HİDAYET NİNE VE AYI HİKAYESİ

Covid-19   kilitlemesi , kitap   arşivimi    gözden  geçirme  şansı verdi. Sizleri ormandaki  yabanıl yaşamın akışına götürmek istedim.

1998   yılının   yazında ,Bodrum ‘da  bir  kitapçıdan  aldığım  kitabın adı:   ”Ayı  Hikayeleri”.

Artvin  ili – Yusufeli ilçesi   Barhal  Köyü’nden , biyolog   Hüseyin Avni  Özen ,ayılarla  ilgili  ,yaşanmış  ve yaşayanların ağzından derlenmiş anıları   belgesel    olabilecek  ustalıkla    derlemiş.

Amacı ,insanlara dinlediği anıların satır aralarında  ormanların  kralı sayılabilecek “ayıları” tanıtmak.

Kitaptaki   hikayeye  geçmeden başımdan  geçen bir anekdotu aktarayım:, “.1960 ‘lı yıllar da bir  dini  bayramda Mudurnu’da Musalla Mahallesine  gelen ayı oynatıcısının peşine  takılmış, çalınan tefle ve şarkılarla birlikte dolaşıyorduk. Tombaklar Sokağı denen çok dar bir aralığa gelince  ;ayıya biniş sırası   bana geldi. Üzerine oturtulmamla  birlikte  beni yere, çamurun içine atması bir oldu.Hayvanın  belli ki ruhu çok sıkılmıştı ..!

“Attan düşene yorgan döşek, eşekten  düşene kazma  kürek” atasözü var ama,  ayı için bir özlü söz işitmedim, çamurlu  halime şükrettim.1980  yılından sonra “ayı oynatıcılığı “yasaklandı. Yavru ayıların burunlarına demir halka takılıp, ayının kontrolü sağlanıyordu. Yasaklamayla  bu büyük fiziksel ve ruhsal işkenceden kurtulmaları   sağlandı.

Ayı   Hikayeleri   kitabı  yazarının   biyolog arkadaşı  İ.Bülent Çelik’in ön söz yazısında, şu değerli cümlelerle “ayı-insan davranışları” sorgulanıyor. “Ormanları  milyonlarca yıl  onlarla  birlikte paylaştık. Milyonlarca  yıl aynı mağaralarda  konakladık ,aynı  meyveleri   yeyip  aynı  köklerle beslendik. Sonra nasıl olduysa, bu kozmik yaşam  savaşında onların burunları ve tırnakları, bizim beyin  kıvrımlarımız ve ihtiraslarımız  büyüdü. Doğrusu doğanın bize bahşettiği  bu en büyük  avantajı ,zekamızı  hiç te  adil kullanmadık.  Onlara   dağları  dar  ettik. Diyebilirler ki;”Canlı ayıların  bize ne faydası  var ?    “Haklıdırlar”..!

Nedense , evrenin bir ucundaki  bu yaşlı kürede yaşayan ve bu yaşamı  yüz binlerce yıl  evrilip – elenip,tırnaklarıyla  kazıyarak  hak etmiş, milyonlarca  canlı türünün  yaşama hakkı, yine o “ faydaya” endeksli. Onlar   bizimle  birlikte bu dünyanın sahipleri…  Neden  bize  fayda sunmak zorunda olsunlar ki ?  diyerek bizi düşünmeye  sevkediyor.”

HİDAYET  NİNENİN ANISI

İlkbahar da  Barhal  Köyünden geçen Zeman  Irmağı’nının suları iyice   yükselmiş akıyordu.  Uykusu kaçmış Hidayet Nine gece yarısı ay ışığında dışarısını seyre dalmıştı. Irmağın karşısında bir iri ayı ve iki  çok sevimli  yavrularını gördü.Yavrular düşe kalka ırmağa doğru yürüyorlardı.

Irmağın kenarına geldiklerinde, Anne Ayı  ırmağa baktı ve sonra  ayı yavrularından  birini  ağzı ile ensesinden dişleri ile kaptı.Sonra bir kolu ile diğer yavrusunu kucaklayarak ayağa kalktı.Irmağa girdiğinde, bir  iki adım atamadan hep birlikte sularda batıp çıkmaya başladılar.Çok  geçmeden Anne Ayı iki yavru ile birlikte karşı kıyıya   geçemiyeceğini   anlamış  ve geriye dönmüştü.

Anne yavruları yere bırakıp, etrafta bir  şeyler  aramağa başladı. Bir  müddet sonra, bir  kaya parçasını  kucakladığı gibi yavrulardan   birinin üzerine bıraktı. Üzerine konan kayadan ötürü acıyla inleyen yavruya aldırmadan diğer yavruyu dişleriyle ensesinden kapıp, suya girdi. Irmakta  üç –beş adım atmıştı ki, diğer yavrusu kayadan  kurtulup -terk edildiğini sanan  yavru- ayı annesinin  peşinden  suya girmeye çalışıyor, ama korkudan cesaret edemiyordu.  Anne ayı geri dönmek zorunda kaldı.

Bu sefer, dere kenarında bulduğu dört büyük kaya parçasını bir yere topladı .Daha sonra bu kayaları yavrusunun feryatlarına aldırış etmeden birer , birer  üzerine yığdı.Ayı aldırmaz tavırlarla diğer yavrusunu ensesinden  kaptığı gibi yeniden ırmağa girdi. Kısa  bir  boğuşmadan  sonra karşı  kıyıya  geçmeyi  başarmışlardı.

Anne Ayı  ,bu kıyıda da kaya toplayıp,aynı şeyi yaparak,birer  birer kayaları  yavrunun  üzerine bıraktı. Hızla ırmağa girip karşı kıyıya geçti. Yavrusunun yanına gelir gelmez kayaları birer  birer   üstünden  kaldırıp  kenara bıraktı. Yavru hareketsiz duruyordu. Yavrusundan  bir  tepki alamayınca, kucağına alıp sallayıp sarsıyor, onu uyandırmaya çalışıyordu. Yüzünü yavrusuna dayayıp  bir süre yaladı. Ve sonra kendini yerden yere atmaya başladı. Yavru ölmüştü.  Hidayet   Nine’de   bu olaya  ağlamıştı. Dakikalarca   Anne  Ayı  ağlayıp  dövündükten  sonra, birden  hızla   ırmağa girdi. Daha   hızlıca  karşıya  geçti. Bir  solukta  yine  üzerine kayalar  yığdığı  öbür yavrusunun  başına geçti. Yavrusunun  üzerindeki  kayaları  telaşla  kenara attı. Aman  Allahım !  diğer  yavru da  kımıldamıyordu.  Hemen   kucağına  aldı . Salladı.   Nafileydi. Bir  türlü uyanmıyordu. Onu da kaybettiğini anlamıştı. Anne Ayının uluması, ağlaması artmıştı.    Bir müddet  sonra  aniden  karşı  kıyıya geçti.  Cansız yatan  yavrusunu  son bir umutla  tekrar dürttü.  İtekledi, sürükledi…

Sabaha kadar ırmağın bir bu kıyısına , bir  diğer kıyısına  gidip geldi. Koca yaratık, sabahleyin uğradığı acıyla yorgun ve  bitkin düşmüş ,gün ağarınca yerinden  kalkıp orman içinde gözden  kaybolmuştu.

Sağlıcakla  evde       kalınız.

 

YORUM EKLE