Yazım Hataları Ve Cemaat Meselesi (2)

Geçen hafta, bilgisayarın azizliğine uğrayıp, sütün komşum Hasan Abi’nin radarına yakalandığımızı belirtip, meseleye açıklık getirmeye çalışmıştık; fakat konu konuyu açıp uzayınca, “ nasipse, haftaya devam edelim” dedik. Burada maksadımız Hasan Abi’yi ilzam etmekten öte, kendi düşüncelerimizi dile getirmektir.

Geçen hafta belirttiğim gibi, matbuat âleminde hatalar hep olagelmiş ve olmaya devam edecektir. Maalesef, insan kendi hatasını pek fark edemiyor, birileri tarafından tashih edilmesi gerekiyor ki, bu da mahalli gazetelerde, bu iş için personel istihdamı olmadığı için, pek mümkün olmuyor. Kaldı ki, Bu tür hataları ulusal basında bile görmekteyiz.

Geçmiş yıllarda, gazeteler kurşun harflerle tek tek dizilirken, gözden kaçan hatalar olmuştur.

Mesela, Yunus Nadi’nin Cumhuriyet gazetesi “ Gazi Hazretleri İstanbul’a gidiyor” yerine “Gazi haşaratı İstanbul’a gidiyor” diye manşet olunca, bu feci yanlışı sabahleyin gören Yunus Nadi, utana sıkıla gazinin huzuruna çıkar. Gazi M. Kemal “haydi üzülme, sizin gazetenin musahhihleri gazeteyi fazla okumuyor galiba” diye teselli eder. Ve yine gazete de “Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Moskova’ya uçtu” yerine “ Tevfik Puştu Moskova’ya uçtu” manşetiyle çıkınca, Yunus Nadi, yine Gazinin huzuruna çıkar. Gazi M. Kemal  “üzülme çocuk, bu sefer doğru yazmışsınız” der.

Demek ki bu tür hatalar hep var olagelmiştir.

Bu konuyu kapatıp, gelelim Hasan Abi’nin değindiği cemaat meselesine…

Derki Hasan Dinç Hocamız “Cevat Bey inandığı doğrulardan ve bağlı bulunduğu cemaat disiplininden hiç uzaklaşmamıştır. Hem siyasi hem de dini konulardaki bütün yazılarında cemaatle hem fikir olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Tartışmalarda ise düşüncelerinden taviz vermese de hep yumuşaktır ve kırıcı olmamıştır”. Bizce bu intiba yanlıştır.

Çünkü zaman zaman yazılarımda “yazdığım her satır benim kişisel görüşümdür. Bir siyasi partiyi, bir cemaati bağlamaz” diye açıkça belirtmişimdir. Daha yakın zaman da cemaat yetkilisi ile sohbet ederken “ her akşam Mahalli basına bir göz atıyorum” değince, “Bizim gazeteyi de takip ediyor musunuz ?” dedim, “Sizin gazete hangisi” diye sormuş “Bolu Gündem ve ben orada yazıyorum” demiştim.

 Görüldüğü gibi yazılarımın cemaatle bir bağı yoktur. Zaten nezih camia içinde öyle siyaset konuşulduğuna pek şahit olmadım. Onlar saat mefhumunu düşünmeden, ülkemizin en ihtiyacı olan irfan nesli yetiştirilmenin heyecanı içindeler. Ve bu mücadeleyi gizlisi ve saklısı olmadan, devletin kontrolünde, şeffaf bir şekilde yürütmektedirler.

İnsanların iyi niyetle her hangi bir cemaate, bir sivil örgütüne veya siyasi partiye üye olmasında Bir sorun görmüyoruz. Yeter ki bunu başkasına bir baskı aracı olarak kullanmasın!

Bu gün cemaat diye isimlendirdiğimiz yapılar aslında yüzyıllardır var olup gelen tasavvuf geleneğinin devamıdırlar.

Tasavvufu İsmail kara “örnek insan, iyi Müslüman yetiştirilen bir disiplindir” diye tarif eder.

Bu gün toplumuzdaki ahlaki deformasyonu gördükten sonra, İslam’ı böylesi bir disiplin içinde yaşamanın önemi çok daha iyi anlaşılmaktadır.

Gazetemizin Ramazan sayfasını hazırlarken tasavvufun kutup isimlerin hayat hikâyelerinden kısa notlar çıkarmıştım. Orada gördüm ki, bambaşka bir hayat, farklı bir dünya var. Onlar bu Dünya’yı yurt edinmemişler, insanın yurdu kendi içindedir demişler. Y. Kaplan’ın değimiyle, insan Allah’ın ruhundan üflediği tek varlıktır, halifedir ve büyük emaneti üstlenmiştir.

İşte biz bu müstesna insanların çizgisinde gidebilirsek kendimizi mutlu hissedeceğiz.

Tasavvufun önemli kaynaklarından biri de Reşahat isimli kitaptır.

Kitabın müellifi Şeyh Safiyüddin kitapla ilgili, “saadet günlerin hikmet dolu anlarında o mübarek dudaklardan dökülen misilsiz kelimeleri bir arada toplayayım ve dertli kalplere aradıkları şifadan ilaç vereyim diye bu kitabı yazdım” der. Ve kitabın önsözünde,

Biçare Seyfi, sen tek ayağı yanmış bir köpeksin ki,

Üçayağınla şanlı kervanın ardından koşmaktasın!

Necip Fazıl bu kitabı tercüme ederken,” ben de gerçek hayat kahramanı şeyh Sefiyüddin’in arkasından yürüyen köpeğim” der.

Koskoca Necip Fazıl’ın bu sözü, benim hep hafızamda yer etmiş ve önemsemişimdir.

İşte böylesi kervanın peşinden gidebilen insanlara gıpta ile bakıyor, ben de oralarda yer bulmaya, bir mana da dış kapının dış mandalı olmaya çalışıyorum.

Kalın sağlıcakla…

.Günün sözü:

Dost acı söyleyen değildir

Acıyı tatlı söyleyebilendir.

YORUM EKLE

banner128