banner133

banner101

24 Ağustos 2017 Perşembe

Kadın hakları

10 Mayıs 2017, 09:41
Bu makale 801 kez okundu
Kadın hakları
İlhami Candemir
 Kadın hakları
          Sayın okuyucular, bu gün(Cuma) davet üzerine “Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği” öncülüğünde yapılan  “Kadının Güçlenmesinin Önündeki Engeller” konulu panele katıldım. Konferansın moderatörü(yöneticisi) Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği başkanı PROf.Dr.sayın Fatma Sırmatel’di.
           Sayın Sırmatel, anlaşılabilir, veciz,ilgi çeken cümleleri ile bir açış konuşması  yaptılar.Doğal olarak hak ettiği alkışı aldılar.Sonra mikrofonu Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği genel başkanı sayın prof.Dr.Gaye Erbatur’a devrettiler.Sayın Erbatur da Türk kadının dünü,bu günü ve özlenilen yarınını kısa,öz ve anlaşılabilir ifadelerle sundular. Daha sonra Bolu Milletvekili sayın Tanju Özcan –davet üzerine-Türk kadınının var olan değil olması gereken haklarının kazınılması anlamında çalışmalar yaptığını ve bundan sonra da yapacağını vaat ederek kadınların umut ışığı olduğunu gösterdiler.Tabii ki alkışlarla mikrofonu moderatör  sayın Prof.Dr.Fatma Sırmatel’e bırakarak  işlerinin yoğunluğu nedeni ile -izin talep ederek- ayrıldılar.Bunu müteakip sayın Prof.Dr.Fatma Sırmatel  bu kez mikrofonu” kadının bu günkü durumu ve bu günkü durumunu daha ileriye götürülebilmesi için yapılması gerekenler ile ilgili araştırmaları ile  tanınan Prof.Dr.Yıldız Ecevit’e devrettiler.Sayın Ecevit “kadınının Güçlenmesinin Önündeki Engelleri ve bu engellerin kaldırılması için yapılması gerekenleri slayt gösterimi eşliğinde yalın,veciz,kafalarda soru işareti bırakmayacak kadar net ve detaylı  bir şekilde anlattılar.Bu anlatım bir saate yakın sürdü.Sunumun bitimini takiben sorulara geçildi.Bazı katılımcılar, kafalarında oluşan soruları sordular ve her üç Prof.da sanki üniversitede KÜRSÜDEYMİŞLER gibi ders verircesine tek tek cevap verdiler.Sözün özü o ki panel çok doyurucu ve  yararlı oldu.
         Tüm bu konuşmalardan anladım ki Türk kadını hak arama ve elde etme anlamında arayış içinde.
         Sayın okuyucular, görüldüğü gibi panelin konusu “kadının güçlenmesinin önündeki engeller” dir.
         Panelin moderatörü sayın PROF Fatma Sırmatel’e, böyle bir panelin gerçekleştirimesi teşebbüsünde bulunduğu ve bunu başarı ile yönettiği için teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Üniversitemizde böyle, toplumu aydınlatacak ışıkların olması tabii ki bir Bolu’lu olarak bizleri ziyadesi ile memnun etmektedir.
        Sayın okuyucular,konu gündeme gelmişken ,Prof düzeyindeki sayın akademisyenlerin konu ile ilgili görüş ve önerilerine tamamen katılmakla birlikte onlara ilave olarak naçizane benim de bir-iki sözüm olacaktır.
      Önce şu tespiti yapalım; Kadının güçlenmesinin önünde engeller var mı yok mu? Tabii ki var ve yadsınamaz. Peki bana göre-panelistlerin görüşlerine ilave olarak- bu engellerin kaldırılması için yapılması gerekenler nelerdir? İşte ben bu hususla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Şöyle ki;
        Konuyu iki grupta ele almak istiyorum; Birincisi, önce kadının kendi çabaları ile önündeki engelleri aşma iradesinin, azminin ve çabasının olması gerekir. Diğeri ise kadının iradesi dışında başkaları tarafından onunla ilgili engellerin tespiti ve  çözümü için gerekli siyasi ,sosyal,dinsel ve hukuksal yapının var olması gerekir.
       Önce birinci grubu yani kadının kendi çabaları ile önündeki engelleri aşma iradesinin olması hususunu ele alalım;
       Türk Medine Kanunu’nun boşanma ile ilgili 166.maddesinde şu hususun varlığı boşanma nedeni sayılmıştır; Evlilik birliği,tarafların ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden BEKLENMEYECEK DERECEDE temelinden sarsılmış olursa eşlerden her biri boşanma davası açabilir.Bu hüküm yeni TMK.dadır,Eski TMK da ise bu ifade şöyle idi;Evlilik birliği ÇEKİLMEZ HALE gelirse taraflardan birisi boşanma davası açabilir. Keza TMK nun 737.maddesinin başlığı  Komşu Hakkıdır.Maddede şu hüküm vardır;……komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan rahatsızlık vermek yasaktır.
      Her iki maddenin içeriğinden anlaşıldığı gibi bir arada yaşamanın(gerek aile bireyleri arasındaki  ve gerekse komşular arasındaki birlikte yaşama durumundan söz ediyorum)- sürdürülebilir olması için temel şart TAHAMMÜLDÜR. Burada kast edilen tahammül  izafidir,yani kişiye  ve zamana göre değişkenlik gösterir.Bir kadın vardır,eşi tarafından kötü söz söylendiğinde soluğu mahkemede alır,bir kadın vardır eşi tarafından şiddete maruz kaldığında sesini çıkarmaz.İşte burada  tartışılması gereken durum tahammülün sınırlarıdır.Görüldüğü gibi birinci örnekteki kadının tahammül sınırı ile ikinci örnekteki kadının tahammül sınırları çok farklılık göstermektedir.Bu durumu kendimden bir örnekle  açıklamak istiyorum;
        Ben 7 ay önce vefat eden eşimle altmış yıl evli kaldık. Karınca kararınca mutlu idik. Kendisi namazında niyazında idi, ibadetlerini bihakkın yerine getirirdi.Ben ise(yoğurdum kara-bunu herkes söylemez),genellikle sabah kahvaltısını ve öğle yemeğini evde yer,akşam yemeğinde ise dışarıda arkadaşlarla yerdim.Tabii ki “biraz atar’!dık.Bir sabah kahvaltıda eşimin yemediğini fark ettim,nedenini sorduğumda” ben altı gün orucumu tutuyorum” dedi.Allah kabul etsin dedim,kahvaltımı yaptım, işime gittim.Akşam üzeri kendi kendime” hanım orucunu yalnız açmasın ben de yanında bulunayım” düşüncesi ile telefon ettim-hani akşam yemeklerinde eve gelmiyordum ya o gün gelmeyi düşündüm-,akşam yemeğine geleceğim dedim. Geldiğimde yemek masası donatılmış,hurması var,reçeli var,yemeği var,bu arada benim alkol aldığımı bildiği için masada kadeh  de var.O orucunu bozdu,ben ise mutat alışkanlığımın gereğini -hiçbir zaman aşırı olmamak kaydı ile-yerine getirdim. Sonra başladık, oradan buradan,çocuklardan ,bu günümüzden,yarınımızdan konuşarak  bir günümüzü daha mutlu geçirmenin mühendisliğini yaptık. Görüldüğü gibi eşimin,  “benim yaşam biçimime tahammülü” 60 yıllık beraberliğimizin ve hatta karınca kararınca mutluluğumuzun nedeni oldu. İşte bu mutluluğun tesisinde katkısı olan kadın  GÜÇLÜDÜR.Atalarımız ne demişler;Hayat bir keman gibidir,çalmasını bilirsen öyle güzel nağmeler çıkar ki,rahat edersin, çalmasını bilmezsen kavga-gürültü ile dünyanı zehir edersin.
           Ara not/Bilindiği gibi ,Anayasamızın(çok şükür bu madde değişmedi)25.maddesi der ki;Herkes düşünme ve kanaat hürriyetine sahiptir,….herkes düşünce ve kanatları sebebiyle kınanamaz.
           Bu nedenle ben birlikte yaşama ile ilgili düşünce ve kanaatımı belirttim.Anayasa gereği kınanmayacağımı umarım.
           Sayın okuyucular gelelim diğer guruba,yani kadının iradesi dışında  onun güçlenmesinin önündeki engellerin kaldırılması için sosyolojik,dinsel,hukuksal ortamın oluşturulması olayına. İşte bütün zorluk burada. Sosyolojik durum dinsel durum  ile çatışır durumdadır. Bilindiği gibi Kuran-ı Kerim de 6666 ayet, 114 Sure vardır.Yaradan’ımız nezdinde KADIN  erkeklere nazaran daha önemli olacak ki  bu 114 Sure’den birisini münhasıran(özellikle)  kadınlar için göndermiştir. (Bu arada cennet anaların ayakları altındadır görüşünü de unutmayalım)176 ayetten oluşan bu Sure NİSA Suresi’dir.Ancak bilindiği gibi insanlık daima dinamizmi içerir,değişim ve gelişim halindedir.  İnsanlığın bazı evrelerinde kadınlar ön planda olmuşlar(maderşahi-Anaerkillik durum),bazı dönemlerde erkekler ön planda olmuşlar(pederşahi-Ataerkillik  durum).Modern çağda ise eşitlik ilkesi söz konusudur.Hatta kadının bedensel zarafeti-narinliği-nazikliği-inceliği onun adına pozitif ayrımcılık dahi söz konusudur. Günümüzde, özellikle İslam ülkelerinde hukuk ve siyaset dinsel ortam ile sosyolojik ortam arasında bocalamaktadır.İşte büyük düşünür William Chakespereare ‘nin (Şeksprin) söylediği gibi “ olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu” diyelim ve konuyu noktalayalım. 
          Sayın okuyucular yine de şunu memnuniyetle söyleyebilirim ki dün kadın için “karnında sıpa,sırtında sopa” deniliyordu bugün ise “analar başta taç imiş her derde ilaç imiş” noktasına gelindi.
           Kalın sağlıcakla.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    GAZETE MANŞETLERİ
    banner114
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SAYFALAR
    ARŞİV
    banner82

    banner129