TOPRAK

Topraktan geldik, toprağa döneceğiz. Peki ya nedir bu fani dünya telaşı? Nedir bu hırs, şan, şöhret, makam, para, iş, eş, öfke, şiddet, can ve gelecek kaygısı? Bakıyoruz ki herkes bir telaşa kapılmış, sonsuz ömrü unutmuş, günü kurtarmak için canla başla çalışıyor.

Toprak doyursun gözünü diyorlar, doymayanlara. Doymuyorlar, hep daha fazlası, hep daha yükseği, hep bir fazlası. Peki ya dünya savaşı içerisinde çevresine bakıyor mu bunlar? Ah nerede o günler. Bahar gelip toprak yumuşayınca başlıyorlar toprağa koşmaya. Yazın güneşin altında kazdıkça kazıyorlar, bulduklarını sadece kendilerine ayırıyorlar. Hey, kardeşim! Dön bir bak, seni oraya getirenleri, sana kazma küreği verenleri görsün gözün. Bu toprak kimleri doyurmadı ki, bizi mi doyurmayacak. Ama belli ki birilerinin gözünü toprak doyurmuyor.

Havalar soğuyor, toprak sertleşmeye başladı. Baharın gelişiyle toprağı kazmaya başlayanlar, yazın topraktan alacağını alanlar şimdi tok. Anlamıyor hiçbiri açın halinden. Biz o gözünü toprak doyurmayanlar yokken, kışın kazmaya çalışıyoruz toprağı. Kendi kazma küreğimiz var çok şükür. Toprak olabildiğince sert, ama yılmıyoruz. Zaten bize bahar geliyormuş, yaz bitiyormuş fark etmez. Biz her zaman topraklayız, her zaman kazma küreğimiz hazır. Ufak ufak kazıp azar azar alıyoruz mahsulümüzü. Gözümüz de gönlümüz gibi tok.

Ama topraktan bizim alacağımıza da göz dikenler var. Dur demeye değil, payımızı almaya çalışıyoruz. Çalıyorlar, oyalıyorlar, hakkımız için sesimizi çıkartınca suratları asılıyor. Suçlu arsız olunca, haklı suçlu oluyor tabi. Arsızlarla uğraşmaktan yılmadık ama. Toprak sertleşiyor şu günlerde. Kazma küreği daha bir şiddetle vurmak lazım toprağa. Mahsulümüzü almak, başkalarına da kaptırmamak için. Selametle…

YORUM EKLE