ESKİŞEHİR TAM BİR AVRUPA KENTİ-SON

   Geçen haftadan devam ediyorum.

    .../.

    Rehberimiz, Ankara’dan Eskişehir’e hızlı trenle bir buçuk saatte gelindiği için Ankara Eskişehir arasında yoğun bir yolcu trafiğinin yaşandığını söyledi. Ankara’dan Eskişehir’e sırf tiyatro, bale ve opera izlemek üzere geliyorlarmış. Aslında tam tersi olması gerekirken, Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’in sanata verdiği önem sayesinde Eskişehir insanca yaşanabilecek bir sanat, kültür ve turizm kenti haline gelmiş.

     Eskişehir’de demiryollarının yapımına 1890 yılında başlanmış. Bu nedenle yıllardır trenle sağlanan kolay ulaşım, Eskişehir’in ekonomik ve kültürel yaşamının gelişmesine de katkıda bulunmuş aslında.

     Cumhuriyet’in kuruluşu ile demiryollarına çok daha fazla önem veriliyor ve ilk 15 yılda kazma kürekle o günün zor şartlarında ülke baştan başa demiryolları ile örülüyor. Atatürk’ün silah arkadaşı Behiç Erkin’in yazdığı 10. Yıl Marşında geçen “Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan” sözleri de buradan kaynaklanıyor.

     Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk Eskişehir’e çok sık geliyor ve Eskişehir’de kalıyor.

     Şehir merkezinde Mustafa Kemal Atatürk Caddesi, İsmet İnönü Bulvarı, doktor muayenelerinin çok olduğu Doktorlar Caddesi var. Bu bulvar ve caddeler, Eskişehir’in en güzel yerleri.

    Bir de Cengiz Topel Kıbrıs Şehidi Caddesi var. 1964 yılında Kıbrıs’ta Rumlar’ın Türklere karşı yaptıkları vahşi saldırı ve katliamlar dayanılmaz bir safhaya gelince, Türk soydaşlarımızı kurtarmak ve yardım götürmek amacıyla Yüzbaşı Cengiz Topel liderliğinde iki F-100 keşif uçağı  Eskişehir’den kalkıyor. Uçaklar Kıbrıs’a giderken Yunan savaş gemisinden atılan uçaksavar ateşiyle vuruluyor. Uçaktan atlayan Cengiz Topel paraşütle bir Rum köyüne iniyor ve burada esir düşüyor. Rumlar burada Cengiz Topel’i korkunç işkenceler yaparak öldürüyorlar. Uçak Eskişehir’den kalktığı için, Türk Hava Kuvvetlerinin Kıbrıs’taki ilk şehidi olan Cengiz Topel’in anısını yaşatmak amacıyla bu caddeye ismi veriliyor.

     Devrim otomobillerinin sergilendiği bir müzeye gittik. 1961 yılında yüksek mühendis Emin Bozoğlu’nun başkanlığında 200 mühendisin 4,5 aylık geceli gündüzlü çalışmalarıyla 4 adet ilk Türk arabası üretilmiş, adına da Devrim denmiş. Zamanın Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ilk üretilen arabaya bindiğinde benzini az koydukları için yarı yolda kalmış. Gizli bir el üretime engel olmuş ve bu yüzden seri üretime geçilememiş. Devrim arabası etrafı camlarla çevrili garajda sergileniyor. Yıllar önce üretilen ilk yerli arabamızı herkes çok beğendi ve arabanın önünde fotoğraflar çektirdik. Devrim arabasının hikayesi başlı başına bir kitap olur. Türk mühendislerince yapılan bu aracın seri üretiminin neden yapılamadığı, hatta neden yaptırılmadığı topluma anlatılmalı. İçimizi burkan Devrim arabasını en çok üniversite öğrencileri ziyaret ediyormuş.

     Daha sonra içinden Porsuk Çayının geçtiği Aydın Arat Parkı’na gittik. Porsuk Çayı, Kütahya’dan doğuyor, 488 km. uzunluğunda. Bir çaydan bir nehir yaratıp, üstüne bir de plaj yapmışlar. Parkın içinde 350 metre uzunluğunda, 1,5 metre derinliğinde geniş bir su kanalı var. Nehir boyunca bugüne kadar hiç görmediğim ağaçlar dikilmiş ve çok değişik bitkilerle süslenmiş. Nehrin içinde akvaryum gibi kocaman kocaman renkli balıklar yüzüyor, nehrin üzerinde de karşıdan karşıya geçmek için süslü köprüler yapılmış. İnsanlar bu köprünün üzerinde muhteşem manzarayı seyrederken bol bol fotoğraf çekiyorlar. 300 dönüm alan üzerine kurulu bu devasa parkın yapımına 2007 yılında başlanmış. 18,- TL giriş ücreti var. Burası eskiden hayvan pazarıymış. Şimdi çeşit çeşit ağaçlar, çiçekler ve heykellerle süslü mükemmel bir gezi alanı.

     Son olarak, eskiden bataklık ve sazlık bir alanı; içinde bilim, deney ve kültür parkı haline getirilen Sazova Parkı’na geldik. Bu parkın içinde küçük eski bir trenle gezdik. Eski treni nostalji olsun diye kullanıyorlar, bizim de çok hoşumuza gitti. Burada bir gün bile zaman geçirilebilir. İçinde kocaman bir yapay göl, gölde de siyah ve beyaz kuğular yüzüyor. İnsanlara alışmışlar, hiç kaçmıyorlar. Kuğular elimizdeki yiyeceklere uzanıp alıyorlar. Onların zarafetlerini ve güzelliklerini uzun uzun seyrettik. Bu parkta bilim ve sanat merkezleri, uzay evi, bilim deney merkezi, kafeler, restoranlar var. Ayrıca son yıllarda Eskişehir’in sembolü haline gelen masal şatosunda çocuklara görsel masallar anlatıyor. Masal şatosunun Eskişehir’in trafik kodu olan 26 olduğu düşünülerek 26 adet kulesi var, her kulede Türk dünyasının önde gelen simgeleri miniatürk şeklinde temsil edilmiş.

    Sazova Parkı’nın yanında da yeni Eskişehir Stadyumu var. Dışarıdan stadyum çok heybetli ve güzel duruyor. Doğrusu alt liglerde oynayan illerin bile çok yeni ve güzel stadları var, küçük şehrin büyük hikayesi olan Boluspor’un hala bir stadı bile yok. Stada imrenerek baktık, Eskişehir’e hayran kaldık ve zaman akıp gitti, çok güzel anılarla Bolu’ya döndük.

YORUM EKLE