FIRTINA

Şehrimizin havasına, suyuna, taşına, toprağına hayranım. Güneş el sallayıp geçerken karın, yağmurun sürekli ikamet etmeye çalıştığı ilimizde zaman zaman çıkan fırtınalar da ziyadesiyle içimizi ferahlatmakta. Ne kadar toz, toprak, hafif malzeme varsa uçuupp gidiyor bir anda. Bir de şu var, yangın her yeri neden sarıyor, nasıl sarıyor? Ah bu fırtınalar… Yükselen alevleri bir yerden bir yere taşıyor resmen. Etraf toz duman. Sönmüyor bu yangın, alevler sarıyor her yeri.

Bir de içimizde kopan fırtınalar var. Yüreğimiz kor alevlere teslim olmuşken alevleri tüm bedenimizi sarmasına neden olan fırtınalar. Düşüncelerimiz, tavırlarımız ve hayallerimiz… Alevlere teslim, alevler içimizde kopan fırtınayla tüm bedenimize hakim. Bir alev topuna döneceğiz neredeyse. Fırtınalar dinerse, alevler sönerse bilirim kurtulacağız.

“Bir fırtına tuttu bizi” diyor ya türküde, aynı o haldeyiz. Bu fırtınalı havalarda bir sağa bir sola savrulmadan yürüdüğün yolda sağlam adımlarla ilerlemeye çalışmak gerek. Fırtınanın şiddeti ile bir oraya bir buraya savrulursan yolunu kaybedersin. Sonra “burası benim yolum” dediğin yer fırtına öncesi yürüdüğün yol değildir. Kayıp insan, zararlı insandır. Kaybeden insan da kaybetmeye devam eder. Bizim kavuşmalarımız sonra mahşere kalmasın diye, savrulmadan yürümeye devam edeceğiz.

Şimdi uzun bir yol var önümde. Yollarda pusu kurduklarını bile bile yürüyorum. İt havlamazsa, çakal saldırmazsa o yolun benim olduğunu nerden bileceğim zaten… Dikenler ayağıma batmazsa, cefasını çekmezsem nasıl sefa süreceğim o güneşli günlerde.

Fırtına diyorum, sert esmeye başlayacak. Sağlam bir kazık çakıp oraya sıkı sıkıya tutunmalı. Savrulup kaybolanların fırtına dindiğinde yürüyeceği yol, yol değil hatadır. Selametle…

YORUM EKLE