve tüm bunlar dışında ‘banane kardeşim, yesinler birbirlerini, bu paralar bana mı geliyor sanki’ içsesiyle geçen günlerimde kendi sağlığım için sessizliğe bürünmeyi tercih ediyorum.

Koronavirüs vaka tablosundaki hızlı değişken sayıların 1 Haziran itibariyle başlatılması planlanan gevşeme adımlarına hazırlık olduğu aşikar. Ne olacaktı ki? Vaka sayısı 10 bin üstünde kalacak da biz gevşeyecek miydik? Tabi ki hayır. Öyle de olmadı zaten. Hızla düştü. Bir anda düştü. Sayıların bir anlam ifade etmediği zamanları yaşamaya başladık. Bir yıl önce günlük ‘2 bin’ diye verilen rakamlardan korkarken şimdilerde ‘8-9 bin’ olarak verilen rakamlara karşı hiçbir tepkimiz kalmadı. Çok da önemli değil. Mayıs bitse de açılıp saçılsak umuduyla oturduk bekliyoruz.

Gelelim aşılamaya. Ah Fahrettin amca ah… Yaktın, yıktın, bitirdin hayallerimizi. Çok güzel başladığımız koronavirüsle mücadele çalışmalarında geldiğimiz nokta tam bir hüsran. 2021 yılına gelirken başlayan umut tohumları dağıtma işlemlerine halen devam eden gerek Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gerekse de Sağlık Bakanımız Fahrettin Koca’nın yaptığı ve/veya yapacağı açıklamalara olan güven öyle çok düştü ki artık birçok insan ‘benden uzak durun’ tavrına girdi. Ha bugün ha yarın diye diye yerli ve yersiz aşı açıklamalarıyla resmen oyalandık, uyutulduk. Bahar aylarında yerli aşı tamamdı, halen yakındır diye açıklamalar geliyor. Boşver iyisi mi Fahrettin amca.

İçişleri Bakanı hakkında Sedat Peker’in iddialarına gelecek olursak da; açıkçası bu konuda sadece ‘yanındayız, güveniyoruz, destekliyoruz’ diyerek Sayın Soylu’yu savunmak yetersiz bir hamle. AK Parti Genel Merkezi tarafından her hafta ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisine karşı yapılan ‘CHP yalanları’ gibi bir paylaşım silsilesi var. Neden aynı uygulama Sedat Peker’in açıklamalarına karşı yapılamıyor anlamış değilim. Bir gerçeği ortaya çıkarmak, ‘suçsuz’ olarak savunulan bir kişiyi haklı çıkarmak için neden iddiaların üstüne gidilmez ki. Neyse, ne diyelim. Kişiler ve partiler her zaman her koşulda geçicidir. Devlet ve bağlı kurumları daim kalıcıdır. Demokrasinin gereği, devlet bilinci budur. Ötesi teferruattır.

Son olarak ilimizde gazetecilik mesleğinin geleceğine bakalım. Son zamanlarda kopan fırtınalar hiç umurumda değil. İt ürür, kervan yürür. Bit kadar değeri olmayanlara deve kadar kıymet biçmeye gerek yok. Bolu halkı, siyasiler ve kurumlar gazetecilik yapanlarla gazetecilik oynayanları ayıracak akla sahiptir. Bu noktada Bolu halkının ferasetine güveniyorum. Gazetecilik dersi verecek son kişilerden biriyim, bu sektörde faal olarak çalışan biri olarak. Ancak gazeteciliğin bir internet sitesi ve/veya üç beş sayfalık bir kağıt demetinden daha önemli ve daha fazla bir şey olduğunu söyleyebilirim. Kopyala yapıştırcılarla, tetikçilerle işini görmeye çalışan siyasileri ve kurumları da tahmin edebiliyorum. Bence şanslarını zorlamasınlar. Çünkü bu fırtına dindiğinde göz göze geleceğiz hepsiyle! Selametle…

YORUM EKLE

banner128