Hafızamdaki 10 Kasım

Dün Atatürk’ün ölümünün 78 yıldönümüydü. AİBÜ Bolu Meslek Yüksekokulunda saygı duruşu ve ardından 40 dakikalık bir konferansta Sayın Doç Dr. Necmettin Özel’i dinledik.

On kasım ile ilgili hafızamda kalanlar ise ilkokul yıllarındaki on kasım anma törenleridir.

Saat dokuzda sınıflarda olurduk.

Öğretmenimiz Allah rahmet eylesin Cevat Fahri Başer, sınıfta radyoyu hazırlardı. Tabi o zamanlar kayıt cihazları, teyp vs yok. Radyodan Atatürk’ün kendi sesinden o meşhur 10. Yıl nutkunu dinlerdik.

O çocukluk duygusuyla belki de yarım dakikadan az bir konuşmayı can kulağıyla dinlerdik.

Can kulağıyla dinlerdim çünkü hem kısa bir konuşma yayınlanırdı hem de radyodan olduğu için tekrar dinleme imkanımız yoktu. Tekrarı bir sene sonra ancak oluyordu.

Bu günün nesilleri çok şanslı. Sosyal medyada internette her gün Atatürk’le ilgili yeni bir fotoğraf, yeni bir görüntü ortaya çıkıyor. Bu şanslı tarafı, bir de işin olumsuz yanı var ki maalesef günümüzde sempatiyle karşılayanlar bile var. O da yobaz kesimin Atatürk’e saldırmaları.

Elbette ki bunların hiçbir kıymeti yok. Söylenenler, karalamalar hakaretler neye kime hizmet ediyor takdir sizlerin.

Neymiş, Atatürk dinsizmiş. Sormazlarmı adama madem dinsiz o dönemde Rusya’da Bolşevik (Komünist) ihtilali oldu, bu rejim ateist bir devlet ve toplum hedefler, neden Türkiye Cumhuriyeti de komünist bir rejimle yönetilmedi?

Efendim halifeliği kaldırmış. İstanbul’da kalan halifenin kendine faydası yok, o üç kıtaya yayılan muhteşem imparatorluk Anadolu’ya sıkışmış, islam coğrafyası istila edilmiş, Osmanlı askerleri Arap topraklarından bizzat Araplar tarafından kovulmuş, halifelik kurumu saltanata dönüşmüştür.  İslamdaki halifeliğin gerçek manada uygulaması Peygamberimizden sonraki ilk dört halifedir. Ondan sonraki halifelik kurumu siyasallaştırılmış ve hanedanlığa dönüşmüştür.

İnternette cahil kalabalıkları Atatürk’e karşı kin ve nefretle kışkırtan o sözde din adamları şunu bilsinler ki her saldırıları Atatürk’ü daha da büyütüyor.  Hiç olmadığı kadar Atatürk sevisi yayılıyor. 78 yıl sonra bile anılarda ise, ne yaparsanız yapın bu ateşi söndüremezsiniz.

Atatürk dinle değil yobazlıkla mücadele etmiştir.

Atatürk Amasya ziyaretinde uzun sakallı birini görür ve sorar bu kim diye. Efendim o bu bölgede saygı duyulan din adamıdır derler. Atatürk yanına çağırır su sakalını hiç olmazsa Peygamber efendimizin sakalı gibi kısaltsan der ve eliyle göğüs hizasını işaret  eder. Emredersin paşam der. Daha sonra Atatürk’ün aklına gelir ve sorar. Sakalında kısalma olmadığı hiç umursamadığını öğrenir. Hemen Amasya valiliğine bir telgraf çeker. Telgrafta o şeyhi Amasya valisi yaptığını ve Ankara’ya gelmesini ister. Ertesi gün Atatürk’ün karşısında olur. Sakalını tamamen kesmiş kılık kıyafetini düzeltmiş. Beni emretmişsiniz paşam der. Atatürk, Sen makam için sakalından vazgeçtin yarın öbür gün devlet işinde de bazı şeyleri feda edersin onun için seni zor durumda bırakmayayım seni vali tayin etmiştim ama azlediyorum der.

İşte Atatürk böyle samimiyetsiz din adamlarıyla uğraşmıştır. Tekke ve zaviyeleri kaldırarak, din hizmetlerini Diyanet işlerine bırakarak dini tarikatların ve sözde önderlerinin tekelinden kurtarmıştır.

Bu gün Türkiye bir Ortadoğu bataklığının içine düşmemişse Atatürk’ün bu öngörüsüne borçludur.

Bir insanın dinini yaşaması için devletin din devleti olması gerekmez. Devleti dini kurallarla yönetilmesi gerektiğini savunanlar neden İslam aleminde kan, gözyaşı, fakirlik olduğunu,  batı ülkelerinde neden refah olduğunu görmezden gelirler.

Dini kuralları önce kendimizde uygularsak zaten sorun kalmayacak. O zaman memlekette hırsızlık olmayacak, yolsuzluk olmayacak, fakir kalmayacak, haksızlık olmayacak.

Türkiye Cumhuriyetini kuran ve bizlere emanet eden Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını bir kez daha şükran ve rahmetle anıyor, ruhları şadolsun diyorum.

YORUM EKLE