KIRSAL KESİM ALEVİLİĞİ VE KENTLEŞME SÜRECİNDE ALEVİLİK (3)

Bundan önceki iki yazımda Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Profesörü Sayın Mustafa Keskin’in yazdığı KIRSAL KESŞİM ALEVİLİĞİ VE KENTLEŞME SÜRECİNDE ALEVİLİK adındaki iki önemli kitabı tanıtmaya başlamıştım. Bu yazımda da kitapları tanıtmaya ve bulgularını okuyucularımla paylaşmaya devam edeceğim.

 Yazar Alevilikte temel kavramlar arasında zikrettiği üç önemli toplumsal kurumu öne çıkarmaktadır. Bunlardan birincisi Dedelik Kurumu, ikincisi Müsahiplik, üçüncüsü ise Düşkünlük kurumudur. Yazarımızın bu kurumlar için yaptığı tanımlara ve açıklamalara bağlı kalarak bu kurumlar hakkında okuyucularımı bilgilendirmek istiyorum.

Anadolu Alevi köylerinde dini-sosyal hiyerarşinin en üst noktasında bulunan dedeler Anadolu Aleviliğinin sosyal ve dini yapılanması içerisinde en önemli kurumların başında gelmektedir. Dedelere Pir, Sercem, seyyid ve Mürşit denildiği de bilinmektedir. Dede sözcüğünün Orta Asya’da yaşayan eski Türk toplumlarında halka yol gösteren, bilgili ve tecrübeli kişiler için kullanılan “ata”, “baba” gibi sözcüklerle aynı anlamda kullanıldığı bazı araştırmacılar tarafından ileri sürülmüştür. Dedeler Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bulunan ve kutsallıklarına inanılan farklı ocaklara bağlı olduklarından kendilerine “Ocakzade” veya “Ocakoğlu”  denilmektedir. Dedeler Hz.Muhammed’in soyundan ya da Hz. Ali’nin soyundan geldiğine inanıldığı için kendilerine “Seyyid”denildiği de bilinmektedir.

Dedeler kendi ocaklarına bağlı köyleri belli aralıklarla ziyaretle onlara mürşitlik ederler, onların mürebbileridirler. Toplumun eğitiminde görev aldıklarından öğretmendirler. Cem ayinlerini yönetirler. Toplumun sıkıntılarına çözüm getirirler. Düşkünlük toplantılarında karar merciidir. Dini bir lider olarak dede, örnek bir model olarak toplumu aydınlatma ve yönlendirmede birinci derecede etkendir.

Anadolu Aleviliğinin ikinci önemli toplumsal kurumu musahipliktir. Alevi toplumunun gerçek bir mensubu olabilmek ve sosyal bir mevki sağlayabilmek için musahipli olmak gerekmektedir. Her aile çiftinin, bir musahip tutması şarttır. Böylece musahipli iki aile Alevi toplumunun çekirdeğini oluşturur. Musahipli iki aile birbirinin kardeşi sayılır. Bundan dolayı musahipliğe “Ahiret kardeşliği”, “Yol kardeşliği”, “Nasip kardeşliği”  de denilmektedir. İmam-ı Cafer buyruğuna göre musahiplerin birbirine karşı taşıması gereken kuralları vardır. Bunları “evlerine davetsiz girebilmek, teklifsiz sofrasına oturabilmek, namus dışında elinde bulunan her şeyi paylaşabilmek, onun derdine derman, yarasına merhem olabilmek, mallarını ve acılarını paylaşabilmektir. Bir musahip kardeşine karşı hiçbir kötülükte bulunmamalıdır. Musahiplerin çocukları da birbirinin kardeşi sayıldığından onlara nikâh düşmez ve birbirleriyle evlenemezler. Musahiplik bağı ölünceye kadardır” diye sıralamak mümkündür.

Anadolu Aleviliğinin üçüncü toplumsal kurumu ise düşkünlüktür. Düşkünlük yol terbiyesine aykırı davranan, suçlu kimse demektir. Buradaki yoldan maksat ise Alevilik inancıdır. Alevilikte birtakım suçları işleyen kişiye düşkün, suç işleyen kişilerin içinde bulunduğu duruma ise düşkünlük denilmektedir. Bu suçlar  “birden fazla Kadınla evlenmek, boşanmak, livata, zina, hırsızlık, adam öldürme, dede’ye veya meydan erenlerine yalan söyleme, sırrı açığa vurma, zamanında baş okutmama, pir ve ocak hakkını ödememe, Sünnilerle evlenme ve onlara yol gösterme” şeklinde sıralanmaktadır. Bu suçları işleyenler Dedenin yönetiminde ve cemaat huzurunda “Düşkün Meydanı” denilen meydanda yargılanır. Düşkünlük cezasının kaldırıldığı meydana da “mürüvvet meydanı” denilmektedir. Düşkün meydanında suçluya dede tarafından ölüm dâhil her türlü ceza verilir. Bu cezaya kimsenin itiraz etme hakkı yoktur.

Düşkün toplumla bağları koparılmış, toplum dışına çıkarılmış kimsedir. Kimse kendisiyle konuşmaz, herhangi bir münasebette bulunulmaz. Böylece toplumdan tecrit edilir. Düşkün cezalı oldukları süre içinde ayin ve erkânlara alınmaz, hayvanları köyün sürüsüne katılmaz ve toplumdan adeta aforoz edilir. Toplumun verdiği bu cezalara düşkünün musahibi de uymak zorundadır. Uymadığı takdirde kendiside düşkün sayılmaktadır.

Yazarımız 1950 yılını milat olarak almakta, bu yıllardan itibaren köylerden, mezralardan şehirlere başlayan göç hareketi Anadolu Alevi toplumunda da görülmüştür. Bu göç dalgası sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmelere sebep olmuş, şehirleşmenin getirdiği eğitim ve öğretim hayatındaki müspet yöndeki hızlı değişimler inanç hayatında önemli gelişmelere sebep olmuştur. 1960’lı yıllardan sonra başta Almanya olmak üzere değişik Avrupa ülkelerine işçi olarak yapılan göç hareketleri ekonomik, kültürel ve inanç hayatındaki bu hızlı değişmeleri tetikleyerek artmasına, değişik din ve milletlerle gerçekleşen münasebetler, inanç hayatında köklü değişikliklere sahne olmuştur. Bu değişiklerden en çok etkilenen topluluk ise Alevilerdir.

Öyle ki:

 Yapılan araştırmaya göre Alevi topluluğu için hayati öneme haiz yukarda saydığım üç önemli kurum bu süre içinde büyük yara almış, saygınlığını yitirmiştir. Meselâ daha önceki dönemlerde bir dede’ye bağlılık durumu toplumun %67’sini oluşturur iken bu oran günümüzde % 56’ya gerilemiştir. 20-30 yaş arası gençlerde ise bu oran %47’lere kadar gerilemiştir. Yine bu araştırmanın sonuçlarına göre Dedelik Kurumu eski saygınlığını yitirmiş, Dedelik müessesesinin gittikçe yozlaştığını söyleyenlerin oranı genel toplum içinde %79 gibi yüksek bir orana ulaşmıştır. Geri kalanın % 12’si de bu kanaate kısmen katılmaktadır. Alevi toplumunun %73’ü Dedeleri eğitim yönünden yetersiz bulmakta, devlet tarafından eğitilmesini uygun görmektedir. Ayrıca toplumun %16’sıda bu kanaate kısmen katılmaktadır. Katılmayanların oranı ise yalnızca %9’da kalmaktadır. Yine bu araştırmaya göre eskiden toplumun %44’ü musahipli iken eğitim düzeyi yükseldikçe oran %30’lara kadar gerilemektedir. Araştırmanın bir başka sonucuna göre kırsal kesimde toplumun %60’ı düşkünlük sistemini onaylarken % 26’sı da onaylamamaktadır Bu konuda toplumun %13’de kararsız görünmektedir. Şehirlerde yaşayan ve kısmen de eğitimli kesime mensup Aleviler ise Düşkünlük sistemine daha farklı yaklaşmakta, toplumun %53’ü sistemi onaylarken %21’i onaylamamakta, %9’u da fikrim yok demektedir. Onaylama oranı  gençlerde ise %32’lere kadar gerilemektedir.

Not: Bir sonraki yazımda bazı verilerle birlikte genel bir değerlendirme yapılacaktır.

   

YORUM EKLE

banner128