Son okuduklarım

Beni tanıyan iyi bilir. Çok okuyan biriyim ve okumayı çok severim. Çarşıya çıktığımda en çok vakit ayırdığım vitrinler kırtasiyeciler ve kitapçılardır. Aynı vitrinleri bıkmadan, yorulmadan defalarca seyrederim. Kitapların vitrinde sergilendiği gibi isimlerini ve yazarlarını üst kapaktan ya da arkadan seyretmem benim en önemli zevklerimdendir. Hele kitabı raftan alarak elimle dokunmak ve arka kapağını okumak ruhen tatmin kaynaklarımın en önünde gelir. İlmi, edebi, fikri, tarihi ve dini eserler okuduğum kitaplardaki ilk tercihlerimdir. Bilhassa Türk klasikleri olan cumhuriyet dönemi romancıların eserleri, Nobel’e layık görülen yabancı yazarların romanları da sık okuduklarımdandır. Son dönemde dilimize tercüme edilerek kazandırılmış, dış görünüşü ve basım tekniği ile okuyucunun beğenisine sunulmuş romanları da okuduğum kitaplar arasına katabilirim.

Hayatımda en çok kitap okumaya zaman ayırdığım dönem kuşkusuz Corono Virüs salgını nedeniyle 65 yaş üstü insanımıza uygulanan sokağa çıkma yasağı dönemi olmuştur. Bu dönemde sabah saat 9’dan başlamak üzere günün çok önemli bir bölümü kitap okumaya tahsis ettim. Bazen yeni kitapları büyük bir iştahla okurken bazen de bazı kitapları ikinci ve üçüncü kez okuma fırsatı buldum. Meselâ NUTUK’U ve merhum Yaşar Nuri Öztürk’ün bazı kitaplarını üçüncü kez okurken, Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın önemli bulduğum bazı kitaplarını ikinci kez okudum. Tekrar okuduğum kitaplardan bilgi dağarcığıma yeni şeyler kattığımı okuyucularımla paylaşmaktan zevk duyarım.

Bu dönemde okuduğum ve çok beğendiğim kitaplardan biri Prof. Dr. Sabri Hizmetli tarafından yazılan İlk Dönem İslâm Tarihi adındaki hacimli kitabı olmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarının satıldığı Bolu’daki reyonundan aldığım bu kitabı konu ile ilgilenen herkese tavsiye ederim. Bilhassa din görevlileri ve vaizler olmak üzere bu kitaptan kazanacakları ve görevlerini yerine getirirken faydalanacakları çok yararlı bilgiler bulacaklarını ifade etmek isterim.

Bu dönemde okuduğum ve kitap piyasasına yeni çıkan üç romandan bahsetmek istiyorum. Mustafa Can tarafından yazılan bu üç roman sırasıyla Metropolden Amazon Başkentine SÜRGÜN ADAM, FÜSUN ve SİMENİTA’NIN AŞKI isimlerini taşımaktadır. Türk Edebiyatına bu romanlarıyla muhteşem bir dönüş yapan Mustafa Can hafızalarımızı yokladığımızda çoğumuzun yakından tanıdığı birisidir.1980 öncesi Bolumuzda Almanca öğretmeni olarak çalışmış ve birçok öğrenci yetiştirmiş değerli bir meslektaşımızdır.

Bu üç roman aslında bir tek romanın üç ayrı bölümünden oluşmaktadır. Çünkü romanların kahramanları aynı olup birbirini takip eden olaylardan kurgulanmıştır. Okuyanlar bu romanları ayrı ayrı da olsa sırasıyla okumazlarsa olayların gelişmesini anlamakta zorluk çekebilirler.

Aslında tarihi çok eskilere dayalı, iyi ok kullanabilmeleri için sağ göğüslerinin gelişmesine engel olan ve Amazon olarak nitelenen kadın askerleriyle ünlü Kara Deniz’in bir kasabası mihver alınarak yazılan bu romanlar günümüz köy, kasaba ve şehir hayatıyla nelerimizi kaybettiğimizi gözler önüne sermesi bakımından dikkate değer bir laboratuar olarak değerlendirilebilir.  Köyden kasabaya, oradan şehirlere göç eden insanımızın bu göçler sırasında inançlarından, kültüründen, ahlâkından, sosyal değerlerinden ne gibi fedakârlıklar yapmak zorunda kaldığını, kahramanlarının yaşadıklarıyla anlayabilmekte, zaman zaman hayıflanmakta, üzülmekte ve kederlerimizi içimize gömsek de isyanımız kabarmaktadır. Bunun yanında yaşayan kültürümüzün az da olsa örnekleriyle göğsümüz kabarmakta, kaybetmekte olduğumuz geleneksel kültürümüzün güzellikleriyle temas sağlamanın heyecanını duyabilmekteyiz.

1980 öncesi sokak olaylarından da bazı sahnelerin aktarıldığı romanlar, bu olayların perde arkasına roman kahramanlarının bakış açılarıyla temas edilmekte, ülkemizdeki bazı farklı etnik unsurların dış etki unsurlarıyla beraber hareket ettiklerini günümüz bakış açısıyla dile getirmekte,  milli kökten kopmuş bir kısım kişilerin nasıl ve hangi kirli işlerde kullanıldığı pek güzel bir şekilde anlatılmaktadır. Bu arada şehir hayatının toplumsal iğrençlikleri, aileler arası ve aile içi fertlerine sirayet etmiş ilişki bozuklukları romanlarda tasvir edilmiş, şehirlerin güzellikleri arasında köylerden gelerek gecekondu semtleri oluşturmuş muhitlerin nasıl bir dert küpü olduğu ve toplumsal hastalıkların mikrop yuvası haline geldikleri bir ressamın fırçasından çıkan ustalıkla resmedilmiştir.

Romanlarda dikkati çeken önemli ustalıklardan biri kişi, toplum ve doğa tasvir ve tahlilleridir. En küçük ayrıntıları bütün canlılığıyla bu tahlil ve tasvirlerde bulmak mümkündür. Bu tahlil ve tasvirleri okurken kendinizi kişi ile birlikte sohbet ederken, ya da toplumun içinde bulabilirsiniz. Doğanın bütün seslerini, renklerini, yaprakların şeklini, ağaçların ve onların arasındaki canlıların, kuşların, böceklerin ve balıkların hareketlerini bile takip edebilirsiniz. Ormanın içindeki senfoniyi, yerlerdeki dinlendirici yeşilliği ve deniz kenarındaki kızgın kumlardan ayaklarınızın yandığını, Yağan yağmurda ıslandığınızı, Aralık ayının dondurucu soğuğunda parmaklarınızın ucunun uyuştuğunu, geceleyin gökteki yıldızlarla dertleştiğinizi hissedersiniz.

Romanlarda gördüğüm ikinci bir özellik ise çok az roman yazarına nasip olan kelime ve terim zenginliğidir. Romanları okurken çeşitli meslek mensuplarının özel sohbet toplantılarına tanıklık yapacak kadar mesleki terimlerle karşılaşırsınız. Bu yönüyle Mustafa Can’ı Peyami Safa ile eş değer bulabilirsiniz.

Mustafa Can’ın bu ilk romanlarıyla Türk edebiyatına girişi çok güçlü oldu. Önümüzdeki dönemde kendisini aşacak yeni romanları beklemek hepimizin hakkıdır. Bu haliyle bile adı ustaya çıkmış birçok romancımızı geride bıraktığına şahit olduğum Mustafa Can’dan açtığı çığırda daha büyük eserler bekliyorum.

Romanlardan edinmek isteyenler +905318327752 nolu telefona sipariş verebilirler.

YORUM EKLE