Mustafa Namdar…

Bir yakınızın, sevdiğiniz ve saygı duyduğunuz bir dostunuzunvefat haberini duyduğunuzda içimize bir kor düşer, onunla ilgili tüm anılar bir filim şeridi gibi gözümüzün önünden geçerken “Allahtan geldik,Allaha döneceğiz” ayetini hatırlayıp söyleriz.

 Hemen hemen her gün gazete de görüştüğüm Mustafa Hoca’nın vefat haberi ile bu duyguları yaşadım ve kendisi ile ilgi bir şeyler karalamayı bir vefa borcu olarak gördüm.

Şüphesiz hepimiz soluksuz ölüme doğru koşuyoruz. Her harcadığımız nefes bizi ölüme götüren birvasıta olduğunu, pek düşünmesek de, gerçek bu…Kim olursa olsun her nefis ölümü tadacak ve o sonherkese gelip uğrayacak, ondan kaçış yok…Zaten biz doğumdan itibaren ölüme doğru adım atıyoruz. Ölümle beraber de dünya hayatımızdaki misafirliğimiz son buluyor ve perdenin öbürtarafına geçiyoruz.

İşte Mustafa Namdar Hocamızda geçen Pazartesi günü Dünya hayatındaki yolcuğunu tamamlayıp, perdenin öbür tarafına geçerek, ebediyet yolculuğuna adım attı.

Bizim kendisi ile gazetecilik faaliyetleri dışında pek hukukumuz olmadı. İnsanlar arasındaki dostlukları halkahalkadeğerlendirdiğimizde,  en iç halka da olmadık; ama ilişkilerimiz hep saygı çerçevesinde gelişti. Gazete de, toplantılar da, yolda şurada burada karşılaştığımızda içten duygularla selamlaşıp hal hatır sorduk…

Genelde, her gün gazeteye uğrar, altına cetvel koyup özenle yazdığı yazısını bırakır, önceki yazısını ve yazısının çıktığı gazeteyi de alıp giderdi. Kendine has prensipleri vardı ve bunları yüksünmeden uygulardı. “Biraz otur, hem dinlenir, hem de biraz laflarız” dediğimde, “yok oturamam, işlerim var, vakfın şu evrakını götürmem lazım”gibi benzeri gerekçeleri olurdu.Hülasa, onun hiç boşvaktine şahit olmadım. Hayatı dolu dolu yaşayan, tanıdığım, ender insanlardan biri idi diyebilirim.

Bir çok insan emekliliğine müteakip kabuğuna çekilirken, O, milli eğitimden emekli olduktan sonra,bir taraftan, Bolu’da ki sivil toplum örgütü ve vakıf gibi sosyal faaliyetlerin içinde görev alıp yoğun ve yorucu çalışmalaradevam ederken, öbür taraftan da, günlük yazılarını,  bizzat kendisi, gazeteye getirmeyi ihmal etmezdi.  Kendisine takılır, “Biz, hafta da, ay da biryazmaya zorlanırken, sen her gün nasıl yazıyorsun?” derdim. Ses çıkarmazdı; ama zannediyorum, bu azim ve gayreti okuyucusuna olan sorumluluk duygusu ve iş disiplininden kaynaklanıyordu.

Yazılarında, genelde, herkes gibi bir siyasi görüşü olmasına rağmen, pek siyasete değinmezdi. Birdenge ve orta yol adamı olarak, meselelere geniş pencereden bakarak ahlaki değerler üzerinden yorumlar,Bolu’nun meselelerine ilgi duyar, yol gösterici olmaya çalışırdı.

Gazete de çıkan, bilhassa, Bolu ile ilgili yazıların bir kitap haline getirilirse, Bolu tarihine önemli bir kaynak aktarımı olacağını düşünüyorum.

Gazete de yazılarını göremeyince, sağlığı ile ilgili bilgi almaya çalıştım. Bir ara, gazetemizin sahibi Hüseyin Aykan, hal hatır sormak için, kendisine telefon etmişti. Bir beyefendi ses tonu ile nezaket çerçevesinde konuşuyordu. Telefonu kapattığında Hüseyin Bey, konuşmasındaki nezaketine karşı takdirini dile getirdiğinde, kendisine “hani dilimizde bazı insanlar için, tam bir İstanbul Beyefendisi, diye bir tabir kullanılır ya, işte Mustafa Hoca için de, tam bir İstanbul Beyefendisi diyebiliriz” demiştim.

GeçektenO, konuşma ve sohbetlerinde bütünnezaket cümlelerini içinde barındırırdı. Bu vasfından dolayı da, farklıfikir ve düşüncede olanlar bile, makam ve mevkileri ne olursa olsun, kendisine saygıda kusur etmezlerdi. Toplantılarda bizzat buna şahit olurdum. O’nun yeri hep farklıydı.

İnsanın hayatında böylesi bir sevgi ve saygı halesi oluşturması zordur; Mustafa Hoca da bu zoru başaran ender insanlardan biri olduğunu, zannediyorum, her kes kabul eder.

Gök kubbede hoş bir seda bıraktığı için de, hep takdirle anılacaktır.

Biz de kendisine gani gani rahmet dilerken, aile efradına, yakınlarına, sevdiklerine ve bütün dostlarına sabırlar diliyorum.

Günün sözü: Ölüm geçekte dirilik, görünüşte yokluk, hakikatte ise ebediliktir.

YORUM EKLE

banner128