Yener Abi’yi Evinde Ziyaret ve Şerafettin Erbayram

Şehrimizin tanınmış iki güzide insanını manşete alıp, bu köşeye konuk etmemin nedenini düşüneneler, yazımın sonuna kadar okuduklarında, bu düşüncelerine cevap bulabileceklerdir.

Şöyle ki, geçenlerde, Gazetemizin patronu Hüseyin Bey ve yine gazetemizin duayen muhabiri Kasım Bey ile beraber, Bolu gazete camiasının büyüğü olarak kabul gördüğü Yener Abi’yi evinde ziyarete gittik.

Bizleri, Muhterem eşleri Aygün hanımla beraber çok sıcak karşıladılar. Yener Abi o bildik saç sitilini düzeltip, kravatını da takarak yanımıza geldi. Biz, işimizden dolayı, kısa zamanda kalkmayı düşünürken, sıcak sohbet epey uzadı. Aygün Hanım’ın kendi elleri ile hazırladığı ikramlarda sohbete ayrı bir renk kattı.

Yener Abi’ye siyasi gelişmeler ile ilgili soru sormamıza rağmen, pek o konulara girmek istemedi. Zaten, her kes gibi, siyasi düşüncesi olmasına rağmen, bunu pek yazılarına yansıtmazdı. Bizce de iyi yapıyordu. Öyle ya! Her kesin Yener Abi’si olabilmek kolay değil…

Ben bu “Abi” konusunu önemli gördüğüm için, biraz açmak istiyorum.

Tarihimizde var mı bilmiyorum; ama bu gün toplumumuzda, çok az da olsa, bazı insanlara sevgi dolu gözle bakılıp, sanki aileden biriymiş, ailenin büyüğü imiş gibi görülüp “Abi” denilmesini, büyük küçük, her kes tarafından kabul görüp bir konsensüs sağlanmasını, o kişiler için önemli bir meziyet olarak görüyorum.

Bugün, gerek siyasi partilerde, gerse sivil toplum kuruluşlarında “Abi” diye görülen ve kabul gören insanların varlığını biliyoruz.

Meseleyi daha iyi anlaşılır kılmak söylemem gerekirse, Mesela CHP camiasında İki dönem Belediye başkanlığı yapan Necdet Gören için “Necdet Abi” denir de, Üç dönem Belediye Başkanlığı yapan ve Bolu’ya hatırı sayılır hizmetleri olan Alaattin Yılmaz için, Ak Parti camiasında “Alaattin Abi” denilmez. Tabii ki bu misalleri çoğaltabiliriz.

Görüldüğü gibi, toplum neye göre değerlendirip de, kimi insanı “bey”, kimi insanı “ağa”, kimisini de sadece isim ve soyadı veya başka bir lakapla anarken, çok az  insan için de ismi ile beraber “abi” diye  hitap etmeyi uygun görür. Bunun cevabını okuyucularımın takdirine bırakıp, bu konuyu kapatıyorum.

Bizim, Yener Abi ile yıllara dayana bir hukukumuz var. Kendilerinin yazı işleri müdürlüğünü yaptığı gazeteden ayrılmak zorunda kaldığımda, son veda yazımda “tüm insanı vasıfları üzerinde gördüğüm dost ve güzel insan Yener Abi’ye de teşekkür ederim” diye bir not düşmüştüm. Yener Abi bu not için “duyduğum en güzel söz” diye yazsında memnuniyetini belirtmişti.

Yaptığımız bir ziyaretten yola çıkarak, birazda nostalji yapıp, Yener Abi için bir yazı yazmayı tasarlarken, Henüz yeni kurulan Bolu Platformu tarafından, İlklerin adamı olarak bir çok yeniliğe öncülük eden Şerafettin Erbayram onuruna bir gece düzenlendiğini basından haberdar oldum. Esasında, böyle bir programa katılıp gelişmeleri sizlerle paylaşmak isterdim. Çünkü, insanlar hayatta iken ve kendisi için, böylesi anlamlı bir gece düzenlenmesini güzel bir hareket ve aynı zaman da vafa duygusun bir tezahürü olarak görüyorum.

 Bu durum da, yirmi seneye yakın Bolu Barosu’nun Başkanlığını yürüten, küçük şehrin büyük takımı diye tüm spor camiasında ismini duyuran Bolu Spor’ un Başkanlığı yaptığı dönemde “Efsane başkan” diye şöhret bulan ve aynı zamanda, gazete yazı işleri müdürlüğü ve yıllarca muhtelif gazetelerde başyazarlık yaparak bizim basın camiasında da hatırı sayılır bir yeri olan “Yener Abi” için de böyle bir program düzenlenemez mi? Diye aklıma gelmedi değil.

 Bu gün ise, Şerafettin Erbayram için sağlığında böylesi güzel bir program düzenlenmesinden kısa bir süre sonra vefat haberi almamızla sarsıldık; ama” iyi ki böyle bir program düzenmiş” diye teselli buluyoruz.

Şerefettin Bey’i yıllar önce tanımış, taa doksanlı yıllarda çıkardığımız haftalık gazeteye, sanayi esnafının yakınındaki yem fabrikasının bacasının yaydığı kokudan rahatsızlık şikayeti gelmiş, haber yapmadan önce, fabrika sahibi olarak kendisi ile bir görüşelim demiştik.

Fabrikaya gittiğimizde bizi sıcak karşılayan Erbayram, fabrikayı gezdirerek geniş bilgiler vermişti.

Ve yine, bilhassa, Vali M. Ali Türker döneminde, şimdiki Vali Ahmet  Ümit’in   kapalı devre toplantılarının aksine, basına açık toplantılar düzenlenir, Bolu’nun meseleleri tartışılırdı. İşte o toplantılarda Şerafettin Erbayram’ ilgi ile dinler, onun düşüncelerini okuyucularımla paylaşırdım. Mesela, Turizm ile ilgili bir konuşmasında “ Bolu neden bir İsviçre olmadı; ona üzülüyorum” diyerek, boşa giden zamanlara hayıflandığını not düşmüşüm.

Bolu’da keçi sütünün üretimine başladığında, keçilerin ormana zarar vereceği yönünde yayın yapan gazetenin aksine, aynı gazetedeki köşemde kendisine destek verdiğimi hatırlıyorum.

İşte böylesi ufku geniş ve hiç olmazsa bu gün engin fikirlerinden yararlanabileceğimiz bir zaman da, değerli bir büyüğümüzü kayıp ettik. 

Biz, Yener Abi’nin zevkle okuduğumuz yazılarına tekrar başlamasını beklerken, sağlıklı ve uzun ömür diler, Merhum Erbayram’a Allahtan Rahmet, kederli ailesine ve dostlarına sabrı Cemil niyaz ederiz.

  Kalın sağlıcakla….

YORUM EKLE

banner128

banner124