banner133

banner101

22 Kasım 2017 Çarşamba

Önce Hayaller Ölür

13 Kasım 2017, 08:56
Bu makale 628 kez okundu
Önce Hayaller Ölür
Oral Yılmaz

Bir kaç gün önce Bartın’nda dolaşırken genç bir bayan beni durdurdu ve “Oğlum Nerede?” isimli kitabı benim yazıp yazmadığımı sordu. Kendisine kısaca “evet, yazarı benim” dedim. Ardından kısa bir açıklama yaptı. Yeni mezun olmuş ama henüz atanamamış bir öğretmen olduğundan, kitaptan da okuldaki öğretmen arkadaşları sayesinde haberdar olduğundan bahsetti. Henüz kitabı alma ve okuma fırsatı olmamıştı ama konu hakkında belli ki bilgisi vardı. Bana şu soruyu sordu; “O yaşta sizi gurbete zorlayan neydi?”

Ona kısa bir cümle ile cevap verdim; “Hayallerim vardı!”

Çantasından bir sigara paketi çıkarttı, sigarasını yaktı ve derin bir nefes alıp havaya doğru savurdu.....

“Bizde hayal mi bıraktılar ki kuralım! Önce hayallerimizi öldürdüler!” dedi. Sonra da tanıştığımıza memnun olduğunu söyleyerek hızlı adımlarla uzaklaştı. Bir müddet arkasından baktım. Henüz çok gençti. Daha yolun başında sayılırdı. Eğitiminin tamamlamış, diplomasını almış ve “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetiştirmek için bayrağı teslim almaya hazır hale gelmişti.

İnce, uzun, dikenli, dik bir yol onu bekliyordu. Yorucu ama bir o kadar da keyif vermesi gereken yaşamın ilk kilometrelerinde daha mutlu, umutlu, azimli, coşkulu ve enerji dolu olması gerekirdi. Öyle ya, yarınlarımız onların yetiştireceği nesillerin omuzlarında yükselecekti.

Oysa onun hayalleri bile kalmamış, öldürülmüştü. Heyecanını yitirmiş, geleceğe ümitle bakmak yerine atanıp atanamayacağını bile bilemeden, ay başını nasıl getireceğini hesaplar durumda kalmıştı belli ki.

Belki de ailesinin son umuduydu o. Çalışacak, eve ekmek getirecek, ileride bir yuva kuracaktı. Mutlu bir evlilik yapacak, küçücük bir bahçesi olan minnacık bir ev alacak, bahçesindeki salıncakta sallanan iki çocuğu olacaktı.

Sabahları neşe içinde ailecek kahvaltılarını yapacak, eşini işine yollayacak, çocuklardan birisini kreşe, diğerini de okula götürecekti.

Sonra dinlenmiş bir şekilde gülümseyerek sınıfına girecek, bangır bangır “günaydın öğretmenim” diye bağıran çocukları bağrına basacaktı. Tüm dikkatini anlattıklarında toparlayacak ve sınıfındaki her çocuğa ışık saçacak, bu arada kendisi de mum gibi eriyip akşamı edecekti.

Boş zamanlarında bol bol kitap okuyacak, ara sıra sinemaya veya tiyatroya gidecekti. O artık bir öğretmendi. Zamanın akışına ayak uydurması ve her geçen gün eğitim çıtasını daha da yukarıya çekebilmek için, kendisini de her alanda geliştirmesi gerekecekti.

Okul tatillerinde kısa geziler yapmak, yaz tatilinde ülkesinin her tarafını gezmek ve tanımak onun mesleğinin bir gereği olacaktı.

Gelecek kaygısı yaşamadan, emeklilik çağı gelinceye kadar uzun vadeli hayalleri olacaktı. Eğittiği çocukları umutlarıyla, hayalleriyle, bilgileriyle donatacak, onlara hem öğretmen, hem anne, hem baba, gerektiğinde de iyi bir rehber olacaktı.

Tüm bunları yapabilmek İçin önce kendisi iyi bir eğitim almalıydı. Öyle kısa yoldan ezberlenmiş bir kaç bilgiyle değil, geniş kapsamlı, ileriye dönük bilgileri edinmeli, en az bir yabancı dile, her konuyu tartışacak düzeyde hakim olmalıydı.

Üst düzeyde bilgisayar kullanabilmeli, yabancı ülkelerde eğitim veren meslektaşlarının tecrübelerinden de faydalanıp, uluslararası platformda uygulanan tüm yenilikleri anında okuluna aktarmalıydı.

Tüm bunları yapabilmek için en azından bir tıp doktoru kadar ince elenmiş, sık dokunmuş bir eğitimden geçmesi gerekirdi.

Ama en az bir doktor kadar da saygı görmeli, maddi yönden de sürekli aybaşını düşünmekten kendisini arındırılmalıydı. Kafasını öyle kiraya, elektriğe, mutfak tüpüne hatta kredi kartına takıp dikkatini dağıtmamalıydı.

Belki böyle bir eğitimden geçerse, sosyal yaşamda geçmiş yıllarda kalan saygınlığına tekrar kavuşursa, maddi sıkıntılardan arındırılırsa ve üstüne üstlük mesleğinden emekli olabileceğine inanırsa çok daha verimli olur, ileri medeniyetin bireylerine kafa tutacak nesillerin yaratılmasında da pay sahibi olurdu.

Oysa ki o daha görevine bile başlamadan küstürülmüş, bezdirilmiş ve hayallerini çaldırmıştı.

Tüm bunları düşünürken aklıma  ilkokul öğretmenim rahmetli Hasan Coşkun geldi. Köy Enstitüsü öğretmeni olarak kasabamıza gelmiş ve 1955 yılında göreve başlamıştı. Sert bakışlı, askeri komutan gibi disiplinli, bir o kadar da insancıldı. Kolay kolay bağırmaz, öğrencilerine tokat atmazdı. Dersini yapmayanlara, gürültü çıkaranlara, yaramazlık yapanlara bir şeyler söylediği zaman bu sözler içimizi acıtırdı.

Sırf bu acıtıcı sözleri duymamak için daha çok çalışır ve gürültü çıkartmamaya özen gösterirdik.

Kalem, defter, silgi haricinde hemen hemen hiç bir şeyimiz yoktu ama heyecanlıydık. Ayda bir kere 25 kuruş karşılığında gelen dergiyi dört gözle bekler ve aldığımızda defalarca okurduk. Bu dergiyi alamayan arkadaşlarımızın 25 kuruşlarını öğretmenimizin verdiğini bilir ama bunu hiç dile getirmezdik.

Bizim birbirimizi sınıfta geçmek isteyişimizin nedeni böbürlenmek için değildi. Biz siyah önlükler içinde birbirinin dengi olan çocuklardık. Arkadaşlarımızın babalarının ne iş yaptıklarını bile bilmez, fakirliğimizi ne kullanır ne de yüzümüze vurdururduk.

Bizler inanılmaz hayalleri olan, fakir ama mutlu çocuklardık.

İki öğretmenin yaşamı arasından yarım asırdan fazla bir zaman geçmişti ve biz bu zaman diliminde ileri değil geri gitmiştik.

Sizce bu kimin veya kimlerin suçuydu? Gencecik öğretmenin hayallerinin katili kimdi?

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 2 yorum mevcut

    • Yılmaz Altuğ 1 hafta önce yorumlandı

      i̇sterimki karşılaştığın bu genç bayan öğretmende hayallerini istediği şekilde gerçekleştirir ve hayatını hayallerine uygun bir şekilde yaşar

    • Semra Tüfekci 1 hafta önce yorumlandı

      oral bey o umutlar ve hayaller şimdi çocuklarımızdı, onların umutları hayalleri ? bbizim kararttıkları umutlarınızdan kalanlarla şimdi onlara umut- hayal olmaya çalışıyoruz. ! güzel bir yazı, hem de çok güzel hayl kurmaya engel mi değil mi bilemiyorum.

    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    GAZETE MANŞETLERİ
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    SAYFALAR
    ARŞİV
    banner82

    banner129