HAYATIN ANLAMI-2

Geçen haftadan Victor Frankle’nin yaşamını Doç. Dr. Şafak Nakajima’nın yazısı ile anlatmaya devam ediyorum.
.../.
“Evi, ünlü psikiyatrist Alfred Adler’in evinin çaprazındaki sokaktadır. Henüz üç yaşındayken, büyüyünce doktor olmaya karar vermiştir. Dört yaşında yaşama ve ölüme dair sorular sormaya başlar, önce kendi kendine, sonra da etrafına. Akıllı ve çalışkan bir öğrencidir. Lise yıllarında “Genç Sosyalist İşçiler” grubunda aktif roller üstlenir. Viyana Üniversitesi’nde tıp eğitimini tamamlar. Mezuniyetten sonra, Alfred Adler ve Sigmund Freud’la şahsen tanışır. Adler’in görüşlerini kendine daha yakın hisseder.
Nöroloji ve psikiyatri alanlarında uzman olduktan kısa bir süre sonra, Viyana Rothschild Hastanesi’nde klinik şefi olur. Bir süre sonra da kendi muayenesini açar.
Zaman, savaş zamanıdır. Nitekim bir yıl sonra, Hitler Avusturya’yı işgal eder. Yahudi asıllıları zor günler beklemektedir artık. Kısa bir süre sonra toplama kamplarına yollanma olasılıkları çok yüksektir.
O dönemde mesleki başarısı nedeniyle Amerikan Konsolosluğu kendisine Amerika Birleşik Devletleri’ne göç edebilmesi için bir vize verir. Ama bu vize yalnızca kendisi için geçerlidir, ailesini kapsamaz. Ne yapacağını bilemez, kafası karışıktır...
Bir gün babasının evinde, yanmış bir sinagogdan kalan bir mermer parçası görür. Üzerinde şu sözcükler kazılıdır: “Anne ve babana hürmet edeceksin.” Amerika vizesini yakar, ailesiyle kalmaya karar verir.
O dönemde Tillly Grosser adlı genç bir kızla tanışır. Aşık olurlar. Tam Yahudilerin evlenmesini yasaklayan yasanın çıkmasından önce evlenirler. Ama çocuk yapmaları yasaktır. Tilly karnındaki bebeğini bu yasağa kurban etmek zorunda bırakılır. O bebek ileride, babası Victor Frankle’nin yazacağı, “Duyulmayan Anlam Çığlığı” kitabında ölümsüzleşecektir.
Evliliklerinin dokuzuncu ayında, tüm aile Theresienstadt Nazi toplama kampına gönderilir. Tilly, silah fabrikasında işçi olarak çalıştırıldığından, tek yönlü biletle ölüme gidilen Auschwitz kampına gönderilmeyip iki yıl burada tutulacaktır. Ama Victor’un bileti kesilmiştir. Tilly, eşinin tüm ısrarlarına rağmen, ondan habersiz gönüllü olur ve Auschwitz’e gitmek üzere eşiyle aynı trenle yola koyulur. Bu yolculuk O’nun sonu olacak, henüz 24 yaşındayken toplama kampında hayata veda edecektir.
Auschwitz kampındaki esirler üzerinde yaptığı dehşet verici tıbbi deneylerle tanınan ve ölüm meleği olarak adlandırılan Dr. Joseph Mengele, o gün yine kampta esir seçmektedir:
“Sıraya geç! Ayrılın! Sen sağa geç. Sen sola. Sen sola. Sen sağa. Sen sola. Sen sola.”
Sol tarafa gönderilenler, zehirli gazla dolu bir odada nefes alamayarak, ya da yanarak yaşamlarını kaybedeceklerdir az sonra. Mahkemesiz, yargısız! Ama kurbanlar, hangi sırada olduklarının ne anlama geldiğini bilmez. Bir tür lotodur bu, ölüm kalım lotosu!
Dr. Mengele, 119104 numaralı mahkum Victor’a, sola geçmesini söyler. Victor soldaki bekleyen hiç kimseyi tanımaz, ama sağdaki sırada bekleyenler arasında tanıdığı bazı genç meslektaşları vardır. Mengele arkasını döndüğünde, usulca sağ sıraya geçer. Bu kararının. ölümden kurtuluşu anlamına geldiğinin farkında değildir... Evet yaşayacaktır!
Kampta insana ve hayatın anlamına dair çok şey gözleyecek, öğrenecek; ileride sayısız insana ilham verecek eserlere imza atacaktır. Elbette tüm bu olacakları bilmemektedir henüz.”
.../.
Haftaya devam edeceğim.

YORUM EKLE

banner133

banner129