gaziantep türbanlı escort

izmir escort takipci satin al izmir escort pendikescort

YAPRAK DÖKÜMÜ

     Ocak aylarında, genelde yaşlılarımızın bir bir yaprak dökümü misali aramızdan ayrılmalarına tanık oluyoruz. Neredeyse iki günde bir ahbaplarımızdan, komşularımızdan ve arkadaşlarımdan birinin annesi, babası veya bir yakını yaşama veda ediyor.

      Yirmi gün önce komşumuz Müşerref Yılmaz teyzemizi, önceki hafta polis evladını şehit vermiş, çok sevdiğim Sabahat Mühürcüoğlu teyzemizi, dört gün önce Genç Bilgisayar’ın sahibi Erkan Kır’ın babası Ayhan Kır Bey’i son yolculuklarına uğurladık. İki gün önce de değerli arkadaşımız Fügen Top annesini kaybetti. Bu arada uzaktan tanıdığımız 4-5 kişinin de vefatını üzüntüyle öğrendik. Bunlar sadece benim bildiklerim ve duyduklarım. Hepsinin mekanları cennet olsun, ışıklar içinde uyusunlar. Vefat edenlerin yakınlarına ve sevenlerine de başsağlığı ve sabırlar diliyorum. 
      “Her canlı ölümü tadacaktır.” Bunu biliyoruz da, yine de sevilen bir insanın kaybı kaç yaşında olursa olsun insana koyuyor ve hüzün veriyor. Bu kişi çok sevdiğiniz biri ise eksikliğini ömür boyu yaşıyorsunuz. Yaşamınızda hep birşeyler eksik gibi geliyor insana.
       Halk arasında “Gelin girmedik ev olur da, ölüm girmedik ev olmaz.” derler. Aynen doğru.
        Mezarlıkta defin işlemleri yapılırken etraftaki mezar taşlarına baktığımda çok genç yaşta ölenleri görüyorum. Ne kadar çok benden küçük insanlar ölmüş diye düşünüyorum. Hani “Allah sıralı ölüm versin.”  diye bir dilek var ya, aslında ne kadar doğru ve anlamlı bir söz. Ölümden kaçış yok, ama gençlere bir şey olmaması en büyük duamız.
      Mevlana’ya “Yaşam nedir? diye sormuşlar. Mevlana da “Yaşam bir penceredir. Herkes o pencereden bir bakar ve geçer.” demiş. Gerçekten de insanlar doğuyor, yaşıyor ve ölüyor. Başka bir gerçek yok. Önemli olan geride bıraktığınız güzel izler. İnsanlık adına yaptığınız faydalı işler. 
      Kaybettiğimiz insanların rüya gibi, hayal gibi, sanki bir yalanmış gibi Dünya’dan göçüp gitmeleri ardından hüzünle bakarken, herşeyin ne kadar boş, bir o kadar da anlamsız olduğunu görüyorsunuz. İnsan ölen kişinin ardından, kim bilir ne hayatlar yaşadılar, ne mutluluklar, ne acılar yaşamışlardır diye düşünmeden edemiyor.
      Acaba ölüm olmasaydı, insanların hırslarının önüne geçilebilir miydi? Ölüm acısına dayanmak zor, ancak ölüm olmasaydı Dünya’da insanlar birbirini yerlerdi herhalde. Para ve mal hırslarının önüne geçilemezdi. İnsanlar hırslarının esiri olurlardı galiba. Ölüm gerçeği varken bile neler oluyor hayatta?
       Cenaze törenlerine eskiden kadınlar katılmıyorlardı. Evde oturup dualar okuyorlardı, böyle  acaip bir adet vardı. Şimdi bakıyorum da artık kadınlar hem camiye, hem de mezarlığa geliyorlar. Arap adetlerini Müslümanlık sanan insanlarımızın bu tutumunun, Araplarda kadınların evden çıkmamaları nedeniyle toplumumuza İslamiyete geçtikten sonra yerleştiğini sanıyorum. Kadın da, erkek de herşeyden önce eşit birer insandırlar. Sevdiklerinin kaybında da birlikte son görevlerini yerine getirmelidirler. 

YORUM EKLE

banner133