gaziantep türbanlı escort

izmir escort takipci satin al izmir escort pendikescort

TÜRKÇÜLÜK, TURANCILIK VE KARŞIT İDEOLOJİLER (3) “İSLÂMCILIK”

TÜRKÇÜLÜK ve TURANCILIK  ideolojisine içte ve dışta karşıt ideoloji ve projeler gelişmiş, zamanla bu ideolojiler arasında çok sert siyasal mücadeleler olmuştur. TÜRKÇÜLÜK ve TURANCILIK ideolojisine içte SİYASAL İSLÂMCILIK, 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren KOMÜNİZM ve onun içimizdeki sempatizanları siyasal mücadele içine girmişlerdir. Komünist Rusya’dan aldığı ölçüsüz destekle siyasal mücadelenin boyutlarını silahlı mücadele düzeyine çıkaran ve ülkeyi iç savaşa çekme amacı güden yakın tarihimizin bu hazin mücadelesini daha sonra kaleme almak üzere şimdilik TÜRKÇÜLÜK-İSLÂMCILIK mücadelesi üzerinde duracağım. Dışta ise TÜRKÇÜLÜK VE TURANCILIK ideolojisinin gerçek hasmı Komünist Rusya ve Çin’dir. Çünkü köleleştirilmiş TÜRK toplulukları ve onların esir ülkeleri bu devletlerin ellerinde bulunmaktadır. TÜRKÇÜLÜK ve TURANCILIK ideolojisinin başarıya ulaşması bu iki devletin esareti altındaki TÜRK topluluklarının ve ülkelerinin ellerinden çıkması sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle bu iki ülke TÜRKÇÜLÜK ve TURANCILIK ideolojisine karşı ölesiye bir mücadeleye girişmişlerdir.

18. Yüzyıl sonlarında Osmanlı imparatorluğunun Avrupa karşısında geriliği hissedilir hale gelince arayışlar dönemine girildi. Bu arayışlar 19. Yüzyıl boyunca ve bilhassa Tanzimat Devrinden sonra hız kazandı. Genç Osmanlılar diye bilinen gurubun öncülüğünde 1876 tarihinde meşrutiyetin ilanından sonra bu arayışlar daha da hız kazandı. Siyasi litarütürümüze halkın anlamadığı yeni,  yeni kavram ve terimler girdi. Osmanlıcılık, İslamcılık, Garpçılık (Asrilik ya da batıcılık), Türkçülük hep bu arayışların karşılığı kavramlar olarak siyaset dilimize o dönemde yerleşti. Başlangıçta bu gurupların reçeteleri farklı olsa da hedef ve amaçları aynıydı. Bütün bu ideoloji gurupları Osmanlı devletini çöküntüden kurtarmak ve ömrünü uzatmak için samimi düşüncelerini büyük bir gayretle anlatmaya çalışıyorlar, Osmanlıyı yeniden haşmetli dönemlerine ulaştırmaya yönelik proje ve fikirlerini kendilerine ait neşriyatla duyurmaya çalışıyorlardı.   

İşte bu ideolojik guruplardan en önemlisi ve halkta karşılığı olan İSLÂMCILIK, 19. yüzyıl sonu ile 20. Yüzyıl başlarında Osmanlı Devletini içine düştüğü zor durumdan kurtarmak ve Müslüman toplumları Osmanlı öncülüğünde birleştirerek potansiyel bir güç oluşturup Batılı sömürgeci devletlere karşı İSLÂM COĞRAFYASINI korumak amacıyla Osmanlı entelektüelleri tarafından geliştirilen bir projenin adıdır. Gerçekte ise çökmekte olan Osmanlı Devletinin ömrünü uzatmak için devlet içindeki Müslüman topluluklarının bağlılıklarını güçlendirmek amacına yönelik siyasi bir çalışmadır. Bu yönüyle İSLÂMCILIK siyasi amacı olan bir ideoloji olup halkımıza yanlış takdim edilmiş ve hedefleri tam ve net anlatılmamış, siyasi fayda gözetilerek anlatılmak istenmemiştir.  Halkımız İSLÂMCI siyaseti, İTİKADİ İSLÂMCILIK olarak görmüş, hedefin İSLÂM ŞERİATINA UYGUN devlet kurmak şeklinde anlamıştır.

Konumuzun esası olan SİYASİ İSLÂMCILIĞI önümüzdeki haftadan itibaren yazmaya çalışacağım. Yazının bu bölümünde İTİKADİ İSLÂMCILIK kavramını açmaya ve SİYASİ İSLÂMCILIKTAN farkını ortaya koyacağım.

İTİKADİ İSLÂMCILIK birbirine yakın fakat farklı tarifleri yapılan bir kavramdır. Bu tariflerden en fazla kabul göreni Sayın Rümeysa Sarısaçlı’ya ait olanıdır. Ona göre İTİKADİ İSLÂMCILIK “İslâm’a ve İslâm’ın tüm ideallerine sahip çıkan, bu idealleri Kur’an ve sünnet çizgisinden sapmayarak egemen kılmaya çalışan Müslümanlara verilen bir sıfattır. İslâm’ın en büyük ideali ise, tevhidi yer yüzünde egemen kılma idealidir. Allah’ın dünyasında Allah’ın dediğinin gerçekleştirme idealidir. Dünyanın doğusunda batısında, kuzeyinde güneyinde, İslâm medeniyetini egemen kılma idealidir. Tüm dünyada iyiliği yayma, kötülüğü def etme idealidir. İnsanı yeniden fıtratına döndürme idealidir. Haramlara engel olma, farzları yerleştirme idealidir. Akan kanı durdurma, mazlumun gasbedilen hakkının hesabını sorma, adaleti sağlama idealidir.”

Bu tarife uygun bir İSLÂM bundan sonra yaşanır mı bilmem? Ama bundan önce bu ideallere uygun bir dönem yaşanmamıştır. Ne Dört Halife devrinde, ne Emeviler ve Abbasiler döneminde, ne Selçuklular ve Osmanlılar döneminde bu ideallere uygun yaşanılan bir dönemi tarih kaydetmemektedir. Bu ideallerin müseccem örneği Peygamberimiz (s.a.s) Hz. Muhammed’dir. Onun bu haline Cenab-ı ALLAH tanıklık etmede ve Kur’an-ı Kerimde “Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin (Kalem suresi ayet 4) buyrulmaktadır. Onun dışında bu yüksek ideallere uygun yaşayan insan yoktur diyemem.  Ancak mevcut isimlerin bile bu ideallere uygun yaşadığı sadece taraftarlarının o kişileri öven kaynaklarında kayıtlı bulunmaktadır. Doğrusunu ancak ALLAH (C.C.) bilir.

Günümüzde fert olarak bu ölçülere uygun yaşamaya engel bir hal bulunmamaktadır. Devletler koydukları yasal kurallarla bu ölçülere uygun yaşamanın önündeki bütün engelleri kaldırmıştır. Ancak devlet bunun dışında yaşamak isteyenlerin de önünü açmakta ve onlara da yasalar çerçevesinde kendi istekleri doğrultusunda yaşama imkânını sağlamaktadır. Devletimiz İnsanların inançlarına uygun, ahlâklı, faziletli, hakka uyan, başkalarının haklarına saygılı, adaletli, yardım ve iyiliksever, fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine aleni veya gizli yardım edenlere imkân hazırlayan her türlü tedbirleri geliştirmiştir. Ancak kişi olarak inançlarımızın bu güzelliklerini herkesten istemek ve beklemek hakkına sahip değiliz ve kimseden bu güzellikleri yaşamasını bekleyemeyiz. Bu konudaki faaliyet alanımız bu güzellikleri telkin ve tebliğ etmekle sınırlıdır. Yasalarımızın bu telkin ve tebliğin yapılması görevini verdiği kişiler elbet eki din görevlileridir. Aralarında çok muhterem elleri öpülesi din görevlilerin bulunduğunu görüyor ve duyuyoruz. Yalnız çoğunlukla bu görevi ve İSLÂM’IN yüksek ideallerini hayata geçiren, yaşayan ve insanlara rol model olacak din görevlilerinden mahrum olduğumuz gerçeğini de gözden uzak tutmamalıyız.

NOT: gelecek hafta siyasal İslâmcılık konusunu işlemeye devam edeceğiz.

YORUM EKLE

banner133