gaziantep türbanlı escort

izmir escort takipci satin al izmir escort pendikescort

YUNAN ADALARI GEZİSİ-10

Santorini biri büyük 5 adadan oluşuyor. İki adada yaşam var, diğer 3 adada kimse yaşamıyor, 
M.Ö.1628 yılında Dünya’nın en büyük felaketlerinden biri sayılan ve şu anda deniz olan bu adaların arası kara iken korkunç bir yanardağ patlaması oluyor ve çökmeler meydana geliyor. Patlama sonucunda adalar ve adacıklar oluşuyor. 
Volkanın ağzından fışkıran kızgın lavlar ve yanık kaya parçaları o kadar geniş bir alana yayılıyor ki, İzmir Çeşme’ye bile kamyon büyüklüğünde kaya parçaları düşüyor. Püsküren lavların izleri adalarda katmer katmer iz yapmış. Yanık adalar olarak da isimlendirilen Santorini’de kara parçaları yanmış gibi duruyor. Hatta sahildeki kumlar bile simsiyah. Deniz çok temiz, siyah kumlarla ışıl ışıl çok güzel ve değişik duruyor. Siyah kumlar üzerinde uzak doğudan düğün yapmak için geliyorlarmış. Biz oradayken de iki gelin ve iki damat siyah kumlar üzerinde beyaz gelinlikleri İle resim çektiriyorlardı. Siyah beyaz çok da güzel bir görüntü oluşturuyorlardı. Biz de onların mutluluklarını ilgiyle seyrettik.
Rehberimiz Santorini’nin altının kaynayan tencere gibi olduğunu, bu nedenle de burada sık sık depremlerin olduğunu söyledi. 1956 yılında 7,8 şiddetinde deprem olmuş ve bütün binalar yıkılmış. Ada halkı adayı terk etmiş, 1960 yılında tekrar adaya dönmüşler ve yeniden evlerini yapmışlar. Evlerini yaparken çatıya ve balkona önem vermişler. Evlerin çatıları yarım kubbe şeklinde ve ortasından hava geçiyormuş. Evler beyaz ve mavi boyalı. Eski inanışa göre mavi renge, akrep ve böcekler maviyi kırmızı olarak gördükleri için gelmiyorlarmış. 
Santorini’de diğer Yunan Adalarında olduğu gibi çok fazla sayıda kilise ve şapel var. Kiliseler bizim camilerimiz gibi, şapel de mescit gibi daha küçük olanlara deniyor.
Bu kadar çok kilise ve şapel olmasına şaşırdık. Meğerse eskiden insanlar denize açıldıklarında evime sağ salim dönersem şapel yaptıracağım diye söz verirlermiş. Sağ salim dönenler de evlerinin yanına şapel yaptırırlarmış. 
Çoğu evin yanında şapel var ve bu şapeller özel mülk olduğundan bütün bakım ve masrafları yaptıranlar tarafından ödeniyormuş.
Santorini 4. Haçlı Seferinde fırtınaya yakalanıyor. Halk Azize İreni Kilisesini görüp, buraya sığınıyorlar. Bu yüzden bu kilisenin kendilerini koruduğuna inanıyorlarmış. Şimdi burayı kutsal olarak kabul ettikleri için her yıl 15 Ağustos tarihlerinde Meryem Ana kutlamaları yapılıyormuş. Bu vesile ile de binlerce turist buraya akın ediyor.
Adanın kuzeyinde 1876 yılında Colombus yanardağı patlamış, çok sayıda ölen olmuş. Bu yanardağ halen faalmiş.
Santorini adasının önündeki denizde, 2004 yılında bir yolcu gemisi kaptan hatası yüzünden kayalara çarpmış. Bütün yolcular kurtarılmış, hiç ölen olmamış. Kazanın olduğu yere başka gemiler girmesin diye kaza yerini çevirip, yuvarlak içine almışlar. Rehber, “Şimdi o geminin Kaptanı bizim gemiyi kullanıyor. Korkmayın canım, kaptan artık tecrübe kazandı, aynı hatayı yapmaz.” deyince bizden bir uğultu koptu. Sonradan da “Şaka şaka!...” diye bizi rahatlattı.
 Büyük patlamada püsküren lavlardan ponza taşı, topuk taşı olarak da bilinen maddeler de fışkırmış. Bu taşlar yanardağ ağzını kapatmış ve tıpkı bir tencere kapağı vazifesi görmüş. Kızgın yanardağ ağzına deniz suları girmiş ve müthiş bir buharlaşma olmuş, insanların büyük bölümü de kızgın buhar nedeniyle yanarak can vermişler. 
Ponza taşının suyu tutma özelliği varmış, bunu da İngilizler keşfetmiş ve buradan taşıdıkları ponza taşlarını Süveyş kanalının altına döşemişler. Santori’nin yolları ve limanı da Almanlar tarafından yapılmış.
Santorini’nindomatinya isimli, küçük eğri böğrü domatesleri çok meşhurmuş. Bu domatesler çok tatlı olduğu için reçel yapılıyormuş, 20 gün güneşte kurutulup kuru olarak kullanılıyormuş, bir de
salçası oluyormuş. Gezerken çok fazla üzüm bağları gördük. Bu bağlar yere değiyor, beyaz ve siyah üzümler çok tatlı oluyormuş, sofralık değilmiş. Bu üzümlerden şarap yapılıyormuş, bu şaraplar Dünya çapında ünlüymüş. Halk, gurme mutfaklarda kullanılan bu şaraplardan ve turizmden geçiniyormuş. 
Beyaz patlıcanı da ilk defa burada gördüm. Santorini’ye özgü beyaz patlıcanları da meşhur ve çok lezzetliymiş. Bitkiler, volkanik topraklardan değişik mineraller aldıklarından çok değişik lezzetlerde oluyorlar demek ki.
.../. 
Haftaya devam edeceğim.
YORUM EKLE

banner133