EKOLOJİK     CAN    SIKINTISI   VE  YABANLAŞTIRMA

Kasaba ve köylerden şehirlere yerleşen insanlar , iş yerinin ve taşıtların   duvarları  arasına   sıkışmış   halde, sıkıntılı  ,duyarsız ve heyecansız bir  yaşama zorlandıklarını hissederler.  

Coğrafik anlamda Bolu Depresyonu’nda, şanslı bir şekilde orman ve yüksek yayla ekosistemlerine sahip bir doğayla çevrelenmiş, zengin ve verimli  doğal karışık  ormanlarda ve ev sahipleri henüz terk-i diyar  etmemiş, esmer ayılar, kurtlar ,geyikler  ,karacalar,yaban domuzları,vaşak ve su samurları, kara akbaba’lar (Avrupa’nın en büyük yırtıcı kuş türü) ‘a sahibiz.

Yerinde görme şansını elde edememiş olsak da, içimizde her an karşılaşma heyecanını taşıyarak doğamıza adımlarımızı  atmamız  ise  büyük  bahtiyarlıktır.

Oysa  Avrupa için pek de kazın ayağı öyle değil..!

Avrupa’nın geçmiş ekosistemini araştıran ekolojistler mega-faunadan filleri, aslanları , gergedanları ve leoparları hayal dahi edemezken, ayılar, kurtlar,vaşaklar, su samurlarının olsun, tekrar doğalarına döndürülüşü için çareler ve politikalar geliştiriyorlar.Örneğin ,varlığı ve yokluğu sorun olan  kurtların tartışılması gündemlerinden düşmemekte. 1997 yılında doğal yaşam grupları ve seyahat  şirketleri Pan  Parks Vakfını  kurdular. 2011 yılında ise,  Rewildig  Europa (Avrupa’yı Yeniden Yabanlaştırma) adlı bir grup; 2020 yılına kadar ana karada bir milyon hektar alanda ekolojik süreçlerin restorasyonunun kolaylaştırılmasını hedeflemiştir. Avrupa’daki bir çok milli parkın -sınır ötesi doğal yaşam- adı verilerek birbirlerine bağlanması gerçekleştirildi.

2018 yılında bir grup İtalyan koyun çiftçisinin, son yıllarda sayıları artan kurtları engellemek için önemli çözüm gözüken Kangal Çoban köpeklerini görmek ve ithal etmek için Türkiye’de dolaştıklarını ulusal ve yerel basından öğreniyoruz. Kurtlara karşı önlem üzerinde araştırmalar yapan İsviçreli bir  biyolog akıllı bir cihaz tasarlamıştır. Koyunun kalp atışlarını izleyen bir tasma , kalp atışı yükselirse ve uzun bir süre yüksek kalırsa , tasma çiftçiye yazılı bir mesaj gönderiyor.Koyun kurdu görür görmez tehlikeyi hissediyor,böylece çiftçiyi haberdar ediyor. Aynı zamanda insan sesine benzer sesler çıkararak çiftçi yetişmeden önce kurtları korkutup kaçırtabiliyor.

 Beri taraftan Avrupa’nın kuzeyi ülkelerde, başta İngiltere , İskoçya,İsveç ormanlarında,artık hiç nesli kalmamış kurtların yokluğundan şikayetçi olmaya başlamışlardır. İngiltere’de Sunderland’da 1621yılında öldürülen bir kurta büyük ödül konduğunu kırsal  tarihçi Oliver Rackham kayıt olarak bildirmektedir.2011 yılında Belçika’da gizli termal kamera ile bir kurt görüntülenmiştir.1927 ve1993 yılları arasında Fransa’da avcılık nedeniyle tükenen  kurtların ,  şimdilerde en az 20 sürü halinde,200’ den fazla kurt varlığından söz edilmektedir.İspanya’da 1970 yılında tükenme noktasına gelen kurtların sayısı şimdi 2500 adede ulaşmış olarak bildirilmektedir.Polonya,Slovenya  ve Romanya’da da önemli hızlı artışlar bildirilmiştir.

Bir çok çevre ödüllü ekolojist ve çevreci George Monbiot;”Yaban Yaşam”-(Karayı,Denizi ve İnsanı Yeniden Yabanlaştırmak, 2018)” kitabı, olağanüstü ve sıra dışı sayılabilecek bir kitap. Ünlü Nature Dergisinde  Shahid Naeem;  “Monbiot,  yabanlaştırmayı, yaban yaşamının sunacağı sonsuz hazzı, sürprizi , macera duygusunu ,heyecanını tekrar kazandırma ve baskı altındaki insani duyarlılıkları yeniden harekete geçirme yolu olarak tahayyül ediyor ” diye çok güzel  özetlemiş.

Monbiot ,kurtların doğaya yeniden geri getirilişinin sebebini ; “Çok bilinmeyen nedenlerle  ,koyunları yakalamak daha kolay olduğu halde, kurtların  yabani av hayvanlarını avlamayı tercih edişi,tilkileri öldürmeleri,hastalığı azaltmaları,ayrıca kaybolan diğer türlerin –örneğin yaban domuzu ve Amerikan geyiğinin geri getirilmesini kolaylaştırmak” diye açıklar. Yine,”Bence kurtlar zihnin gerekli canavarlarıdır, kapılarımızı üstüne kapattığımız daha tutkulu bir dünyanın sakinleridir. Yeniden yabanlaştırmanın özellikle yüksek yerlerde yapılmasının daha yerinde olacağını (Ör.İngiltere’de Galler),zamanla çiftçiye ödenen sübvansiyonların kesileceğini,koyun çiftçiliğinin er ya da geç bu yüksek kesimlerden ,yaylalardan geri çekileceğini savunmaktadır.Bir diğer önemli sebebin ise: Galler’de bir kaç yüz yıldır tamamen koyunlara tahsis edilen ekosistemlerde biyoçeşitliliğin azaldığı ,kurtlarla birlikte kuşların v.d. hayvanların tükendiğini iddia ederek ormancılık koruma politikalarının yanlışlıklarını gözler önüne sermesidir.İskoçya’da kırsal kesimde insanlar arasında kurtların geri getirilmesine olumlu bakanların sayısı az farkla fazla çıktı. Kentlerde yaşayanlar da, biraz daha kesin şekilde olumlu karşılanmıştır. Doğrusu bu anketler Brexit’i  hatırlattı. Britanya insanları şaşırtıyor..!

Yine Bolu Halk Kütüphanesinden üç ay önce okuduğum, “Akdeniz” (Ernle Bradford) kitabında: yüz yıllar boyu Akdeniz’de Adaları bir çok milletten daha iyi  yöneten Osmanlı’nın, ekonomiyi düşünerek koyun ırkını bu adalara  taşıması , bu  Adalardaki bitki çeşitliliğinin azalarak  arazinin çıplaklaşmasına yol açtığı teziyle adeta örtüşmektedir.

Akdeniz’deki Adalar ve kuzeyde Galler’de yüzyıllar sonra ekosistemdeki bozulmaları koyun –keçi sürülerine  yönlendiren yazılardan sonra, beni düşündüren bir atasözümüzü sizler de düşünün: “ Keçi kurttan kurtulsa, gergedan olur “.

Kurtlar olmayınca,   keçiler huylarını  ve ekosistemi mi değiştiriyorlar acaba..!

YORUM EKLE

banner133