banner133

banner128

banner120
22 Ekim 2018 Pazartesi

Düşüncesiz Bir Yaşam, Bir İnsana Yakışmaz

12 Şubat 2018, 13:08
Bu makale 958 kez okundu
Düşüncesiz Bir Yaşam, Bir İnsana Yakışmaz
Oral Yılmaz
Bugün günlerden pazartesi. Aslında sıradan bir gün. Sabahın ilk saatlerinde camın kenarına oturmuş Karadeniz’in bitmek tükenmek bilmeyen dalgalarını izliyorum. Önümde bir bardak çay. Kara bulutlar batıdan doğuya doğru hızla ilerliyorlar ve ben “kış bitmek üzere ve hala kar yağmadı” diye hayıflanıyorum.

Ben bir emekliyim. Yani aktif yıllarını nispeten geride bırakmış, orta yaşın son demlerinde, kendi yağıyla kavrulmaya çalışan bir emekli. Belki bir çoğunuzla aynı kaderi paylaşıyorum ve belki bir kısmınızdan daha şanslıyım.

Boş zamanlarımda vaktimi geçirebileceğim geniş bir bahçem, küçük bir kütüphane dolusu kitaplarım, internet üzerinden de olsa yazışabildiğim, dünyanın her yerinde tanıdıklarım var.

Vaktimin çoğunu bahçede çalışarak veya bol kitap okuyarak geçirdiğimi düşünmeyin sakın! Ben aslında vaktimin çoğunu düşünerek geçiriyorum. Hemde sadece bir kaç konu üzerinde de değil. Çok az seyrettiğim televizyon haberlerinde sık sık gündeme gelen Türkiye’nin Suriye politikasından tutunda, ısrarla kaldırılmak istenen T.C. ibarelerini, yapboz oyununa dönen milli eğitim politikalarımızı, emekliye zam yapınca ekonominin sekteye uğrayacağını söyleyip Suriye vatandaşlarına kaynak aktaranları,

son zamanlarda gittikçe artan ve sosyal medya üzerinden her farklı düşünene salyalarını akıtarak hakaret eden trolleri, bilgi sahibi olmaya ihtiyaç duymadan her konuda ahkam kesen cahilleri, ne dediğini kendi bile anlamadan topluma ayar vermeye çalışan fetva uzmanlarını, politikanın sadece kendi  sabit fikirlerinden oluştuğunu zannedip onun aslında bir uzlaşma sanatı olduğunu algılayamayan sözüm ona politikacıları, son dönemlerde bir şekilde parayı bulmuş ama beyin kapasitesi açısından kendisine bir gram bile yükleme yapamamış olan sonradan görme zenginleri, pazarda bir köşeye oturmuş, sırf ailelerine biraz katkı olsun diye yumurta, sebze satmaya çalışan köylü kadınlarını, okula gidiyoruz havasında evden çıkıp okulda yan gelip yatan, kendini ifade etmekten yoksun ergenleri düşünüyorum.

Aslında bir vatandaş olarak düşünmeyi de bir görev arz ediyorum. Öyle ya, ben de bir vatandaşım ve bu ülkede yaşıyorum.

Bu aslında hepimize, bu topraklarda yaşayan her vatandaşa düşen bir görev değil mi?

Düşünmek!

Yalnız beni yanlış anlamayın. Düşünmekte pek o kadar kolay bir iş değil. Onunda oldukça bol çeşitleri var. Rasyoneli var, yansıtıcısı var, eleştireli var, analitiki var, yaratıcısı var, tümdengeleni var, tümevarımı var, ıraksakı var, yakınsakı var, metabilişseli var, benzeşimi var, hipotetik olanı var, dönüşümseli var, bütünleştirmeci olanı var, globali var, laterali var, refleksifi var hatta ergenler için omnipotenti, bebekler için de ikonik olanı var.

Yani sadece ben düşünüyorum demekle iş bitmiyor. Neyi nasıl düşünüp hangi nedenlerden bir sonuca vardığın da önemli.

İşte bu karmaşık düşünce tarzlarını bir bir özümsedikten sonra ortaya çıkan bazı şeyleri daha net, daha şeffaf görmeye başlıyorsunuz.

İşte o zaman gözünüzde büyüttüğünüz kişilerin ekranlarda bangır bangır evlerinize aktardıkları sözcükleri duyduğunuzda gülümsemeye başlıyorsunuz. Öyle ya, çoğu gözünüzün içine baka baka, hatta bile bile yalan söylüyor.

Tüm bunları yaparken de insanların o meşhur “balık” hafızalarına güveniyorlar. Onlarda bal gibi biliyorlar ki çoğu dinleyenler söylenenleri kısa sürede unutacak, irdeleyip araştırmayacaklardır.

Ben burada basit bir örnek vereyim:

Geçmiş dönemlerde hiç aşağıda yazılan şu cümleleri duydunuz mu?

-“Çok az ağaç keseceğiz ve karşılığında şu kadar ağaç dikeceğiz!”

-“Çevre ve doğa kesinlikle zarar görmeyecek!”

-“Ağaçların hepsini kesmiyoruz. Çoğunu başka yere taşıyoruz!”

-“Zaten şu kadar milyar ağaç diktik!”

-“Dünyada ormanlar azalırken Türkiye’mizde artıyor!”

-“Asıl çevreci biziz!”

Bir zamanlar televizyonda halka hitaben Türkiye’de 3,5 milyar ağaç dikildi açıklamasını her halde hatırlarsınız. Bu rakam dilden dile dolaştıktan sonra önce dikilenlerin ağaç değil fidan oldukları ifade edilmiştir. Öyle ya, ağaç dediğiniz zaman insanın aklına en az 8 cm çapında, 4-5 metre yüksekliğinde bir şey geliyor. Sonradan bu rakam 2.8 milyar olarak düzeltildi.

Bir ormanlık alan oluştururken dikilen ağacın cinsine bağlı olarak yani daha da açıkçası o ağaç büyüdüğünde dallarının yatay genişlemesi sonucunda kaç metre kare alan kaplayacağı hesap edilerek, fidanlar arasında belli mesafe bırakılarak dikim yapılır..

 Ve bir çok ağaç cinsinde daha geniş metrekarelere ihtiyaç olsa da en az her ağaç fidanı için 36 m2 yer ayrılarak her fidan o mesafelerde dikilirler..

 Bu hesaba göre 2,800,000,000 ağaç için 101 milyar metre kare alan gerekir.

 Kilometre kare cinsinden yazacak olursak 101,000 kilometrekare alan ormanla kaplanmış demektir.

 Yani Türkiye'nin yedide biri, yani mesela İç Anadolu bölgesinin tamamı kadar bir alanı 11 yılda ormana dönüştürülmüş.

İşte bu noktada siz devreye giriyorsunuz daha doğrusu girmelisiniz. Yapılan açıklamaların doğru olup olamayacağını, hangi tür ağaçların nereye dikildiğini hatta tutup tutmadıklarını irdelemelisiniz.

Çünkü size bir konuda doğruyu söylemeyen bir başka konuda da söylemez!

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    GAZETE MANŞETLERİ
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SAYFALAR
    ARŞİV
    banner82

    banner129

    banner124