seks hikayeleri escort kayseri escort istanbul altyazılı porno

TÜRKÇÜLÜK, TURANCILIK VE KARŞIT İDEOLOJİLER (6) SİYASAL İSLÂM

Yazının bundan önceki bölümlerinde siyasal İslâm tabirinin konunun uzmanlarınca yapılan tanımlamaları üzerinde durmuş, öne çıkan üç tanımı yazıya aynen almıştım. Bunlardan birincisi “İslâm’ın kişisel hayat dışında sosyal ve siyasal alanlarda da yol gösterici kılınmasını hedefleyen politik- ideolojik hareketlerdir” diye, ikincisi “Bütün Müslümanları tek yönetim altında toplama amacını güden ülkü” diye ve üçüncüsünü de “İslâm’ı siyasete araç edinen bir akım” diye tanımlandığını kaydetmiştim. Ancak Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkan bu siyasi hareketi “Osmanlı İmparatorluğunun güçlenmesi ve eski haline gelmesi için hangi milletten olursa olsun bütün Müslümanların halife etrafında birleşmesini hedefleyen bir düşünce akımı” diye tarif edenler de vardır.

20.Yüzyılın ilk yıllarında her şeyin karmakarışık olduğu bir zamanda tanımlamaların ve terimlerin de karışıklığı yaşanmaktadır. Kimin ne olduğu ve ne söylediği bilinmeden, tam yerine oturmayan terimlerle herkesin birbirini itham edip anlamsız ifadelerle suçladığı,  siyasi görüş ve düşüncelerin her değerin önüne geçtiği bir dönemde, Siyasal İslâmcılarla Türkçülerin sert mücadelesi sonuçları itibariyle günümüze kadar etkilerini sürdüren bir kavga olmuştur. Bu siyasal mücadelede İslâmcıların kullandıkları silahlar hiç değişmemiş,  İslâm dini pervasızca kullanılmış, kâfirlik ve din dışılık gibi ithamlar günümüze kadar doğrusu araştırılmadan devam ettirilmiştir. Millet, ümmet, kavim, aşiret, kabile, milliyet, kavmiyet, asabiyet, milliyetçilik ve kavmiyetçilik gibi anlam itibariyle birbirine yakın gibi görünen ve benzer sosyolojik terimlerin tarif ve tanımları iyi yapılmadan, tarafların bu terimlerle birbirlerini ithamları, bugün bile konuyu ciddi manada tartışmanın en önemli engeli olarak görülmektedir. Milletle kavmin, dolayısıyla milliyetçilikle kavmiyetçiliğin ve bunların ötesinde ırkçılığın ne olduğu bilinmeden; aşiret, kabile gibi küçük topluluklarının millet yerine konularak kutsal kitabımızdaki bu kavramlarla karşımızdakilere saldırmanın kolaylığı ve cehaleti günümüze aynen intikal etmiş ve millet olarak enerjimizi birbirimize yumruk sallayarak tüketmişiz. Başta din adamlarımız olmak üzere maalesef aydınlarımız kalıplaşmış bir iki cümle ile konu hakkında hükümler verip sözde İslâm’a hizmet ettikleri zehabıyla huzur içinde ayaklarını uzatıp uyuyabilmektedirler. Hâlbuki büyük bir sorumlulukla söyleyebilirim ki korkunç bir sona doğru hızla yaklaşmaktayız.

İslâm’ın iki önemli kaynağı vardır. Bu kaynağın birincisi ve en önemlisi mukaddes kitabımız Kuran’dır. İkincisi ise Peygamberimiz (s.a.v.)in hadisleridir. Bu iki kaynağa dayanmayan hiçbir iddia İslâm için bağlayıcı olamaz. Kim söylerse söylesin ve ne demişse desin o söz İslâm için esas alınamaz. Kişi önemli ve söz doğru da olabilir, ama İslâm için bağlayıcılığı yoktur. İslâmcı büyüklerin İslâm adına söyledikleri, ancak İslâmi kaynakların doğrulamadığı hiçbir iddia İslâm için geçerli değildir. Hiçbir kimse onların sözlerini mukaddes dinimizin esaslarıymış gibi dayatamaz ve bunun vebalinden kendini kurtaramaz. Siyasi itikadına uygun düşüyor diye o sözleri diğer Müslümanları itham için kullananlar doğrusu pek acıklı bir geleceğe hazırlıklı olmalıdır. Hele de bu ithamlar din adına cami kürsülerinden yapılıyorsa işin vahamet boyutları daha da artmaktadır.

Şimdi Babanzade Ahmet Naim’in Türkçülüğü itham için söylediği şu söze bakalım. “Müslümanlığa veda etmedikçe kavmiyet davasında bulunamazsınız. Kavmiyet gayretine düştükçe de Müslüman olamazsınız” İthamı görüyor musun? Müslüman olmanın şartı kavmiyet davasında bulunmamaktır. Kavmiyetini söylersen Müslümanlıktan çıkmış oluyorsun. Bunu kim söylüyor. Ahmet Naim söylüyor. Bunu Ahmet Naim söylüyorsa önemli değil. Ama sözü İslâm’ın bir hükmüymüş gibi kabullenirsen işte orada durmak gerekir.”Kavmiyet davası gütmek İslâm’ın varlığı için kanser kadar tehlikelidir” Bunu kim söylüyor. Bunu da İslâmcılık adına Ahmet Naim söylüyor.  “Tarihi ve milli hatıraları insanı ciddi manada yanıltır ve onu hurafelere düşürür” Bu sözde

Ahmet Naim’e aittir ve okullarımızda okutulan eski Türk tarihinin, Türk destan ve mefahirlerinin Türk çocuklarına okutulmasının İslâmcılık adına engel olunması için söylemiştir. Ancak Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Muhammed’in “Kişi kavmini sevmekle kınanamaz” ve “En hayırlınız aşiretini savunandır. Hilaf-ı şeri savunup da günaha girmemek şartıyla”  Ahmet Naim bu hadisleri neden görmezden geldi. Onun sözlerini İslâmcılık adına günümüzde de doğru kabul edenler bu sorunun cevabını aramalıdır.

Kavmiyetçiliğe (aslında milliyetçiğe) İslâm adına bu kadar karşı olan Ahmet Naim söz Arap kavmiyetçiliği olunca bakın ne diyor. “Akvam-ı İslâmiyenin (İslâm Kavimlerinin) hepsini severiz. Fakat Arap Kavmini sabıka-i İslâmiyeleri, Hz. Peygamber (s.a.v.) e karabetleri, lisanları  lisan-ı Kur’an olması, nimeti İslâm’ı neşrederek bütün müslimine velinimetlik dolayısıyla hepsinden, hatta kendi kavmimizden ziyade severiz.” Diyebilmiş hatta Arap kavminin sevilmesi konusunda hadisler rivayet etmiştir. İşte bunlardan bir kaçı. “ Arap kavmini üç şeyden dolayı seviniz. Ben Arabi’yim. Kur’an Arabi’dir. Ehl-i cennetin lisanı da Arabi’dir.” “Araba muhabbet imandır. Onlara buğz ise nifaktır, kim Araba sebbeder işte onlar müşriklerdir.” “ Kureyş’e muhabbet imandır. Onlara buğz ise küfürdür. Araba muhabbet imandır, buğz ise küfürdür. Her kim Arab’ı severse beni sevmiş, her kim Arab’a buğz ederse bana buğz etmiş olur” “Ben-i Haşim ile Ensar’a buğz küfürdür. Arab’a buğz nifaktır. Arap zelil olursa İslâm zelil olur” Kavmiyetçiliği siyasal İslâm adına kınarken Arap kavmiyetçiliğini bayraklaştırmanın izahını yapmamakta, sadece hadis diyerek işi meşrulaştırmaktadır. Ancak “ Arap olmak dolayısıyla kimseye bir tefahür ve rüchan hakkı doğurmaz” hadisini yazarak vicdanını rahatlatmıştır.

Yine aynı dönemde Mehmet Akif de İslâmcılık adına Türkçülüğe karşı çıkarken 1912 yılında şöyle demektedir. “ Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?/ Fikr-i Kavmiyeti şeytan mı sokan zihninize?/ Birbirinden müteferrik bu kadar akvamı/  Aynı milliyetin altında tutan İslâm’ı/ Temelinden yıkacak zelzele kavmiyettir/ Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir/ Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez/ Son siyaset ise Türklük o slyaset yürümez”

NOT: konuya gelecek hafta devam edilecektir.

YORUM EKLE