HAYATIN ANLAMI - 3

    Geçen haftadan devam ediyorum.

       .../.

       “Kanın, gözyaşının, işkencenin, gaz odalarının ve kesintisiz dehşetin insanı insanlıktan çıkardığı gerçeküstü o dünyadan, gerçek dünyaya ulaşmak imkansızdır.

      Yakınlarının akibetlerinden habersizdir, Victor... Gencecik eşinin yaşamını yitirdiğinden de... Yalnız eşi değildir kaybettiği... Annesi, babası ve erkek kardeşi de toplama kamplarında yaşamlarını yitirmişlerdir.

     Yıllar sonra, “İnsanın Anlam Arayışı” adlı kitabında, çok sevdiği eşiyle ilgili şu satırlar yer alır: “Zihnim hala O’nun imgesine takılı. Şunu düşündüm. O’nun hayatta olup olmadığını bile bilmiyorum. Şimdiye dek öğrendiğim tek bir egerçeklik var; aşk, sevilen insanın fiziksel varlığından çok daha öte bir şey. Aşk en derin anlamını, özümüzde, iç dünyamızda buluyor. Böylece, sevilenin varlığı, ya da yokluğu, yaşayıp yaşamadığı bile önemini kaybediyor.”

     Victor Frankle, dört farklı toplama kampında üç yıl boyunca kalır. “İnsanın Anlam Arayışı” adlı kitabında o dönemin adeta bir cehennem olduğunu ve her şeyin anlamsızlaştığını anlatır. Yaşam akıl almaz fiziksel ve ruhsal sıkıntılarla doludur.

     Kampta tifüs salgını başlar. Esir tutulan doktorlar olabildiğince, tifüs koğuşunda çalışmaktan kaçınırlar.

     Frankle, kampta her nasılsa kısa süre içinde öleceğini bilmektedir. Bir doktor olarak olduğu yerde çürüyerek  ölmek, ya da öldürülmek yerine, hastalara yardım ederek ölmenin daha anlamlı bir ölüm olacağını düşünerek, tifüs koğuşunda çalışmak üzere gönüllü yazılır.

      Tifüs, bitlerle bulaşan ve lekeli humma adı da verilen ağır bir enfeksiyondur. Baş ağrısı, bitkinlik, bacak ve sırt kaslarında ağrı, vücutta lekeler, kalp ritmi bozukluğu yapan bu hastalık, böbrek yetmezliği, bilinç kaybı ve komaya da yol açar.

      Frankle hastalara bakarken çok ağır bir tifüse yakalanır. Ateşler içinde günler ve geceler boyu acıyla kıvranır. Bilinci gidip gelirken zihnine, kendine geldiğinde ise bulabildiği kağıt parçalarına notlar alarak kitabını yazar. Lekeli hummada yükselen ateş, ya iyileşme, ya da ölümle biter. Onaltı günün sonunda, Frankle iyileşir.

      Kampta gözlemlediği şey, bir amaca tutunanların hayatta kalabildiğidir. Bir başka gözlemi, derinlikli bir ruh yapısına sahip içe dönük insanların, dışa dönük ve güçlü bireylere oranla hayatta kalmada daha fazla şansa sahip olduğudur. Çünkü böylesi insanların, dışarıda olup biten akıldışı zorluklardan kaçıp sığınabilecekleri bir iç dünyaları vardır.

     Frankle’nin kültürel birikimi ve iç güdüsü ona, Spinoza, Schopenhauer, Nietzsche, Tolstoy ve Dostoyevsky gibi, felsefe ve edebiyat tarihinin devlerinden beslenerek direnme gücü kazandırır. İnsanın hayata tutunmasının, her şeyin geçici olduğunun bilincine varmasına ve kendisi için anlamı olan bir konuda sorumluluk üstlenmesine bağlı olduğunu söyler.

      İnsan ömrü sınırlıdır. Ölüm bize bu sınırlılığı hatırlatarak, zamanın ve ömrün değerini gösterir. Dolayısıyla ölüm, hayatı anlamsız kılan değil, anlamlandıran bir gerçekliktir.

     Acı da öyle! Yaşamak acı çekmektir, yaşamı sürdürmek, çekilen bu acıda bir anlam bulmaktır. Eğer yaşamda bir amaç varsa, acıda ve ölümde de bir amaç olmalıdır. Ama hiç kimse, bir başkasına bu amacın ne  olduğunu söyleyemez. Herkes bunu kendi başına bulmak ve bulduğu yanıtın getirdiği sorumluluğu üstlenmek zorundadır.”

YORUM EKLE

banner133

banner129