Enkaz Edebiyatını Bırak, İşine Bak

Tekin AYTUGAR yazdı...

Enkaz Edebiyatını Bırak, İşine Bak

Ağustos ayında yazdığım yazıdan beri bekledim, iyisi kötüsü ile yazı yazmadım. Amacım biraz süre verip neler yapıldığını görmek idi...

Sanırım bu arada eksikleri yamam gerekiyor. Son olarak Eskişehir maçına gidip ve oradaki yaşananlardan başlamak istiyorum. Birinci dakikada Dieera'nın yaptığı hatadan kaleci Soner'le karşı karşıya kalan oyuncu topa düzgün vuramayınca golü kaçıran taraf Eskişehir oldu. Dalga dalga gelen Eskişehir ataklarının 15. dk kazandıkları frikiği barajı bozan taraf biz olmamıza rağmen hakem golü iptal etti,ondan sonrasında da devre 0-0 sona erdi.

İkinci yarının hemen başında attığımız gol il 1-0 öne geçtik. Ne oldu ise ondan sonra oldu ve 89. dk golü kalemizde gördük ve Eskişehir beraberliği sağladı. Son dakikalarda Poepen ile kaçırdığımız pozisyonlarla Eskişehir maçından 1 puanla döndük ve ligdeki yerimizi koruduk. Buraya kadar her şey çok güzel idi ve mutlu olarak Bolu'ya dönerken, maçta yaşananları şöyle bir hatırlayalım isterseniz.

65. dk Tunahan'ın yerine giren Jansen oyunda kaldığı 25 dakikada hiçbir varlık gösteremediği gibi, 85. dakikada gördüğü gereksiz bir sarı kartla kart sayısınız üçe çıkardı. Gelelim 87. dakikaya. Bu dakikada sarı kart görüp oyundan çıkan Santos saha kenarındaki suya tekmeyi yan hakemin ve 4. hakemin gözü önünde vurunca yan hakemin uyarı ile ikinci sarıdan kırmızı kartı gördü. Ne oldu ise ondan sonra oldu.M.İ.Y maçındaki tablonun aynısı Eskişehir'de de yaşanmaya başlandı.

Kenar yönetimi oyuncularda dahil sahaya saldırmaları görevini menajer  değil de sportif direktör diye görev değiştiren Kazım Kırcı'da kenardakileri sakinleştireceğine yangına benzinle giderek ortaya ilginç şeylerin çıkmasına sebep oldu. Menajer bunları yapınca yedek oyuncularda kendisine uymakta geç kalmadılar. TFF tarafından Kazım Kırcı'ya verilen cezada yönetmelik gereği "müsabaka hakemine yönelik fiziki müdahale içeren sportmenliğe aykırı nedeni ile 75 gün hak mahrumiyeti, 20 bin TL para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir" diyor. O günkü ve geçmiş günlerdeki verilen cezalara bakıyorum. Hiç böylesi  verilen ağır ceza yok. Acaba Sportif Direktör Kazım Kırcı hakeme ne dedi de ceza verildi? İsterseniz önce futbol direktörü ne iş yapar onu bir yazalım.

İngilizcesi (Director of football) kelimesinden gelir ve görevleri şunlardır;

1-Teknik direktörü baskı altına bir pozisyonda değil, aksine teknik birikimi ile (varsa tabiki) ona destek olan teknik kadro ve yönetim arasındaki köprü konumunda bulunur.

2- Futbolcuların özel sorunları da dahil her konuda onlara destek olan kişidir.

3- Teknik direktör gün  gün takımın durumu ile ilgilenecek kişidir. Form durumları, taktiksel hamleler, oyun anlayışlarının gelişimi gibi konular teknik adamın işidir.

4- Takımın transfer ve kamp bütçeleri, oyuncu takip sistemi (kısaca scouting) gençlik geliştirme birimi (alt yapı) sportif direktörün sorumluluk alanıdır derler.

Saydığım bu  dört maddeye göre Kazım Kırcı 75 gün hak mahrumiyeti ile 20 bin TL para cezasını bu dört maddenin hangisine göre aldı, cevap bekliyorum. Cevabınız yok ise şöyle bir hatırlatma yapayım isterseniz. Arkadaş sahada ne sıfatla görev yapmaktadır önce onu bilmemiz gerekir. Eğer hakem ile diyalogunda, en terbiyelisinden (Allah belanı versin) dediyse 15 gün hak mahrumiyeti 5 bin TL para cezası alırdı. Ama (Allah belanızı versin) dediyse topluca eylem olduğundan verilen malum cezayı alırsın. Bu işin doğrusu bu mudur acaba? 

Santos'a aldığı tüm sarı kartları inceleyin ve göreceksiniz ki hiç biri pozisyon gereği değildir. Bu arkadaş kaptanlık pazu bandını takıyor ise bu işin bilincinde olmalıdır. Takımın saha içindeki sorumsuz davranışlarına kendisi bilhassa örnek olmamalıdır ama takımın ayarlarıyla oynayan kendisi. Takımdan çıkması gerektiği dakikalar çok önce olmasına rağmen son dakikalarda çıkarıyorsanız ve o haftaki gördüğü çift sarıdan kırmızı bir maç olmayacağı gibi, 3 sarı kart cezası devam ettiğini de belirterek takıma tam lazım olacakken yalnız bırakmasını anlamak mümkün değil. Bu vatandaşa 350 bin Euro verirken, prim paralarını verirken takım için değil kişisel hareketlerinden dolayı da takımı yalnız bırakıyorsa, yönetim olarak cezasını sizde vereceksiniz. Yoksa takımda disiplinin (d)sine rastlayamazsınız.

Son günlerin dedikodu malzemesi olan Pirojoviç meselsi nedir, hep beraber görelim; Boluspor başkanının İsveç'e Prijoviç için parasını ödemeyen eski başkan Savaş Abak'ın yaptığını düzeltmeye gidiyorum sözüne şöyle bir hatırlatma yapalım isterseniz. Mayıs sonunda yapılan genel kurula sunulmuş olan gelir-gider listelerindeki beyanatlarında her şey ortada. Herhalde bu evraklara bakmıyorlar.

DEVREDEN BORÇLAR DİYOR

verilen beyanatlara bakıyoruz, hep borçlardan bahsediyorlar. Oysa ki, Hakan Arslan adına Urfa kulübünden bugüne kadar kaç lira geldiğini bilen yok. Reklam ve yardım adı altında paralar toplanıyor, ne kadardır bilen yok! Başkan cebinden ne kadar para koydu bilen yok! İsterseniz dedikodusu yapılan hesaplar için şöyle kısa bir hatırlatma yapayım;

Devreden Borç  5.600.000 TL idi ( Kabul edilen)

                           1.600.000 TL (Hakan Aslan'dan gelen)

 

           çıkarttığımızda 4.000.000 TL (Kalan)

                              100.000 TL (Hasan Hatipoğlu'ndan gelen)

           çıkarttığımızda 3.900.000 TL (Tüm kalan borç bu kadar)

Kalan borca baktığımızda bunun 1.300.000 TL'si belediyeye olan borç. Siz de dahil kimsenin ödemediği bir nevi kangren olan borç. 1.250.000 TL'si Savaş Abak'tan önceki 4 başkanın ödemediği vergi borcu. Bu borçta taksitler halinde ödenen 40 bin TL'dir.

Geriye kalıyor 1.350.000 TL FUTBOLCULARA VE ESNAFA OLAN BORÇ.

Yine çok ayıpladığım ve geçtiğimiz gün duyduğumda üzüldüğüm bir konuya değinmeden geçmeyeceğim. Genel kuruldan önce mayıs ayının başında Savaş Abak yönetiminin (ismini verip de reklamını yapmak istemediğim) bir yerde yönetim ile yeni gelen futbolculara yemek verilir ama ne hikmetse bu toplantının faturası çok sonralarda kulübe gelir. Haliyle göreve seçilen yönetimin önüne geç gönderilerek gelen bu üç beş kuruşluk para içinde enkaz edebiyatı ve dedikodular her yerde anlatılmaya başlar. İki buçuk yıl görev yapmış bir yönetimin 3-5 bin TL'lik bir faturayı toplantılarda dile getirmesi çok ayıptır.

Arkadaşlar, bırakın bu enkaz edebiyatını. Hani genel kuruldan önce borç 15-16 milyon TL diyordunuz. 5.600.000 TL'lik borç bütçesi satırı satırı önünüze konulduğunda, genel kurulca ibra edilmiştir. O zaman bildikleriniz vardı da bütçeyi niye ibra ettiniz diye sormazlar mı adama?

son olarak dedikodu yapmak yerine açık açık bende bir soru  sorayım. Cevabını da bekliyorum.

Dieera diye bir oyuncu aldınız. Şu an başarıyla oynuyor. Onun % 50'lik bonservis bedeli kimin elindedir? Ufak tefek işleri bırakıp, bunu açıklayın da bilelim. Dieera transfer olduğunda Boluspor'un zararı ne olacaktır?

Onun için bu enkaz edebiyatlarını bırakın. Bolu esnafı ve halkı büyük duyarlılık içinde, çok zor günlerde ellerinde geldiğince maddi manevi Boluspor'a desteklerini vermişlerdir. Bundan sonra top sizde. Adana Demirspor, Denizlispor, Manisaspor, Mersin İ.Y. ve Elazığspor'un puan silme cezası aldıkları bir ligde borç içinde yüzen kulüplerin olduğu bir ligde bırakın ilk ikiyi ilk altıya kalamazsanız eğer, işte o zaman hangi edebiyatı dile getireceksiniz merak ediyorum. Şimdilik benden bu kadar, kalın sağlıcakla...

 

Güncelleme Tarihi: 13 Ekim 2016, 11:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner133