TÜRKÇE

Sayın okuyucular, bilindiği gibi TC.nin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, kapıları orta çağ karanlığına kapalı, uygarlığa açık bir devlet inşası için –her alanda olduğu gibi-DİL(lisan) alanı ile de meşgul olmuştur. İlk yapılması gereken işin yeni bir alfabe olduğunu anlamış olacak ki 1 Kasım 1928 tarihinde LATİN alfabesinin temel alındığı HARF devrimini gerçekleştirmiştir. Kabul edelin bu alfabe, tıpa tıp Latif alfabesi olmayıp Türk dilinin seslerini karşılamaması nedeniyle türetilmiş bazı harflerin de yer aldığı YENİ bir alfabedir. Peki alfabenin kabulü ile iş tamam mı? tabii ki değil, bunun Türkçe ile tamamlanması gerekir.Nitekim 12 Temmuz 1932 yılında Türkçeyi incelemek ve geliştirmek amacı ile TDK kurulmuştur. Bu kurum , bu ad altında 1982 yılına kadar işlevini sürdürmüş olup daha sonra 1982 yılında yürürlüğe giren Anayasanın 134.maddesi ile Başbakanlığa bağlı Atatürk Araştırma Merkezi,Türk Dil Kurumu,Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi’nden oluşan tüzel kişiliği haiz yeni bir oluşuma gidildiğinden bu kez de bu ad altında işlevini sürdürmeye devam etmektedir.Anayasanın aynı maddesinin alt fıkrasında TDK ile TTK için Atatürk’ün vasiyetnamesinde belirtilen mali menfaatler saklı olup kendilerine tahsis edilir hükmü de yer almaktadır(İş Bankası olayı).Nihayet 1924 Anayasası ile Türkiye’nin DİLİ Türkçedir ifadesi yer almış olup devrim USULÜ ANLAMDA tamamlanmıştır.

Sayın okuyucular , usulü anlamda dedim,nedenine gelince ,gerek harf devriminin ve gerekse Türkçe kelimelerin halk tarafından kabulü pek de kolay olmamıştır.Bu durum bir süre kuşaklar arasında kopukluğa dönüşmüştür. Bunu da örneklendirelim; Bir gün okumayı ve özellikle okutmayı çok seven rahmetli dayım ilk okul üçüncü sınıfında olan bana kendince ders çalıştırırken, üçgenin alanı nasıl bulunur diye bir soru sormuştu, ben de başladım cevaplamaya, “bir üçgenin alanı…” der demez dur dur,öyle değil şöyle olacak dedi ve devamla önce ben tarif edeyim sen öğren dedi ve “yek müsellesin mesaha-i sathiyesi kaidesi ile irtifaının hasıl-ı darbının nısfına müsavidir” dedi.Dayı ben bir şey anlamadım deyince ,rahmetli babama dönerek “ bu bi şey bilmiyor sınıfta kalır” demez mi .

Sayın okuyucular,tekrar ediyorum, neden devrim “usulü olarak” tamamlandı. Bu devrim kanunlarını doğası gereği içselleştirenlerle direnenler arasındaki çekişme(geçimsizlik) o zaman da vardı ve halen de var. Ne yazık ki bu geçimsizlik 80 yıldır devam etmekte olup suların İLANİHAYE durulacağı OLASILIĞI da bulunmamaktadır. Görüldüğü gibi bir cümlede hem İLANİHAYE ve hem de OLASILIK sözcüklerini kullandım. Yani demem o ki bu konuda benim kendimde dahi bu geçimsizlik söz konusu olabiliyor. Bu yeni Türkçenin geliştirilmesi ve “homojen olması” yani yabancı kelimelerden arındırılması için çalışmalar yapmak üzere kurulan bu TDK nun Türkçe olarak ürettiği kelimelerin bir kısmı kabul görmüş ise de bir kısmı adeta kadük kalmıştır(önemini yitirmiştir. Örneğin HAKİM yerine üretilen YARGIÇ kelimesi kadük kalmıştır. MÜDDEİ kelimesi yerine üretilen SAVCI kelimesi ise tutulmuştu. Hatta bu vesile ile yeri gelmişken tanık olduğum bir olayı siz sayın okuyucularla paylaşmak istiyorum; Bir gün adliye koridorunda bir gürültü, tartışma var,hemen çıkıp konuyu öğrenmek ve müdahil olarak tarafları teskin ettirmek için baro odasından dışarı çıktık, öğrendik ki olay şu; Ceza davasında ,öz Türkçeyi çok sevdiğini bildiğimiz bir avukat arkadaşımız duruşmada müvekkili adına “BERAATİNE karar verilmesini talep ediyoruz” dememiş, öz Türkçe olan “AKLANMASINA karar verilmesini talep ediyoruz” demiş.Hakim de dosyadaki delillere göre sanığı 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetmiş.Bu kararı duyan sanık, avukatına dönerek” yahu sen ne biçim avukatsın “sanığın HAKLANMASINA dedin” hakim de beni HAKLADI” diyor. Görüldüğü gibi bu DİL çalışmaları zaman zaman tartışmalara da konu olabilmiştir ve hatta halen olabilmektedir.Peki bu SIKINTI sadece TDK nun ürettiği kelimelerden mi kaynaklanıyor,kesinlikle hayır,bunun ayrıca iki nedeni daha var,birisi özellikle eskiden beri kullanılagelmiş Arapça veya Farsça kelimeleri kullanma alışkanlığını terk edemeyenler(kısmen ben de dahil), diğeri ki daha önemlisi teknolojik(Tıp da dahil) kelimelerin saldırısı.Ben buna kelime anlamında “cari açık” diyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın zaman zaman Türkçe olmayan kelimelere karşı antipati duyduğunu,bunun önüne geçilmesi gerektiği yönünde görüşleri olduğuna medya kanalları ile MUTTALİ oluyoruz.(Buyurum, görüyoruz diyecektim ama bir cümlede hem görüş ve hem de görüyoruz kelimelerini kullanmamak için MUTTALİ oluyoruz dedim, yani eski kelimelerden yakamızı bir türlü kurtaramıyoruz.). Sayın cumhurbaşkanımızın bu hassasiyetine katılıyorum ve fakat bunun maşrapa ile selin yönünü değiştirmeye benzediğini de-yukarıda verdiğim örneklerle-kabul etmek durumundayım.

Hoşça kalın.21/02/2021

        

                      

YORUM EKLE

banner124