banner128

26 Nisan 2018 Perşembe

GELELİM O BELGEYİ DEĞERLENDİRMEYE

15 Nisan 2018, 10:56
Bu makale 548 kez okundu
GELELİM O BELGEYİ DEĞERLENDİRMEYE
Hasan DİNÇ
 Geçtiğimiz hafta Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Sayın Dr. Ekrem Keleş imzalı ve hazine değerinde kabul ettiğim belgeyi yayınlamış, belge ile ilgili değerlendirmeleri bu haftadan itibaren yapacağımı ifade etmiştim. Değerlendirmelerin birkaç hafta sürebileceğini şimdiden söyleyebilirim. Bu nedenle okuyucularımdan anlayış beklerim. Çünkü okuyucularımın çoğundan yazılarımın uzun olduğu yönünde serzenişler bulunduğunu biliyorum.

Belgenin değerlendirilmesi üç ana bölümde yapılacaktır. Birinci bölüm  “Kur’an’ın dili, üslubu ve mesajı evrensel olup herhangi bir millet, ırk veya kavme mahsus değildir” bölümü olacaktır. Belgenin bu ilk bölümünde öne çıkan kavram “evrensellik”tir. Dilimizde eskiden cihanşümul ya da âlemşümul kelimelerinin karşılığı olarak son dönemde kullanılan bir kelimedir. Genel olarak bütün insanlığı ilgilendiren, dünya ölçüsünde ya da dünya çapında anlamlarında kullanılmaktadır. Gönülden katıldığım bölüm “Kur’an herhangi bir millet, ırk veya kavme mahsus değildir” hükmüdür. Kur’an –ı Kerim’in hitap kelimelerinde bunu açıkça görmek mümkündür. “Ya eyyühellezine amenü” veya “Ya eyyühen nas” hitapları bu hükmün doğrulayıcı kanıtlarıdır. Bu hitaplarda “Ey iman edenler” veya “Ey insanlar” hitapları mukaddes kitabımızın bir millet, ırk veya kavme mahsus olmadığının delilidir. Kur’an’da “Ey Araplar” ya da “Ey Türkler” diye bir hitap şekli bulunmaz. Bu hitap şekilleri de gösteriyor ki Kur’an-ı Kerim “Evrensel” bir kitaptır. Yani kavramın tam anlamıyla bütün insanlığı ilgilendiren, bir kitaptır. Birçok kişinin anladığı manada Arap’lara mahsus bir kitap değildir. Önemli sayıda Batılı İslâm araştırmacıları da Kur’an’ı bu gözle görmüş, onu dağınık Arap kabilelerini bir araya toplayan ve onları milletleştiren bir kitap olarak değerlendirmiştir. Gerçi Emevi ve Abbasi devletlerinin yanlış uygulamaları onların bu hükümlerini doğrulayıcı deliller olarak görülse de bu uygulamalar yüce kitabımızın evrensel boyutlarını görmemize engel olamaz. Hele de Arapların kendilerini diğer milletlerden üstün görüp, devlet uygulamalarını bu görüşe uydurmaları Kur’an-ı Kerimin evrensel boyutlarına tamamen terstir. Arap olmayan diğer Müslüman milletlere “Mevali” yani köle veya “Acem” yani Arap olmayan ikinci sınıf insan olarak görmeleri, mukaddes kitabımızın “Ey insanlar, biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Tanışasınız diye sizi milletler ve kabileler halinde kıldık. Şüphesiz Allah katında en değerli olanınız, takvada (Allah’tan korkup çekinme) en ileri olanınızdır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır. (Hucurat suresi 14. Ayet)  hükmüyle ne kadar da çelişmektedir. Bu ayetin ihtiva ettiği ebedi hükme göre insanlar aynı anne ve babadan türemiş kardeşlerdir. Hiçbir insanın diğer insana ve hiçbir milletin diğer bir millete ya da kavme rüçhaniyeti (üstünlüğü) yoktur. Allah indinde insan, kabile, kavim ve milletlerin üstünlüğü takva iledir. (Yani Allah’ın emirlerine uygun yaşamaktır) Bu üslup ve ilahi mesaj Kur’an-ı Kerim’in evrensel olduğunun tartışmasız delilidir. Bunun dışında Peygamberimiz Hz.Muhammed’den önceki bütün peygamberler bir kavme veya kabileye gönderilmişken; kitabımız Kur’an-ı Kerimdem önceki bütün ilahi kitaplar da bir kavme ve kabileye indirilmiştir. Bu durum dinimizin diğer kitabi dinlerden en önemli farkını oluşturmaktadır.

Ancak belgede Kur’an’nın dili için de evrenseldir denilmektedir. Bu doğru değildir. Çünkü Kur’an’ın çeşitli surelerinde bunu tekzip eden ayetler mevcuttur. Meselâ “Gerçekten biz, akıl erdirirsiniz diye, Arapça bir Kur’an olarak indirdik”(Yusuf suresi 2. Ayet). Meselâ “ İşte böylece biz O Kur’an-ı Arapça olarak indirdik. Ve onda tehditlerimizi tekrar, tekrar açıkladık ki, sakınsınlar veya onlara hatırlatma yapar. (Taha suresi 113. Ayet). Meselâ “Gerçekten biz O’nu (Kur’an-ı), belki aklınızı kullanırsınız diye Arapça bir Kur’an kıldık. (Zuhruf suresi 3. Ayet) .Bu ve benzer diğer ayetlerden anlaşıldığına göre Kur’an dil yönünden evrensel değil millidir ve Arapçadır. Zaten dünyada evrensel boyutlarda bir dil de yoktur. Evrenselleşme gayreti olan dil ya da diller varsa da bunun şimdilik mümkün olmadığı görülmektedir.

Buna rağmen uzun asırlar Arapça İslâm milletlerinin ortak ilim ve medeniyet dili olmuş, bütün ilmi kitaplar bu dille üretilmiştir. Aynı dönemde Batı Hıristiyan âleminde ise ortak medeniyet dili olarak Latince görülmektedir. Bundan mülhem olmalı ki bazı yanlış kanaatler oluşmuş ve günümüze kadar bu yanlışlıklar etkilerini sürdürmüştür. Meselâ Arapçanın vahiy dili olduğu, bu nedenle ahrette Allah’ın insanlarla bu dille konuşacağı safsatası toplumlara enjekte edilmiştir. Böylece dünyada evrensel özelliği kazanamayan Arapçanın ukbanın (öbür dünyanın) ortak dili olacağı hayalini dini bir ambalajla Müslümanlar arasında pazarlama gayretlerine yılmadan devam ettirmişlerdir.  Günümüzde bile bir kısım gerçeği bilmeyen din adamları tarafından sıkça dile getirilen bu iddia bizzat Kur’an-ı Kerim tarafından yalanlanmaktadır.

Arapça Kur’an-ı Kerim’in dilidir. Bu gerçeği yukarıdaki ayetlerle tespit etmiş durumdayız. Ancak, insan topluluklarını milliyet düzeyine getiren en önemli unsur olan dil ve milletlerin ten renkleri Allah tarafından kutsanmış ve her dil vahiyle şereflendirilmiştir. “Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin değişik olması O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda âlimler için ayetler vardır” (Rum suresi 22. Ayet) Ayetten açıkça anlaşılacağı üzere milletlerin dili ve rengi göklerin ve yerin yaratılması kadar gerçek olup onların Farklılığı Allah’ın varlığının da bir delilidir. Ancak bu gerçeğin anlaşılması için kişinin âlim olması gerekmektedir.

Mukaddes kitabımızın şu muhteşem ayetlerine de kulak verelim. “ Andolsun senden önce geçen çeşitli milletlere peygamberler göndermiştik” (Hiçr suresi 10.Ayet), “Andolsun ki her millete Allah’a ibadet edin ve putlardan kaçının diye peygamberler göndermişizdir” (Nahl suresi 36.Ayet), Biz peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz” (İsra sureri 15. Ayet), “Hiçbir kasaba halkını onlara öğüt veren uyarıcılar olmadan yok etmedik. Biz zalim değiliz.” (Şuara suresi 208,209.ayet) ve “Her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik ki onlara apaçık anlatsın” (İbrahim suresi 4.Ayet) .Kutlu kitabımızın bu ilahi ifadelerinden anlaşılıyor ki yaratılmış bütün kavim, kabile ve milletlere peygamberler gönderilmiştir. Ve her peygamber gönderildiği kavim, kabile ve milletinin diliyle vahiy almış ve toplumlarını anlayacakları dille uyarmışlardır. Bu nedenle milletimiz de geçmişte kendi içinden seçilmiş peygamberlerle uyarılmışlar; Güzel dilimiz Türkçe de vahiy dili olmakla şereflendirilmiştir.

Görülüyor ki, kutlu kitabımız Kur’an-ı Kerim üslup ve mesaj yönünden evrensel olup, dil yönünden Arapçadır ve millidir. Diyanet İşleri Başkanlığı Din işleri Yüksek Kurulu bu yöndeki kararını bir kez daha gözden geçirmelidir.

Önümüzdeki hafta buluşmak üzere kalın sağlıcakla.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    GAZETE MANŞETLERİ
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    SAYFALAR
    ARŞİV
    banner82

    banner129

    banner124